ŞAHKULU SULTAN DERGÂHI KÜLTÜREL ÇALIŞMALARI (NİSAN 2026)
ŞAHKULU SULTAN DERGÂHI KÜLTÜREL ÇALIŞMALARI (NİSAN 2026)
Şahkulu Sultan Dergâhı
Alevi Akademisi
(Alevilik - Bektaşilik Seminerler Dizisi)
4-25 Nisan 2026
Rıza Zelyut (Yazar)
Geçmişten Bugüne Alevilik
4 Nisan Cumartesi, Saat: 14.00
Prof. Dr. Çiğdem Boz
İnce Memed’in Ali’si: Fakirin Fukaranın Ekmeği Ali
5 Nisan Pazar, Saat:14.00
Prof. Dr. Fahri Maden
200. Yıldönümü
Bektaşi Tekkelerinin Kapatılması Sürecinde Gerçekte Neler Yaşandı?
11 Nisan Cumartesi, Saat:14.00
Nurdan Arca
Uzun İnce Bir Yol Şeyh Bedreddin ve Şeyh Bedreddin Belgesel Gösterimi
12 Nisan Pazar, Saat: 14.00
Dr. Zeynep Oktay - Doç. Dr. Ulaş Özdemir
Alevi Deyişlerinde Aktarım, Özneleşme ve Duygulanım
18 Nisan Cumartesi, Saat:14.00
Kahraman Özkök
(Revak Kitabevi Yayın Sorumlusu - Yazar)
Mehmet Ali Hilmi Dedeba: Yaşamı, Mücadelesi, Eserleri
19 Nisan Pazar, Saat: 14.00
Doç. Dr. Cemal Salman
Değişen Mekan, Dönüşen Kimlik: "Yeni Alevilikler"
25 Nisan Cumartesi, Saat:14.00
Yaşar Seyman (Yazar)
Türkiye'de Kadın Olmak: Yaşam, Mücadele Ve Örgütlenme Bilinci
Tüm dostlarımızı bekleriz.
26 Nisan Pazar Saat:14.00
Genel Koordinatör ve Sunan: Ayhan Aydın
Yer: Konferans Salonu
Şahkulu Sultan Dergahı
Kültür - Sanat - Edebiyat Etkinlikleri
(3 Nisan - 24 Nisan 2026)
Halil İbrahim Özcan
(Yazar- Uluslararası PEN Türkiye Başkanı)
Edebiyatın Hayatımızdaki Yeri
3 Nisan Cuma
Saat:14.00
Önder Şan
(Sanatçı)
Tiyatro Sanatı ve Drama
10 Nisan Cuma
Saat:14.00
Tahir Şilkan
(Yazar - TYS. Yönetim Kurulu Üyesi)
Toplumcu Yazarımız Orhan Kemal: Yaşamı ve Eserleri
17 Nisan Cuma
Saa: 14.00
Prof. Dr. Şükrü Aslan
20 Yüzyıldan Günümüze Vatan Arayışları ve Göç: Mübadillik, Muhacirlik ve Sığınma
24 Nisan Cuma
Saat:14.00
Genel Koordinatör ve Sunan: Ayhan Aydın
Yer: Meydanevi / Muhabbet Salonu
ALEVİLER VE ALEVİLİK NİÇİN SİYASETİN BU KADAR ÖZNESİ YAPILIYOR?
ALEVİLER VE ALEVİLİK NİÇİN SİYASETİN BU KADAR ÖZNESİ YAPILIYOR?
Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar (Türk Atasözü)
Biz müftü bilmeyiz fetva bilmeyiz
Kıyl-ü kal bilmeyiz ifta bilmeyiz
Hakikat bahsinde hata bilmeyiz
Şah-ı Merdan gibi ulumuz vardır
Alevi hareketi son yıllarda bugüne kadar hiç olmadığı kadar siyasetin öznesi yapıldı.
Bunu yapanlar çoğunlukla Alevi kurum başkan ve yöneticileri.
Artık öyle anlaşılıyor ki, siyasilerle görüşmeler, kimi ziyaretler, etkinlikler bile bazı insanların siyaset yapmak için Alevileri ve Aleviliği kullanmaları için birer bahane, amaçlarına örtü olarak kullanmaktan öte bir anlam ifade etmiyor.
Peki, neden bu kadar pervasızlaştılar, kimliksizleştiler ve utanmaz oldular bu aktörler?
Bu toplum ve sözde bu toplumun aydını denen kesim sayesinde.
Her konuda uzman olan, her alanda yazan, konuşan toplum; yazarıyla, akademisyeniyle, gazetecisiyle toplum temsilcisi görünümündeki insanlar bu yozlaşmaya ses çıkarmadıkları için bu fütursuzluk çok büyüdü.
Kurum başkanları, yöneticileri; işi gücü bırakmışlar, günlerini siyasilerle, iktidar partileriyle, belediyelerle ziyaret takvimine göre belirler olmuşlar.
Yapılan birçok etkinlik de aslında bu amaca hizmet ediyor.
Celal Fırat.
Garipdede Cemevi’nin paralarını akıttığı saz arkadaşlarının da desteğiyle sözde milletin vekili seçildi.
O zaten seçilmiş bir insandı, belki dede değil, bir pir değil, bir azizdi.
DEM Partisi onu keşfetti (!)
Onu kendi kadrosuna kattı.
Plan tıkır tıkır işletildi.
Garipdede Cemevi Başkanlığı’ndan istifa etmediği gibi, Celal Fırat bu güzide Alevi kurumunu DEM Partisi’nin bir şubesi gibi rahatlıkla kullanmaya başladı ve buna da devam ediyor.
DEM Partisi’nin birçok toplantısı burada yapılıyor.
DEM Partisi'nin basın açıklamaları burada yapılıyor...
DEM Partisi adına kurumlara, dini önderlere, her yere gidiyor.
Celal Fırat siyasi kimliğini dernek başkanlığı ve inanç önderliği yani “pir” kimliğiyle bir güzel harmanlayıp, kendi yandaşlarıyla birlikte Alevi kurumlarını DEM Partisi adına bir güzel dizayn ediyor, yönlendiriyor.
Bir güzide Alevi kurumu ahlaklı insanların akıllarının almayacağı şekilde siyasetin bir öznesi yapılıyor.
Hüseyin Mat.
Avrupa Alevi Birlikleri Konfedarasyonu Başkanı.
Her hafta ya kendisi Türkiye’ye geliyor, ya da Türkiye’de kendi yandaşı kimi kurum temsilcilerini Avrupa’ya taşıyor.
Bilmem ne etkinliği bahanesiyle bir araya gelip hep birlikte Aleviler adına sözde kararlar alıyorlar, açıklamalar yapıyorlar. Daha öncekiler gibi; Hüseyin Mat’ın ve Türkiye’deki saz arkadaşlarının harcadıkları uçak paralarıyla, yemek paralarıyla, kimi kendi yandaşı gibi hizmet eden sanatçılara, bilmem kimlere harcadıkları paralarla Alevilik adına bir enstitü bile kurulurdu.
Kendi eksiklerini, yanlışlarını örtmek için sözde milletvekili Celal Fırat’ın ve kıymetleri kendilerinden menkul kurum temsilcilerinin sözde güçlerinden yararlanmak istiyor.
Celal Fırat ve saz arkadaşları da koskoca Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun soluğunu, gücünü ensesinde hissettiği gibi güya bunu herkese hissettiriyor.
Vay, vay, vay…
Kurumları ele geçirip slogan atmaktan başka bir marifeti olmayan, Alevilikle ilgili kalıcı hemen hiçbir iş yapmayan bir iki afişle, çığırtkanlıkla Alevi temsilcisi olduğunu bize dayatan, Alevi kurumları sayesinde adam olan, adam olduğunu sanan zavallılar yığını…
Cem Vakfı.
35 yıllık birikimi tüketme noktasına gelmiş bir kurum.
Onca emek, onca çaba…
Hepsi göz ardı edilip, yok sayılıyor.
Yılların birikimi üzerine çöken bir zihniyet… İnsanlar kitap okuyarak ne elde ediyorlar, inanç insanlara yetmiyor mu, diyen bir zavallıyı dedeler kurumu başkanı yapan bu kurumun tek umudu mevcut iktidara yamanmak.
Başka çareleri kalmamış çünkü…
Cem Vakfı’nın kapısından geçmemiş kişileri kurucu üye yapan bu kurum her şeyi yeniden keşfeder gibi işe başlıyor.
Her şey zamanında yapılmış, kazanımlar elde edilmiş, AİHM. Cem Vakfı’nın emektarlarının çalışmaları sayesinde Türkiye’deki haksızlıkları mahkum etmiş, iktidarları hizaye getirmiş bir kurum nihayetinde.
Ama mirasyedi olmak böyle bir şey.
Hiçbir şey olmamış gibi, bugünkü iktidarın temsilcileriyle sabah akşam bir araya gelen, toplantı üstüne toplantı yapan bir yapı.
Düşünün ki Cem Vakfı ismini kaldırsanız, alkışlamaktan elleri parçalanan zavallılar AKP.- MHP. İktidarının bir ferdi olmuşcasına, hangi ülkede hangi haksızlıkları yaşadıklarını unutmuş gibi hareket ediyorlar.
Ülkeyi tarikatlar yurduna çeviren bir iktidarın gerici Milli Eğitim Bakanıyla protokoller imzalıyorlar.
Yeter ki var olsunlar, varlıklarını bu iktidara borçlu gibi, yani dibine kadar batmış bir borçlu müsrif gibi hareket ediyorlar.
Emek sömürüsü üzerine yükselen bir yapı. Bu kurumu var eden değerleri tırpanlayıp, verilen tüm çabaları yok sayan bir kafa yapısı.
Düşünebiliyor musunuz? Yıllar yılı Cem Tv.'ye verilen emekler bir zihniyet bozukluğu nedeniyle yok sayılıyor.
Yıllar yılı Cem Vakfı, Cem Radyo, Cem Tv., Cem Dergisi burada çalışanların emekleri gaspedilirken, nice nice vasıfsız, kendi çıkarı için çalışan müdürlere verelin paralarla bu kurumların bile ömrü daha uzun olurdu.
Adam yetiştirmek değil, yetişmiş, kuruma ve Aleviliğe bağlı çalışanları, değerleri birer birer yok eden şuursuz kafa...
Uyarıları dikkate almayan bir arşiv oluşturmayan, çalışanların paralarını vermeyen, Cem Tv.'nin isim hakkını, logo hakkını bile almamış ama her şeyi bilen narsist kafa...
Ama hiç önemli değil şimdi ise yine başkalarının çalıştırdığı Cem Tv.'yle yine iç içe tutarsızlar bandosu...
Sanki 35 yılda bu Cem Vakfı’nın kendileri var etmemişler, bu emekleri kendileri vermemişler gibi, fütursuzca bir iktidarın bir paravanı gibi çalışmaktan gocunmuyorlar.
Vedat Kara.
Kendisine tarihçi diyor. Bu konuda ne bir yazısını, ne bir kitabını okuyan, bilen var.
Birilerinin teşvikiyle önü açılmışlardan.
Sevenlerine bakınca, onu alkışlayanlara, büyük hayranlıkla önünde eğilenlere bakınca bu azizi daha önce hiç görmemiştik, ne büyük eksikliğimizmiş diyecek kadar birilerince sevilen birisi yani. Atatürk Kitaplığı’nda yöneticiyken kendisine teslim edilen arşivleri yok eden, benim bundan hiç haberim yok, diyen bu aziz, Garipdede Dergahı’nda kendisi gibi olan Calal Fırat’la ve diğer kurumlarla çeşitli projeler yürütmede çok başarılı bir isim.
Kimi cemevi başkanlarının akrabalarını cemevlerine, belediyeye işe alma konusunda da çok başarılı birisi.
Öyleki birkaç korumaya kadar ulaşan gücüyle, yanında taşıdığı fotoğrafçılarıyla, önünde kimi azizlerin, azizelerin yırtık dondan çıkanların eğilip büküldükleri, cemevlerine aşurelik dağıtarak büyük saygı uyandıran seçkin yetişmişlerden sayılıyor artık.
Geçenlerde kendisini çılgınca alkışlayan ve sözde solcu gören kimi meczupları gerçi biraz şaşırttı. Daha doğrusu şaşırtmış olmalı.
AKP. İktidarının bir kurumu Kültür Bakanlığı Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevi Vakıflar Federasyonu ile birlikte düzenledikleri bir etkinliğe katılıp etkinlikte bir de plaket vermiş Vedat Kara.
Siyasetin dibine batmış Vedat Kara için bundan doğal bir şey olamazdı elbette. Ama bu kurumları ziyaret edenleri “hain” ilan eden ve birilerine çemkirmeyi adet edinmiş, yarım beyinlilerden bir sesin çıkmamasıydı asıl şaşırtıcı olan.
Ama hiç önemli değil karekter olmayınca herkes çıkarına göre davranmayı adet edinmiş durumda...
Gelecek Bizlerden Hesap Soracak...
Vur patlasın, çal oynasın devri…
Böyle rezil bir şekilde Aleviliği getirip siyasetin tam ortasında onun değerlerini yok eden zihniyetlere teslim edenlere bu toplum ve bu toplumun sözde aydınları seslerini çıkarmazlarsa, bundan sonra olacaklardan da bizzat kendileri sorumlu olacaktır.
Sonra ağlayıp, zırlayıp, bağırmalarının anlamı kalmayacak…
Hangi parti, hangi siyasi görüş olursa olsun kendi mecrasında anlamlıdır.
Alevilik bir inançsa onun kendi değerleri, öğreti bütünlüğü, özgünlüğü kendi kimliğiyle yaşamalı ve yaşatılmalıdır.
Bu kadar siyaset alkışçısı kurum başkanı, dedesi, Bektaşi babası, sanatçısı olursa Alevilerin zaten bir başka düşman, asimilasyoncu vs. dışarıda aramasına gerek yok.
Faşist- gerici- dinci kalkışmalarla, toplu kırımlarla, katliamlarla, Türk - İslam sentezcileriyle, gerici devlet bürokrasisiyle, Sünni kuşatmayla, tarikatlarla, iş yerlerinde, devlet dairelerinde, okullarda, kışlalarda, yurtlarda Aleviler çok büyük zulümler yaşadılar, çileler çektiler.
Osmanlı'da uğradıkları zulmü, baskıyı ve asimilasyonu cumhuriyet devrinde de yaşayan Aleviler şimdi de kendi içinden çıkanlar tarafından asimile ediliyor...
Şimdi sözde: "öze dönüş" diyerek, "araştırma" adına, "Alisiz Alevilik" safsatasıyla onu köklerinden kopararak ya da; "Gerçek İslam Biziz" deyip, Sünni akidelerle, Şiilik içinde onu eriterek yok ediyorlar.
Kendi özgün yapısı, öğretisi, inancı ve özü yok edilmek istenen Alevilik, asimile edilen bir Aleviliktir.
Kimse Aleviliği tanımlamaya, ona yeni donlar biçmeye çalışmasın.
Yüzyıllar boyunca Alevi - Bektaşi Kadim Yol Ve Öğretisi zaten kendisini var etmiştir.
Onun değerlerini yaşamayıp onu hırpalayanlar bu yola hainlik yapanlardır.
Şimdi çok ciddi bir tehdit ve tehlikeyle karşı karşıyayız...
Aleviliği – Bektaşiliği maalesef bu toplum mensupları en acımasız bir şekilde çıkar için asimile ediyor…
Dert Bizde Derman Ellerimizdedir...
Gün yolumuza sahip çıkma günüdür...
Hiç kimse kendisini geri çekmesin.
Doğru yoldan gidip eğri yola sapmasın...
Cümle yol erenleri, gerçek pirler, gelecek bizlerden hesap sorar.
Gençlerimizin geleceğini yok etmemek için cesaretle yolumuza sahip çıkıp çıkarcılardan hesap sormalyız.
Yanlışın karşısında durmalıyız...
Muhabbet ehline aşk ile...
Ayhan Aydın
14 Nisan 2026
Sorma be birader mezhebimizi
Biz mezhep bilmeyiz yolumuz vardır
Çağırma meclis-i riyaya bizi
Biz şerbet içmeyiz dolumuz vardır
Biz müftü bilmeyiz fetva bilmeyiz
Kıyl-ü kal bilmeyiz ifta bilmeyiz
Hakikat bahsinde hata bilmeyiz
Şah-ı Merdan gibi ulumuz vardır
Bizlerden bekleme züht-ü ibadet
Tutmuşuz evvelden rah-ı selamet
Tevvella olmaktır bize alamet
Sanma ki sağımız solumuz vardır
Ey zahit surete tapma Hakk'ı bul
Şah-ı velayet'e olmuşuz hep kul
Hakikat şehrinden geçer bize yol
Başka şey bilmeyiz Ali'miz vardır
Nesimi esrarı fas etme sakın
Ne bilsin ham ervah likasın Hakk'ın
Hakk'ı bilmeyene Hak olmaz yakın
Bizim Hak katında elimiz vardır
Kul Nesimi
SADECE İSMAİL ARI’NIN DEĞİL, SİZLER İNSANLIK, DEMOKRASİ DÜŞMANISINIZ…
SADECE İSMAİL ARI’NIN DEĞİL, SİZLER İNSANLIK, DEMOKRASİ DÜŞMANISINIZ…
Artık yeter, yeter, yeter...
AKP Rejiminin Zorbalıkları nı, Hukuksuzluklarını Tanımıyoruz...
Faşizme, karanlığa geçit vermeyeceğiz...
Meydanlar aydınlanma, var olma kapısıdır...
Karanlıktan korkmayanlar bu dünyayı kurtardılar...
Yaşasın demokrasi mücadelemiz...
Katilleri, tecavüzcüleri, hırsızları çok seven bugünkü iktidar nerede doğruyu yazan, nerede gerçeği dile getiren namuslu yazar, gazeteci varsa cadı avı gibi, kindar kafasıyla onların izini sürüyor...
Yurtdışı yasağı koymak, farklı bir şehirde ise, çok tehlikeli bir insan muamelesi yapıp ailesi yanında, bayram ziyaretinde Hitler zihniyetiyle hareket edip on, on beş kişilik kolluk kuvvetiyle katillere yapmadığını en mazlum insanlara yapmak...
Karanlık rejiminin, hukuksuz düzeninin sözde gücünü tüm Türkiye'ye göstermek...
Peh, peh, peh...
Karanlık zindanlarına düşünce insanlarını, gazetecileri, yazarları, seçilmiş siyasileri, akademisyenleri doldurmak...
Zalimliğini göstermek için, ne kadar yolsuzluğu,
hırsızlığını, kanunsuzluğunu ortaya koyan varsa onların peşine düşen karanlık rejim yine bir gazeteciyi göz altına aldı...
BirGün muhabiri İsmail Arı, bayramda aile ziyareti için gittiği Tokat'ın Turhal ilçesinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yürüttüğü soruşturma kapsamında gece saatlerinde gözaltına alındı. "Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" suçlaması yöneltilen Arı, Ankara'ya getirilecek.
Hiçbir baskıya boyun bükmeden gerçeğin peşinden giden gerçek gazetecilerin, Alican Uludağ'ın, İsmail Arı'nın yanındayız...
Demokrasinin, özgürlüklerin, laikliğin, gerçeklerin her daim yanında olduk, her ne pahasına olursa olsun yanında olmaya devam edeceğiz...
Ayhan Aydın
22 Mart 2026
Şahkulu'nda Bilimsel, Kültürel Çalışmalar Devam Ediyor...
Köklü Alevi – Bektaşi Dergâhı Şahkulu Sultan Vakfı’nda
Alevi Akademisi Dersleri Ve Kültür – Sanat – Edebiyat Söyleşileri Devam Ediyor…
Kadıköy Merdivenköy’de bulunan ve 650 yıllık bir tarihi kökene dayanan kadim Alevi – Kızılbaş – Bektaşi ocağı Şahkulu Sultan Dergâhı Vakfı, yaklaşık kırk yıldır hem Alevi camiasına hem de bulunduğu bölgeye hizmet vermeye devam ediyor.
Alevi ibadeti olan cemlerin yapıldığı, ayrım yapmadan tüm gelenlere lokmaların sunulduğu, yaklaşık on bin kitaplık kütüphane ve arşiviyle çok önemli bir kültür merkezi olan Şahkulu Sultan Dergâhı’nı her yıl, konuya ilgi duyan dünyanın dört bir tarafından gelen yüz binlerce insan ziyaret ediyor.
Geniş bir bahçe içinde; türbe, cemevi, tarihi aşevi, meydanevi, kütüphane, konferans salonu, yemek salonu, köşk, tarihi çeşmesiyle gelen herkesi etkileyen, kapısı tüm gönül dostlarına açık olan Şahkulu Sultan Dergâhı Vakfı, cumhuriyet değerlerine derinden bağlı, laik eğitimden yana, bilimsel çalışmaların artması için her alanda gerekli desteklerini yapıyor.
Yurt içi ve yurt dışındaki tüm Alevi – Bektaşi kurum ve kuruluşlarıyla bağlantıları olan Şahkulu Sultan Dergâhı Vakfı bugüne kadar binlerce öğrenciye burs vermiş, yüzlerce söyleşi, seminer, dinleti ve anma etkinliğiyle önemli bir toplumsal görevi de yerine getirmiştir.
Bugüne kadar yaklaşık Kırk kitap ve kitapçık yayınlayan, araştırma çalışmalarına destek olan, yazar, edebiyatçı ve sanatçıları ağırlayan, Kadıköy’ümüz çok önemli bir sivil toplum kuruluşu olan Şahkulu Sultan Dergâhı Vakfı, şu anda Hikmet Yılmazkaya başkanlığındaki bir yönetimle bugün de aynı şekilde önemli hizmetlerini yerine getirmektedir.
Şahkulu Sultan Dergâhı Vakfı aynı zamanda kendi alanında da ilkleri başarmış, bu konuda da öncü olmuştur.
Gençlik Günleri adı altında ülkemizin sorunlarını gündeme getiren, sanatçılarla gençleri buluşturan etkinliklere ev sahipliği yapan kurumumuz; kitap fuarı, ozanlar festivali, kültür sanat ve edebiyat söyleşileri yanı sıra Alevilik – Bektaşilik konusunda da alanında uzman isimlerin seminerler verdiği her cumartesi “Alevi Akademisi”ne ev sahipliği yapmaktadır.
Ayrıca vakfımız her Cuma günü, “Kültür – Sanat – Edebiyat” söyleşileri programıyla da ülkemizin değerli yazar, edebiyatçı ve kültür insanlarının halkla buluşmasını sağlamaktadır.
Şahkulu Sultan Dergâhı Kültürel Çalışmalar Sorumlusu Ayhan Aydın’ın koordinatörlüğü ve sunuculuğunda yapılan etkinlikler tüm hızıyla devam etmektedir.
Halkın bilgilendirilmesi ve aydınlatılmasını en büyük toplumsal sorumluluk olarak gören Şahkulu Sultan Dergâhı Vakfı yönetimi periyodik olarak bu çalışmalarını sürdürme konusunda kararlı adımlar atmaktadır.
Halkımızın bilgi, duygu dünyalarına en ufak bir katkıyı en büyük mutluluk sayan Şahkulu Sultan Dergâhı Vakfı yönetimi tüm Kadıköy’lüleri Vakfa davet etmektedir.
Bilimin aydınlığında, demokrasinin varlığında, barış, dostluk duygularıyla tüm Kadıköylülere, İstanbullulara ve sevgiden yana herkese selam olsun.
Şahkulu Sultan Dergâhı Vakfı
Şahkulu Sultan Dergâhı’nın mart ayındaki etkinliklerinin bir kısmı şu şekilde olacaktır;
Şahkulu Sultan Dergâhı Alevi Akademisi (Alevilik - Bektaşilik Seminerler Dizisi)
(7- 28 Mart 2026)
- Araştırmacı – Yazar Ragıp İncesağır (Çanakkale): “Tarihi Tersten Okumak: Ezilenlerin Ecdadı”,
"Bizim Yunus"
7 Mart 2026, Cumartesi, Saat:14.00
- Prof. Dr. Haşim Şahin (Eskişehir): “Osmanlı'nın Kuruluşunda Sufiler, Babalar, Dedeler, Gazi Abdallar, Anadolu ve Rumeli Erenleri”, Saat: 14.00
- Akademisyen - Bilişimci – Yazar Kemal Akgün (İtalya): “Alevilik Çalışmaları: Araştırmalar, Kurumlar, Sorunlar, Çözümler”
“Aleviler ve İnternet”, Saat: 16.00
14 Mart 2026, Cumartesi
- Halkbilimci- Şair - Yazar Metin Turan (Ankara): Âşık Veysel Anması; “Güneşin Işıklarını Avuçlayan Çocuk: Âşık Veysel“, Saat: 14.00
- Hüseyin Elmas Dede (İstanbul): Sultan Nevruz, Saat:16.00
21 Mart 2026, Cumartesi
- Gazeteci- Yazar- Yayıncı Ahmet Koçak (Balıkesir): "Alevi-Bektaşi-Kızılbaş İnancında Sürek Farklılıkları"
"Hacı Bektaş Dergâhı Cem Pratikleri - Zakirlik Geleneği ve 12 Hizmetler", Saat:14.00
- Araştırmacı – Yazar Şah Hüseyin Şahin (İstanbul): “Büyük Alevi Ozanı: Virani Dede” Saat: 16.00
28 Mart 2026, Cumartesi
Etkinlikler - Mekân: Şahkulu Sultan Dergâhı Konferans Salonu
Şahkulu Sultan Dergâhı Kültür - Sanat - Edebiyat Etkinlikleri
(6- 27 Mart 2026)
- Şair - TYS. Başkan Yardımcısı Mustafa Köz: Yaşamın Anlamını Edebiyatta Aramak: Duygunun ve Düşüncenin En Lirik Hali Şiir Ve Halk Şairlerimiz
Tarih: 6 Mart 2026, Cuma, Saat: 14.00
- Akademisyen- Araştırmacı – Yazar Kıymet Kına Erzincan: “Thomas More'un Ütopyası Bize Ne Anlatıyor?”
Tarih: 13 Mart 2026, Cuma, Saat: 14.00
- Eğitimci- Araştırmacı – Yazar, Dr. Niyazi Altınya: “Eğitim Hakkı”
Tarih: 20 Mart 2026, Cuma, Saat: 14.00
- Tarihçi- Yazar Mehmet Burak Çetintaş: “Osmanlı’dan Bugüne Kadıköy Tarihine Bir Bakış”
Tarih: 27 Mart 2026, Cuma, Saat: 14.00
Etkinlikler - Mekân: Meydanevi / Muhabbet Salonu
Koordinasyon ve Sunum: Şahkulu Sultan Dergâhı Kültürel Çalışmalar Sorumlusu Yazar Ayhan Aydın
Şahkulu Sultan Dergâhı Mehmet Ali Hilmi Dedebaba Eğitim ve Kültür Vakfı (Şahkulu Sultan Dergâhı Vakfı)
Adres: Merdivenköy Mahallesi, Şair Arşi Caddesi, Ayışığı Sokak, No: 56, Göztepe, Kadıköy, İstanbul, 34000
Telefon: 0532 241 87 74
Resmi Sosyal Medya Adreslerimiz:
E-Posta: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
YOTUBE: https://www.youtube.com/@SahkuluSultanDergahıVakfı
FACEBOOK: https://www.facebook.com/SahkuluSultanDergahı
www.sahkulu.com
SURİYE VE ORTADOĞU BATAKLIĞINDA HALKLAR VE ALEVİLER
SURİYE VE ORTADOĞU BATAKLIĞINDA HALKLAR VE ALEVİLER
Kendine özgü bir yaşam felsefesi, inanç ve kültür öğretisi var etmiş Alevi toplumu; yüzyıllar boyunca inançları, yaşamları, düşünceleri nedeniyle bulundukları hemen her ortamda mevcut yönetimler, otoriteler, çoğunlukta olan inanç yapılarının temsilcileri tarafından sürekli yok sayılmışlardır.
İnançlarını, kültürlerini, kimliklerini yaşatma, var etme, anlatma konusunda hiç bitmeyen bir şekilde mücadele vermek zorunda bırakılan Alevilere dönük baskı, zulüm, kıyım, yok sayma, sürgün, katliamlar tarihler boyuna hep devam etmiştir.
Anadolu topraklarında Selçuklular ve Osmanlılar’da hat safhaya varan bu baskı ve kıyımları ne yazık ki, Alevilerin önemli bir kesimi tarafından da büyük bir erdem olarak kabul edilen cumhuriyet rejimiyle “Modern Türkiye”de de devam etmiştir.
Cumhuriyet tarihi boyunca Alevi toplumu yasalardan, uluslar arası evrensel hukuk normlarından, insan olmalarından kaynaklı özgün kimliklerini tam yaşayamamış, her zaman, her devirde baskıya uğramışlardır.
Bugün de Türkiye’de mevcut iktidar türlü siyasi oyunlarla Alevi toplumunun hak ve hukuklarını tanımama konusunda ısrar etmekte, kendince çeşitli manevralarla hakların alınmasını engellemekte, ötelemekte, Alevileri oyalamaktadır.
Dünyanın farklı coğrafyalarında da milyonlarca Alevi yaşamaktadır. İran, Irak, Suriye, Lübnan, Ürdün, Balkan Ülkeleri başta olmak üzere kendilerini Alevi olarak nitelendiren, bazen isimleri farklı olsa da, Sünni ve Şii İslam inanç ve mezheplerinin dışında yaşayan bu insanlar da tüm coğrafyalarda hakaretler, baskılara, sindirmeler tabi olmaktadırlar.
ORTADOĞU
Uluslar arası güç paylaşımıyla emperyalizmin tüm dünyayı bir sömürü alanına, insanları birer modern köle, ülkeleri sömürge valiliklerine yeniden dönüştürme gayretleriyle yıllar yılı hiç bitmeyen ama toplumların da bir türlü akıllanmadıkları oyunlar her zaman her zaman sergilenmeye başlanmıştır.
Dünya petrol ve enerji rezervinin önemli merkezlerinden birisi olmasının ötesinde, tarihler boyunca bir ulaşım ve insanların iletişim ağlarının merkezinde olan Ortadoğu’da kukla yönetimleri ellerinde bulunduran ABD. Ve Avrupa istihbarat örgütleri binlerce misyoneriyle, o ülkelerdeki işbirlikçileriyle, halkları birbirine düşürerek, savaşlar çıkararak buraları sömürmeye, ülkeleri, bölgeleri kendi sömürge valilikleri yapmaya devam etmektedirler.
Her türlü yol ve yöntemi kullanıp iktidarları darbelerle alaşağı eden, kendisine yakın isimlerle orduları yöneten, kendi varlığını sağlamak için sözde bilimsel çalışmalar adı altında, yeryüzündeki insanların teker teker dişlerini bile sayan emperyalizmin tek amacı; sadece bir varlık olarak gördükleri insanlardan nasıl yararlanacakları, onların kendilerine tabi olup olmaması, ya da tabi hale getirilmesidir.
İktidara getirdikleri kukla yönetimleri, diktatörleri kendileri var eden, yeri gelince yine kendi düzenledikleri darbelerle alaşağı eden ABD ve Batı denen ülkeler iki yüz yıl boyunca KARA AFRİKA’yı yağmaladılar, yok ettiler.
Balkanlar’ı, Kafkasları, Orta Amerika’yı, Uzakdoğu ve nice yeri aynı düzen oyunlarıyla kendilerine bağımlı yaptılar.
Yöntemleri ise; en değerli bilimler Tarih, Antropoloji ve Sosyoloji’yi kendi işlerine göre kullanmak oldu.
Tüm ülkelerin, tüm toplumların verilerini, varlıklarını, çelişkilerini, çatışmalarını, sorunlarını teker teker defterlerine kayıt ettiler.
Tüm ülkelerin, yörelerin, toplulukların, inanç ve kültür yapılarının röntgenlerini çektiler.
Kurdukları sistemle, yapılarla toplum mühendisliğine girdiler.
Sonrasında ise başladılar milyonların kanını akıtarak sömürge düzenlerini devam ettirmeye.
Çok kaba, basit ama benim gördüğüm emperyalizmin kara resmi budur; kendini var etmek için, tüm dünya insanlığının insanlık birikimlerin yok sayarak haydutluğa, barbarlığa girişip insanı insana kırdırmak.
Kürt’ü sevdiği için, Sünni’yi, Şii’yi, Protestan’ı çok sevdiği için bu topluluklara yaklaşmadılar.
İşlerine nasıl geliyorsa, güçlüyü güçsüze veya zayıf kuvvetliye boğdurmak, hak kaybı yaşayanlara sözde adalet getirme adına düşmanlar yaratıp insanları, toplumları bir birinin üzerine salmak…
Çeşitli kişi ve guruplara iktidar ve yönetme erki sözleri vermek, bazen de elini kala bulamadan kendi insanını, kendi canından olanlara kırdırmak…
Emperyalizm faşizmi yaratan unsur olarak kanla, silahla, bombalarla beslenen rezil bir sistemdir.
İran’da halkına zulmeden, kan kusturan katil bir rejimin arkasında da yine emperyalizm vardır.
O da yetmeyince füzelerle gökyüzünden ölüm yağdıran bizzat kendisi olur.
Irak’ta, Suriye’de, Libya’da, Mısır’da…
Dünyanın her yerinde yüz yıl içinde özgür, bağımsız bir yapı oluşmasını engelleyen, tüm iktidarların en azından ikinci ortağı olan ABD. ve Batı’lı devletler, dünyayı bir sömürü alanına çoktan çevirmişlerdi.
SURİYE
Suriye bir güzellik tanrıçasının ismidir.
Benzersiz bir coğrafyaya, kültürel dokuya, tarihe sahip bir ülkedir.
Yeryüzünün neresi güzel değildir ki, Suriye’de güzel olmasın?
İşte burada da dünyanın tüm coğrafyalarında olduğu gibi farklı etnik ve dini kökenden insan yaşar. Arap da vardır, Kürt de vardır, Türk de vardı, Sünni de vardır, Şii de vardır, Hıristiyan da vardır, Abdallar da vardır, Ermeni de vardır.
Bunlar içinde elbette Aleviler de vardır.
Bin kez yazılsa okumayan tortulu beyinlerdeki yargıları değiştirmek mümkün olmuyor.
Türkiye’de mezhepçi bir yapı oluşturan AKP. Rejiminin karanlık kalemleri geçen sene; Esat’ın sözde Alevi kimliğini kullanıp Türkiye’de çok büyük bir Alevi Nefreti yaratma gayesi güden bir propagandaya çevirmişlerdi.
Onlara göre; sözde Esat Alevi’ydi, Suriye’de Sünnileri katlettiriyordu. Bunu Türkiye’de yazan sözde gazeteci denen bölücü hainler, Türkiye’deki Alevileri tehdit ediyorlardı. Ama yargı bunlara bir şey yapmıyordu.
Daha da ilginci basın açıklaması yapma ustası, hayatında Suriye’yle ilgili tek bilgi sahibi olmayan sözde kurum temsilcisi paçavra yığınları kendileri için bir propaganda aracına dönüştürdükleri “Suriye’de Alevi Katliamı Var” söylemini birer çığırtkanlıktan öteye götüremiyorlardı.
Türkiye’de Alevi nefretini hortlatan sayısız video var, binlerce yazı var, yorum var…
Alevi ucuz kahramanlarının kaç tanesi bunların hangisini dava etmiştir, meydanlarla dedeyim, anayım, başkanım, temsilciyim, diyerek boy gösteren zavallılara sormak gerekir.
Meydan bomboş nasılsa, at izi, it izine karışmış, yarım beyinliler akıl hocası olmuşlar nasıl olsa…
Kime ne anlatırsın?
Suriye’de eli kanlı İŞİD çeteleri binlerce Alevi’yi katletti.
ABD.’nin, AKP.’nin biricik kravatlı katilbaşı Coloni’sinin çeteleri binlerce Alevinin evini ateşe verdi…
TÜRKİYE’DEKİ ALEVİ KELLEBAŞLAR…
Alevi hareketini Kürt hareketinin yedeği yapmak için DEM.’in sözcülüğünde Alevi kurumlarını katilbaşı Apo’ya özgürlük getirmek için kullanan satılmışlar türedi son zamanlarda.
Hiçbir kökü, hedefi olmayan, içeriği halktan saklanan, kirli pazarlıkların ürünü sözde “Demokrasi Görüşmelerine” Avrupa’daki güç odaklarının istemiyle yedeklenen bazı sözde milletvekili, parti meclis üyesi, federasyon başkan ve temsilcileri iş içinde iş çevirip, adice siyaset yapmaya başladılar Aleviler üzerinden.
Bu kirli oyunlarına da halen devam ediyorlar.
Avrupa’da halkın deprem için topladığı paraların hesabını veremeyen kimi sözcüler ellerde pankartlarla sözde Alevilerin haklarını alma aldatmacasıyla Alevi kurumlarını kullanıp kendilerini aklama yarışına giriştiler.
Tetikçilik, şakşakçılık, çığırtkanlık ve amigoluk, bugünün geçer akçeleri bunlar.
Her türlü ahlaktan yoksun, kişiliksiz paçavralar eşini bırakıp kendisine sevgili tutan kepazeler sözde toplum adına meydanlarda at koşturmaya başladılar, millete, gül yüzlü Alevilere Alevilik dersi vermeye yöneldiler.
Ama öyle bir şey yok…
Öyle bir dünya yok…
Öyle bir Alevilik de yok…
Kırk yıllık örgütlenme mücadelesinin en zorlu günlerini yaşayan Alevi kurumları tümüyle başı boş bir halde tabelalarını ceplerinde taşıyan çıkarcı siyasi artistlerin ellerinde kaldı.
Devletten, belediyelerden iş takipçiliğine yönelen, tüm dertleri kişisel menfaat olan, en ufak bir araştırmada açığa çıkacağı gibi Alevi kurumlarını kullanıp kendi yakınlarını belediyelerde işe yerleştiren bu çığırtkanların tek dertleri yaygara altında kendi menfaatleridir. Toplumu düşünmeleri söz konusu olmayan bu çürümüş çıkar ağını ortaya çıkarmak, gül yüzlü Alevi toplumunu kandıran bu ikiyüzlüleri ortaya sermek aslında bir görevdir.
O kadar okumuş yazmış gencimiz varken, bu tortu yığınlarının yüzünden pırlanta gibi gençlerimiz belediyelerde hak ettikleri yerlere gelememekte, özellikle İBB.’nin Alevi Masası denen köksüz ve inançsız çürük yapısı aracılığıyla ne kadar vasıfsız insan varsa işe yerleştirilmektedir. Bu kurumun başında bulunan kişiler ise; kendi yandaşlarıyla iyi iş tutmakta, AKP.’yi aratmayan bir zihniyetle ayrımcılık yapmaktadır. Aynı yolu izleyeceksiniz sizin CHP.’liliğiniz, Aleviliğiniz nerede kaldı?
Şişirilmiş, adına sözde Federasyon denilen bin kişiyi bir araya toplamaktan aciz yapılar darmadağın oldu.
Şimdi de bu kişiler Alevi – Bektaşi toplumunun hassasiyetlerini kullanıp ucuz kahraman olarak günü kurtarmak yarışına girdiler.
Kurnazlaştıkça fütursuzlaşıyorlar.
Meydan bomboş zaten…
Hepsi birbirine benziyor çünkü…
Çünkü Alevilik –Bektaşilik diye bir dertleri kalmamış…
Bu toplum için, tarih için, gelecek için, gençler için çalışan yürek kalmamış…
Çünkü özü çürük ham ervahlar kurumları istila etmişler…
SURİYE PARAMÇARÇA
Suriye’de emperyalizmin uşağı yönetimler tarafından inanç – mezhep – köken farkı yaratılarak kan akıtılmaktadır.
Suriye’nin ulusal birliği parçalanmış, batılı güçlerin eline geçen irade halkın iradesi olmaktan çıkmıştır.
ABD. ve Batılı güçlerin kurup besledikleri Asya’da, Afganistan – Pakistan, Ortadoğu’da, İran’da, Suriye’de, Irak’ta, Afrika’da eli kanlı terör örgütleri İslam adına binlerce insanı katletmektedir.
Tüm dünyadaki cihatçı İslamcı terör örgütlerinin yönetimi CIA.’nin elindedir.
İslam adına yapılan cihat Emperyalizmi var etmek için yapılan Hıristiyan cihadıdır.
Kukla devlet adamları, diktatörler tümüyle ABD. – İsrail ve Batı’lı güçlere hizmet ediyorlar.
Elbetti bir emperyalist sömürge düzeni olan Rusya’nın masum olması da söz konusu değildir.
Suriye’de Alevi oldukları için binlerce mazlum canımız katledildi.
Kim tarafından?
İŞİD zihniyetli İslamcı çeteler tarafından.
Bunların arkasında kim var?
ABD var.
Kürtlere silah verip onları örgütleyen kim?
ABD.
Kürtleri Kürtlere vurduran kim?
ABD.
Halka umut dağıtıp bir kurtarıcı olarak kendisin gösteren kim?
ABD.
İnsanları kuklalar gibi kullanan, halkları birbirine düşüren ABD – İsrail – Batı ve Rusya’dan dünyaya bir barış ve hayır gelir mi?
Elbette ki hayır.
Olan mazlum halklara oluyor, olan bizlere oluyor…
Her daim birilerinin arkasından sürüklenmek zorunda bırakılan mazlum Alevi toplumu hiçbir baskı, yönlendirme ve sindirme olmadan kendi yolunu bulmanın gayretini yine kendi özgün kimliğinde aramalıdır.
Ülkelerin, sistemlerin, rejimlerin, partilerin, siyasilerin, kurumların, sözde Alevi önderlerinin, öncülerinin bu toplumu daha fazla sömürmemesi, ölümlere, uçurumlara, zulümlere götürmemesi yine bu toplumun elindedir.
Ya toplum bin yıldır özünde olan sağduyuyla kendi yolunu, içindeki gerçek değerlerin önderliğinde bulacak yoksa da maalesef bu oyunlara alet olmaya devam ederse, bu acıları hep beraber yaşayacağız.
Dert bizde derman ellerimizdedir / El gövdede kaşınan yeri bilir
Yol cümden uludur / Yola birlikte gidiler
Dert gezer derman gezer / İtikattadır nazar
Nice ölümsüz güzel sözlerimiz var…
Bu güzel öğütleri bizim atalarımız vermiş.
Bu güzel sözleri bizlerin ataları söylemişler.
Ama maalesef biraz şuur kaybı yaşayan toplun kendisini var eden ozanlarının, pirlerinin, erenlerinin, ulularının ölümsüz sözlerini bile duymuyor, duymak istemiyor artık…
Sağa sala savrula savrula pusulasını kaybetmeye başlayan bir yapıyla karşı karşıyayız…
Günü düşünen, geçmişin birikimlerini ve yaşanmış acıları artık tümüyle beyninden silercesine unutmak isteyen, her türlü tehdidi görmesine rağmen bir şey yapmak istemeyen bir topluma dönüştük.
Bu ülkede karanlık bir iktidar ellerini kız çocuklarımızın başına uzatıyor…
Bu ülkede karanlık bir iktidar gerici bir eğitimle geleceğimizi, çocuklarımızın yarınlarını yok ediyor…
Bu ülkede karanlık bir iktidar gücü ve erki kullanıp her alanda terör estiriyor…
Bu ülkede karanlık iktidar laikliği yok ediyor, cumhuriyetin kazanımları göz göre göre, teker teker baltalıyor…
Topluma bakıyoruz; makarnayla kimliğini teslim eden sözde kınadıkları, bazen güldükleri toplum yığınlarından daha beter durumdalar, haberleri yok…
Pire kadar beyni olmayanları kendisine pir, milletvekili, kurum başkanı yapıp onlar arkasından gitmekte ısrar ederse bu toplum, bu topluma kim neylesin, neylesin…
Yanlış yoldan giden, menfaatleri için Aleviliğin – Bektaşiliğin değerlerini kullananlara bir şey demezken, yanlışları dile getiren ve doğruyu söyleyenleri yok etmek isteyen bir toplumun sonu ne olabilir?
Çığırtkanlar davula sert vuruyor; kimisinin elinde DEM’in gücü var, kimisi CHP.’nin belediyelerini kullanıyor, kimisi devletin tokmağını çalıyor…
Vurulan, örselenen, zedelenen Aleviliğin – Bektaşiliğin değerleridir…
Davula vuran çıkarcı hain elin sesine aldanan; okumayan, sormayan, pir – rehber – mürşit bağını yitirmiş, ocak – dergâh öğretisini yaşamayan, ulu ozanların, erenlerin yolundan gitmeyen, kent ortamında çıkarına bakan şuurunu her geçen gün kaybetmeye başlayan halktır…
İlkeli olmak, ilkeli durmak gerekir…
Devlet erki bugüne kadar seni boğmuş, haklarını yok saymış ve yok etmişse, bundan sonra yaldızlı sözlere aldanıp ondan medet dilenebelir mi? Kapı kulu askerleri gibi hazır olda bekleyen vicdan yoksunları asimilasyoncu asalaklardır.
AKP – MHP - DEM – CHP… Hangi parti olursa olsun, menfaat için Aleviliği siyasetin öznesi yapıp bu toplum adına iş çevirenler vicdansız insanlardır.
Atalarına ihanet eden, köklerine ihanet edenlerden bu topluma bir fayda gelmez…
Zararın en büyüğü bu hainlerden gelir…
Ellerde pankartlar, dillerde sözde güzel sözler, vecizli basın açıklamaları, broşür paylaşmaları hiçbir şey ifade etmez…
Bir yarış halinde yaygara koparanların derdi kendi kirlerini temizlemek, çalışıyor görünerek kendi statülerini yükseltmek, kurumları çıkarları için daha fazla kullanmak için manevralar çevirmektir.
Ben çoğu kurum temsilcisinin samimi olduğuna inanmıyorum.
Bu inancımı bu kurum temsilcileri bizzat eylemleri, tutarsızlıkları, ilkesizlikleriyle yok ettiler.
Alevi – Bektaşi toplumunun tümü kucaklayamayan, siyasi bir ağızla konuşan, slogan ağzıyla konuşan süprüntüler beni temsil edemezler…
Dilim sert olabilir… Bunun nedeni nedir acaba diye soruyor musunuz?
Yangın büyük, çok büyük…
Hepimizi sarıyor…
Bu benimkisi bir feryattır, yangın her yeri sarıyor…
Benim bu inanca hizmetten başka hiçbir amacım yok, çıkarım yok, bir beklentim de yok…
Yanıyoruz, yanıyoruz, yanıyoruz…
Bu çıkar yangınından yolumuzun değerlerini, gençlerimizi, çocuklarımızı, erenlerimizi, ozanlarımızın altın değerindeki sözlerini nasıl kurtarabiliriz, benim tüm terdim budur…
SONUÇ
Suriye'de binlerce Alevi canımız, geçtiğimiz yıl cihatçı çeteler tarafından katledildi.
Türkiye'de kendilerine Alevi önderi diyen; yazar, dede, kurum başkanı sıfatlı binlerce karaktersizden hiç ses çıkmadı.
Derdi Aleviliğe hizmet olmayan yüzlerce şarlatan ise; Suriye'de Alevi katliamını kınamak adına kendi reklamlarını yaptılar, yapıyorlar.
Makedonya'da 480 yıllık Bektaşi Ocağımız Harabati Baba Tekkesi'nin gerici, işgalci Kuzey Makedonya İslam Dini Birliği adındaki kuruma peşkeş çekilip satıldığı yazılıyor...
Yol cümleden uludur, Yola birlikte gidilir...
Dünyada Alevi Bektaşi toplumunun yaşadığı her türlü baskılara, saldırılara, yok saymalara, insan hakları ihlallerine karşı bilimin, vicdanın, aklın yolunda birleşmek gerekir...
Yolun gerçek yolcuları;
Yeryüzündeki tüm savaşlara, kıyımlara, işgallere, katliamlara, insan hakları ihlallerine karşı oldukları gibi, başta kendi yolundan olan Suriye'li Alevilerin de yanındadırlar...
Balkanlar'daki ve dünyanın her yanındaki Alevi - Bektaşi varlığına karşı girişilen her türlü tek tipçi, dayatmacı, asimilasyoncu yapının karşısındadırlar...
Her türlü barbarlığa karşın insan olma düsturundan taviz vermeden yürüyen cümle canlara, cümle dostlara selam olsun...
Kahrolsun; insanlık düşmanları, emperyalizmin kölesi olmuş karanlık güçler,
Yaşasın; barış, kardeşlik, dostluk, birlik, dayanışma, eşitlik, insanlığın / hümanizmanın Himeyalası olmuş inancımız, ilkelerimiz, yolumuz...
Muhabbetlerimle…
Ayhan Aydın
7 Şubat 2026
Yozlaşan Alevi Kurumları
Alevi kurum başkanlarımız...
Benim dilimi çok sert ve hatta hakaret dili olarak değerlendiriyorsunuz.
Ben bir Alevi olarak diyorum ki, en az sizin kadar insanım ve Aleviyim...
Aleviliği ve Alevi kurumlarını kullanarak kendi kendinize yarattığınız sahte bir çıkar dünyasında yaşıyorsunuz.
Sizi sürekli alkışlayan, tüm yanlışlarınızın üstünü örtmeleri için yine sizin beslediğiniz bir yandaş kitleniz de var.
Çoğu açıklamalarınız, yazılarınız; yasak savma, kendinizi var etme, üstünlük göstermek adına giriştiğiniz sahte eylemlerinizdir.
Kiminiz sırtınızı bazı siyasi partilere, kiminiz devlete, kiminiz kimi belediyelere dayamışsınız. Tüm Alevi dünyasını ve tüm çalışmaları bin kadar profesyonelleşmiş bir kadro olarak kotarıyorsunuz.
Hepsi güzel de nedense sizin sözde tüm sahte çırpınışlarınızdan, sözde basın açıklamalarınızdan, sözde sahte konuşmalarınızdan, sözde sahte eylemlerinizden bu topluma zerre kadar bir fayda gelmiyor.
Bunun nedeni; hiç bir inandırıcılığınızın kalmaması, sizlerin artık ne olduğunuzu cümle alemin bilmesi olabilir mi?
Bizlerin zamanını çalıyorsunuz...
Bizlerin güvenini yok ediyorsunuz...
Bizlerin geleceğini tüketiyorsunuz...
Ben sizlere güvenmiyorum...
Sizler beni sevmeyin, hiç sevmeyin...
Bu zerre kadar umurumda değil...
Yeter ki bizlerin sırtından düşün artık...
Bu toplumu rahat bırakın, şu kurumlara çöküp soluğunu kesiyorsunuz gençlerimizin, çocuklarımızın...
Bir gitseniz buralardan; nice can insanlar, namuslu mücadeleleriyle, o güzel bilinçleriyle eminim ki bu yola daha iyi hizmet edeceklerdir...
Yapacak o kadar çok işimiz, çözecek o kadar sorunumuz var ki...
Kaybedecek bir dakikamız bile yok...
Muhabbet ehli dostlarımıza...
Aşk ile...
Ayhan Aydın
9 Mart 2026
Diğer Makaleler...
- Şahkulu Sultan Vakfı Mart 2026 Kültür Sanat Etkinlikleri
- ŞAHKULU SULTAN DERGAHI KÜLTÜREL ÇALIŞMALAR 2025
- ECDADIMIZ, RAGIP İNCESAĞIR, KISA BİR MERHABA
- Dr. Mehmet Yardımcı’dan Kul Himmet Kitabı
- İktidarın Karanlık Hamleleri
- Ezeli Doğanay
- GAYRET ET ASLA BOZMA GÖNELLER BAĞINI
- KARACAAHMET SULTAN
- Türkiye Yazarlar Sendikası (TYS) “Yazar Mutfağı” Sohbetleri Devam Ediyor…
- Av. Namık Sofuoğlu'nu Kaybettik...

