Şeyh Bedreddin
Şeyh Bedreddin
Ben de bir kadı oğluyum Simavna elinde
İlim deryasında çokça yüzdüm de geldim
Cenneti Ala da denen bir hayal yurdunda
Allı turnalarla çok semah döndüm de geldim
Hem Tur-u Sina'da, Hıra ve Hırka Dağı'nda
Kırkların ceminde bir olup Mansur Darı'nda
Bir de özümü yoklayıp Enel Hakk çağında
Haksızdan mazlumun hakkını almaya geldim
Türlü türlü düzen kurarlar kanlı sistemle
Ağaların, beylerin içtiği ağulu şerbetle
İlik kemikten ayrılıp özgür bir ruh ile
İmam Hüseyin yoluna berdar olmaya geldim
Bana türlü sual eder şeriat canbazı
Boynuma ipini geçirir hukuk celladı
Aman yerde koymayın hakkımı hal yoldaşı
Canım helaldir Dost yoluna vermeye geldim
Cevheri'yim aşarım nice karlı dağı
Akar yatağımı bulurum budur aşk bağı
Bir gün kurulur elbette eşitlik otağı
Serimi insanlık uğruna sermeye geldim
6 Aralık 2021
Ayhan Aydın
Rumelihisarüstü / Sarıyer
ORHAN ŞAİK GÖKYAY VE TANIRLI ÂŞIK YENER
ORHAN ŞAİK GÖKYAY VE TANIRLI ÂŞIK YENER
Çok değerli şairimiz Orhan Şaik Gökyay'ı ölüm yıl dönümünde sevgi, saygı ve muhabbetle anıyoruz. (1902- 2 Aralık 1994)
Ben şiiri çok mu çok severim. Türk şiiri çok büyük bir hazinedir. Cumhuriyet Dönemi denilen ilk kuşak tüm şairleri de yine birbirinden ayırmadan çok severim.
Orhan Şaik Gökyay milli şairimiz, vatan şairi olarak bilinir. Çok kuvvetli hisler uyandıran şiirleri vardır.
Onu anarken birden çok değerli halk ozanımız Tanırlı Aşık Yener'in onun bir şiirine karşın bir nazire ve yergi olarak yazdığı bir şiiri de aklıma geldi.
Böylece de ikisini de sevgi ve özlemle anmış olalım...
Muhabbet ehline aşk ile...
Ayhan Aydın
2 Aralık 2021
Bu Vatan Kimin
Bu vatan toprağın kara bağrında
Sıradağlar gibi duranlarındır,
Bir tarih boyunca onun uğrunda
Kendini tarihe verenlerindir.
Tutuşup kül olan ocaklarından,
Şahlanıp köpüren ırmaklarından,
Hudutta gaza bayraklarından
Alnına ışıklar vuranlarındır.
Ardına bakmadan yollara düşen,
Şimşek gibi çakan, sel gibi coşan,
Huduttan hududa yol bulup koşan,
Cepheden cepheyi soranlarındır.
İleri atılıp sellercesine
Göğsünden vurulup tam ercesine,
Bir gül bahçesine girercesine
Şu kara toprağa girenlerindir.
Tarihin dilinden düşmez bu destan,
Nehirler gazidir, dağlar kahraman,
Her taşı yakut olan bu vatan
Can verme sırrına erenlerindir.
Gökyay'ım ne yazsan ziyade değil,
Bu sevgi bir kuru ifade değil,
Sencileyin hasmı rüyada değil,
Topun namlusundan görenlerindir.
Orhan Şaik GÖKYAY
(1902- 2 Aralık 1994)
TANIRLI AŞIK YENER
BU VATAN KİMİN
Dipdiri Ayakta Duranlarındır.
Orhan Şaik Gökyay’a Cevap
Bu vatan toprağın tam üzerinde
Dipdiri ayakta duranlarındır.
Büyük şehirlerin orta yerinde
On katlı saraylar kuranlarındır.
Sivri zekasıyla bin tuzak kurup
Tilki düzeniyle tetikte durup
Halkımın sırtından milyonlar vurup
“Daha var mı” diye soranlardır.
Yoksul bir iş için girer sıraya
Bekle ki iş bulsun seneye, aya
Tekmil bakanlıklar, hem Çankaya’ya
Teklifsiz, destursuz girenlerindir.
Hanlar, köşkler, yatlar tüm sıra sıra
Elli kat elbise, yüz çift kundura
Gönlü çektiği an Paris, Londra
Atlayıp uçağa görenlerindir.
Ele kalkan yapıp imanı, dini
İçinde saklayıp garazı, kini
Kendi günde alıp doksan, yüz bini
İşçiye yüz lira verenlerindir.
Sevgili nazlanır durur kolunda
Cins köpek sağında, uşak solunda
Tarabya’ya doğru sahil yolunda
Binip mersedese sürenlerindir.
Boğaz otelleri bakar denize
Siyah havyar yenir beşbin beşyüze
Ellibini sayıp bakire kıza
Sütün kaymağını derenlerindir.
Aşık Yener aşkı devrim kızının
Teli de devrimci divan sazının
Halk için söyleyen halk ozanının
Koluna zincirler vuranlarındır.
Tanırlı Âşık Yener
(1928 / 2009)
HİÇ BİLEMEZSİN
HİÇ BİLEMEZSİN
Ne bilecek bu koca bina şimdi
Nereden geldiğini
Sönmüş ışıkları da
İçerdekilerin gönüllerindeki ateş gibi
Sönmüş müdür tam
Yoksa her an sevgiyle atacak bir kalp
Ve gülmeye hazır iki çift göz
Saklar mı hala derin kuytularında
Ne hikmettir bu şehir her daim nemli
Ilık bir su gibi yapış yapış girer koynuna
Gözyaşlarını bırakırsın da bir dağ başında
Diğildir bu Anadolu insanı
Avutmaz seni çünkü çok oynaktır
Kaldırımları da yuvarlar seni çünkü çok kaypaktır
Ağlayan kim, gülen kim
İçin için zevk ateşi yakan kim
Bunu hiç bir zaman bilemezsin
Kahkahaları koyverir bir anda
Dostun kim, hasmın kim asla bulamazsın
Bir bilmecedir hayat
Düşün düşün doğrusunu bir türlü çözemezsin
Sen bu her an sevdasıyla yandığın
Büyülü şehre değil de
İnsanlarına yabancısın
Bunu da bir türlü kabul edemezsin
Ayhan Aydın
3 Aralık 2021
şiir
Arkada sıra sıra karlı dağlar
Önümde sert rüzgârların savurduğu
Hüzün yüzlü sararmış yapraklar
Tarla kuşları çığlık çığlığa
Tükenmesin hiçbir zaman der gibi
Yaşamın umudunu çağlar
Bilinmez bir yerlerde kalmış hayalleriyle
Yorgun bir adam ise gelir, gelir de
Mutlu günlerinin anılarını sayıklar
Ayhan Aydın
8 Aralık 2021
Rumelihisarüstü / Sarıyer
Bir Yunus Emre, Bir Ahi Evran Sevgisi ki, Hiç Sormayın Gitsin...
Bir Yunus Emre, Bir Ahi Evran Sevgisi ki,
Hiç Sormayın Gitsin...
Bir zamanlar softalar Yunus Emre'yi hiç sevmezlerdi. Ama kapitalist düzende, eskiden kötü dediğine de şimdi iyi de, her kimden nasıl yararlanıyorsan yararlan, zihniyeti vardır. Şimdi ise hepsi bir Yunus Emre, Ahi Evran, Mevlana, Hacı Bektaş uzmanı kesildiler. Bu toprağın tüm kültürel, inançsal ve manevi değerlerini kendilerine mal ediyorlar. Aynı zamanda kendi ideolojik görüş ve düşünceleri içinde bunların düşünce dünyalarını eriterek, asıl yapılarını bozarak yozlaşmış yapılarına payanda yapıyorlar. Bu böyle, hal böyle yani. Ama peki Alevi / Bektaşi toplumu, hatta bırakın toplumu bu kesimin aydını ne yapıyor bu konuda, bu değerlerin değerini tam biliyor mu?
Onu da geçelim, her gün cemevlerine çağırmaya başladığımız salya - sümük Şiiliği, Sünniliği dolaylı olarak Alevilik diye anlatan şarlatanlara karşı, yazarımız, dedemiz, babamız, dervişimiz, sözde ozanlarımız bu değerlerin değerlerini gerçekten tam bilebiliyorlar mı?
Yunus Emre'nin tüm eserlerini okumuş kaç tane dedemiz var mesela, bunu merak ederim...
Bir de Yunus Emre'yi, hatta Hacı Bektaş Veli'yi "İslamcı, Devletçi, Sistemden Yana (!)" diye nitelendiren birçok sözde Alevi kurum temsilcisi şimdi bunları dillerinden güşürmüyorlar.
Her alanda ve tabi ki çevre konusunda da Türkiye'yi talan eden Recep Tayyip Erdoğan, sadece para gelecek diye birden çevreci olup Paris Çevre Sözleşmesi'ni birden bire imzalamadı mı?
Bu bizimkilerin ondan ne farkı var?
Ün, nam, UNUESCO sevgisi (!) Avrupa'dakiler de dâhil bunların başını döndürüyor...
Bu konularda ne gibi bilimsel bir çalışma yaptınız bugüne kadar?
Ahi Evran'ın yaşam öyküsünü kaç dedemiz, dernek başkanımız okumuştur acaba?
30 yıldır Alevilik / Bektaşîlik konusunda araştırma yapacak kaç akademik öğrenciye destek verip, akademisyen yetiştirdik?
Yazık, yazık, yazık... Şu acınacak halimize yazık...
Ayhan Aydın
2 Aralık 2021
HURİ İLE GILMANI
Ben dervişim deyene, bir ün edesim gelir
Seğir düben sesine, varıp yetesim gelir
Sırat kıldan incedir, kılıçtan keskincedir
Varıp anın üstüne, evler yapasım gelir
Altında gayya vardır, içi nar ile pürdür
Varuben ol gölgede, biraz yatasım gelir
O da gölgedir deyu, ta'n eylemen hocalar
Hatırımız hoş olsun, biraz yanasım gelir
Ben günahımca yanam, rahmet suyunda yunam
İki kanat takınam, biraz uçasım gelir
Andan Cennete varam, Cennette huriler görem
Huri ile gılmanı, bir bir koçasım gelir
Derviş Yunus bu sözü, eğri büğrü söyleme
Seni sigaya çeker, bir Molla Kasım gelir
İstanbul’da Anadolu Aydınlanmacısı Erenlerin İzinde Önemli Bir Sempozyum
İstanbul’da Anadolu Aydınlanmacısı Erenlerin İzinde Önemli Bir Sempozyum
İstanbul Lütfi Kırdar Kongre Merkezi’de, 4- 5 Aralık 2021 tarihleri arasında, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) ve Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) tarafından ortaklaşa gerçekleştirilen;“13. Yüzyıl Tasavvuf Düşüncesi ve Günümüze Etkileri: Anadolu’da Aşkın, Işığın ve Kardeşliğin Kaynağı Olarak Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli ve Ahi Evran” Sempozyumu başarıyla tamamlandı.
Birbirinden önemli akademisyenlerin ilgiye değer bildirilerini sundukları sempozyumun ilk gününde İBB Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu ve UNESCO Türkiye Milli Komisyon Başkanı Sayın Prof. Dr. Öcal Oğuz birer konuşma yaptılar. Sempozyumun Koordinasyonunda görevli olan Sempozyum Düzenleme Kurulu Başkanı Sayın Prof. Dr. Bülent Bilmez’in ve İBB Genel Sekreter Yardımcısı Sayın Mahir Polat’ın sempozyumun içeriği hakkındaki konuşmalarından sonra sempozyum bildirilerine geçildi.
İki gün boyunca birçok bilim insanın konuşmacı olarak yer aldıkları sempozyumda farklı yönleriyle Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre ve Ahi Evran’ın daha çok, özellikle yaşadıkları devirde yarattıkları etkilerin izinde, Türk Kültür tarihindeki yer ve önemlerine yer veren konuşmalar yapıldı.
Yıllar yılı ifade ettiğimiz gibi Anadolu’nun, Türk Kültür dünyasının ve de Alevi – Bektaşi Öğretisi’nin ve Düşünce Evreni’nin temel taşı olan ulu erenlerin, ozanların, düşünürlerin tüm boyutlarıyla ortaya konulduğu araştırmaların yapılması, panel / sempozyum gibi etkinliklerin düzenlenmesi ve yayınların çoğalması hem yeni bilgilerin ortaya çıkmasına, bunların kayıt altına alınmasına, hem de mevcut bilgilerin, sağlıklı bir şekilde daha geniş kesimlere yayılmasına vesile olacaktır.
Bugüne kadar daha çok üniversiteler, kamu kurum ve kuruluşları, belediyeler, çeşitli sivil toplum kuruluşları tarafından organize edilen, desteklenen bu tür faaliyetlerin son yıllarda sayının artacağı yerde azalması bir büyük eksikliktir.
İşimiz gücümüz birilerini karalamak, yersiz bir şekilde eleştirmek değildir. Ama zaten bu konularda Alevi kuruluşları son otuz yılda son derece kötü bir sınav vermişler; zaman zaman dile getirseler de hiçbir şekilde ciddi bir hedef ve amaç olarak bu alanda bilimsel çalışmaları hedeflerine koymamışlar, bu konuda ciddi manada çaba harcamamışlardır. Bir üniversite kurmak, bir bilim araştırma merkezi oluşturmak, enstitü kurmak, bu alanda çalışacak akademik öğrencileri, uzman kişileri desteklemek hedeflerinde olmamıştır. Yeri gelince “bizi asimile ediyorlar” diye bağırmışlar, sahte nutuklar çekmişler ama kendilerini asimile edenlerle bazen bilerek, bazen bilmeyerek kol kola yürümüşler, bir yandan devlete küfrederken aynı zamanda devletin nimetlerinden yararlanmak için kapalı kapılar ardında devleti yönetenlerden her türden ricacı olmuşlardır. Bu ikiyüzlü tavırlar hiç bitmemiş, riyakârlık bazılarında karaktere dönüşmüştür.
Benim kişisel en büyük korkum ise; böyle giderse zamanla Alevi kurumlarının en büyük Alevi asimilasyon merkezlerine dönüşmeleridir. Bunların başındakilerin, burada görevli dede isimli, hoca isimli sözde inanç önderlerinin birçoğunun çıkar odaklı yaklaşımları, davranışları, açıklamaları, tavırları, konuşmaları, yazıları bunu gösteriyor maalesef.
1997’de İSAV tarafından düzenlenen ilk ciddi sempozyumdan bu yana en azından imkanlarım ölçüsünde en azından dinleyici – izleyici olarak yüzlerce sempozyum, panel ve bu alandaki etkinliğe katılan birisi olarak şunu söylemek zorundayım ki, içlerinde Aleviliği / Bektaşiliği ters yüz edip, kendi asimilasyoncu kafalarına payanda yapanlar olsa da, yine üniversitelerdeki çalışmaların bu alandaki ana öneme sahip çalışmalar olduğunu söylemek zorundayım.
Yani her şeye rağmen iyi ki akademi ve akademisyenler var.
İşimiz; “kes / kopyala / yapıştır” mantığıyla çalışan sözde alandaki yazarlara, kendisini Aleviliğin merkezinde gören yarı cahil bazı önderlere vs. kalsaydı halimiz çok perişandı doğrusu. Elbetteki akademi dünyasında da bu tür hadiseler çok oluyor, oranın da ciddiyeti zaman zaman suistimal edilmiyor değil. Ama Arapça, Farsça, Osmanlıca, İngilizce, Almanca vd. yani yabancı dil bilmeden ciddi kaynaklara, verilere ulaşmanın mümkün olmadığı günümüz bilim dünyasında bu verilere dayanmayan çalışmalar da insanları derin yanlışlara düşürmektedir.
Başınıza her an geldiği gibi halk söylencesi çok yerinde bir tespitte bulunuyor, çok basit gibi gelse de ne önemli bir sözdür: “yarı doktor insanı canından eder, cahil din adamı insanı inancından eder, yarı bilim adamı da gerçekleri ters yüz eder” mealinde söylenen sözler gerçeği dile getiriyor.
Devamını oku: İstanbul’da Anadolu Aydınlanmacısı Erenlerin İzinde Önemli Bir Sempozyum
Diğer Makaleler...
- CAN TV.’DE CANA CAN OLANLAR
- Yık Dağları, Vur Patlat Ampülü Ey Arkadaş!
- OTURDUĞUN YERİ PAK ET / YEDİĞİN LOKMAYI HAK ET
- Yık Dağları, Vur Patlar Ampulü Arkadaş
- HASKIS HALAM
- Yolumuz Uğradı Alibeyköy Pir Sultan Abdal Cemevi'ne...
- ELİF ANA'NIN HAYATI FİLM OLUYOR
- Âşık Ali Kaya’dan Çok Güzel Bir Hediye…
- KEÇECİ BABA'da Asimilasyon Çalışması ve Aleviler
- OZAN ÇAĞDAŞ, OZAN ÇAĞDAŞ

