• Ana Sayfa
  • Ayhan Aydın
    • Özgeçmiş
    • KENDİMLE İLGİLİ KISA BİR DEĞERLENDİRME
    • Ayhan Aydın Arşiv Listesi
    • ŞAHKULU SULTAN DERGAHI GÖRSEL ARŞİVİ
    • Hakkındaki Yazılar
    • Hakkındaki Şiirler
    • Hakkındaki Haberler
  • Şiran
  • Söyleşiler
    • Dedeler
    • Babalar
      • BABAGAN (BALIM SULTAN ERKANI) KOLU
      • ÇELEBİLER KOLU
      • SULTAN SÜCEATTİN VELİ OCAĞI (DERGAHI) KOLU
      • ALİ KOÇ KOLU
    • Ozanlar
    • Yazarlar
    • Aydınlar Gazeteciler
    • Bilim İnsanları (Akademisyenler)
    • Kanaat Önderleri
    • Kurum Temsilcileri
    • Sanatçılar
    • Hocalar Mürebiler
    • İzzettin Doğan
  • Gezi Notları
    • Anadolu
    • Avrupa
      • Batı Avrupa Gezi Notları
    • İran
    • Suriye
    • IRAK
  • Yazılar
    • Basındaki Yazılar
    • Denemelerim
    • Etkinlik Haber Yorum
    • Cem Vakfı Yazıları
    • Kitapların Dünyası
    • Şiir Denemelerim
  • Kültür Sanat
    • Kültür Dünyası Söyleşileri
    • KÜLTÜR SANAT YAZILARI
  • Ahmet Hezarfen
    • Ayhan Aydın Kitap Yazıları
    • Osmanlı Arşivinde Aleviler Bektaşiler
    • Diğer Çeviri Belgeleri
    • Yazıları- Anıları - Görüşleri
    • Ahmet Hezarfen'le İlgili Yazılar
    • Ahmet Hezarfen Balkanlar(Rumeli)
    • Dergahlar Türbeler
      • Balkanlar Rumeli
        • Bulgaristan
          • Otman Baba
          • Demir Baba
          • Akyazılı Sultan
          • Ali Koç Baba
          • Elmalı Baba
          • Hüseyin Baba
          • Dallı Ali Baba Türbesi
          • Yunus Abdal
          • Saçlı Koçlu Babalar
          • Alan Mahallede Ali Baba Türbesi
        • Makedonya
          • Sersem Ali (Harabali) Baba
          • Sarı Saltuk
          • Hıdır Baba
          • Cafer Baba
          • Üsküp Halveti Tekkesi
        • Yunanistan
          • Seyyid Ali (Kızıldeli) Sultan
          • Ece (İce) Sultan
          • Nefes Baba
          • Atatürkün Evi Selanik
      • İran
      • Suriye
      • Diğerleri
      • Anadolu
        • Hacı Bektaş
        • Sultan Sucaettin Veli
        • Abdal Musa
        • Kolu Açık Acim Sultan
        • Seyyit Garip Musa
        • Haydar Sultan
        • Diğer
      • İstanbul
        • Şahkulu Sultan
        • Kurucu Ahmet Sultan
        • Garip Dede Türbesi
        • Erikli Baba Türbesi
        • Nafi Baba (Şehitlik)
        • Karaağaç
        • Karyağdı
        • Duvar Baba
    • Semahlarımız
      • Rumeli Semahları
      • Anadolu Semahları
      • Sultan Sucaettin Veli Ocağı-Dergahı Semahları
    • Atatürk Fotoğrafları
    • Etkinlik Fotoğrafları
      • Türkiye
      • Balkanlar
      • Avrupa
      • Diğer
    • İnanç Önderleri
      • Dedeler
        • Fetfi Erdoğan Dede
        • Aşık Ali Metin Dede
        • Hüsamettin Aydın (Seyyid)
        • Nevzat Demirtaş
        • Musa Küçük
        • Veli Akkol
        • Hüseyin Orhan
        • Celal Arslan
        • Dedeler Diğerleri
      • Babalar
        • Hakkı Saygı
        • Abidin Harman
        • Mehmet Şilli
        • Reşat Bardi Dedebaba
        • Babalar Diğerleri
      • Zakirler
      • Çelebiler
      • Dervişler
    • Cemlerimiz
    • Yazarlar
      • Abidin Özgünay
      • Baki Öz
      • Cahit Tanyol
      • Mehmet Yaman Dede
      • Mehmet Yardımcı
      • Refik Engin
      • Şevki Koca
      • Ahmet Hezarfen
      • Yazarlar Diğer
    • Ozanlar
      • Adil Ali Atalay (Vaktidolu)
      • Ahmet Akar
      • Ali Ekber Çiçek
      • Aşık Durmuş Günel
      • Aşık Veysel
      • Hüseyin Çırakman
      • Hasan Papur
      • Hüseyin Yorulmaz (Seyfili)
      • Aşık İhsani
      • Mahzuni Şerif
      • Muharrem Yazıcıoğlu
      • Murtaza Şirin
      • Müslüm Sümbül
      • Telli Suna Gölpek
      • Ozanlar Diğerleri
      • Ozanlarla İlgili Simgeler
    • Gümüşhane-Şiran (Kırıntı-Yeniköy
      • Yeniköy (2010) Sayı Sayma Oyunu
      • Yeniköy Kış - Güssün Aydın Cenaze 2000
      • Kırıntı Yeniköy Düğün 2003
      • Kırıntı Yeniköy
    • Ayhan Aydın
      • Hısım Akrabalarım-Arkadaşlarım
      • Cem Tv Proğramlarım
      • Ayhan Aydın Resimleri
      • Ayhan Aydın'ın İstanbulu
      • Ayhan Aydının Manzaraları Şehirleri
  • Önemsediklerim
  • Konuk Yazarlar
  • Site Haritası
  • Balkanlar (Rumeli)

Yaşam Vadisi

Pazartesi, 08 Aralık 2025 19:39 tarihinde yayınlandı. | Ayhan AYDIN tarafından yazıldı. | Yazdır | e-Posta | Gösterim: 519

YAŞAM VADİSİ

Yaşam Vadisi

Yaşam Vadisi’nin ortasından süzülen sular bir zamanlar belki de buradan akan bir derenin özlemiyle kavuşuyordur denize. Şimdi ise; martıların çığlık çığlığa bir ganimet umarcasına bekledikleri kavuşma noktasına, artık ağır ve tortulu bir halde üstü açık beton bir harktan, hüzünlü, gönülsüz akıyor bu kirli sular. Ama eminim ki, o sular, köklerine dönmek yine dupduru; kirlenmeden, yıpranmadan varmak isterlerdi hedeflerine.

Sıra sıra oturma bankları konulmuş, türlü ağaçlar, çiçekler, bitkiler de yerleştirilmiş her iki yanına Yaşam Vadisi’nin. Ama görünen o ki, hayat neşeyle akmıyor belli ki buralarda da.

Zaman zaman denizden yükselen, belki de ta Karadaniz’den buraya kadar sızan bir sis örter tüm vadiyi, göz gözü görmez olur Yaşam Vadisi’nde.

Emekçi yığınların devrim sarhoşluğuyla dirençlerini her daim canlı tutukları Armutlu sırtları, hemen arkasında yükselen göğü yarmak isteyen beton binalar, sahil boyu bir neşeyle kıyıya vuran hırçın dalgalar, yedi düvele namzet büyük bayrak direğinin olduğu Doğatepe, hemen yanında bir Japon Bahçesi sis bulutlarının arasında kaybolur gider bir masal diyarı gibi…

Bir zamanların bir tarihi antlaşmasıyla da adı anılan ve bir önemli kemik hastanesinin de bulunuduğu Baltalimanı’ndaki Yaşam Vadisi’nden; boklu sular, kirlenmiş, bulanmış sular akar, kötü bir koku yayılır civara.

Baltalimanı Muhtarlık binası ise; her şeye karşın küçük bahçesiyle neşe saçar yoldan gelip geçene.

Etiler’den Sarıyer’e, belki Beşiktaş’a, Sanayi Mahallesi’ne, İstinye’ye, belki de ta Trakya’ya, Balkanlar’a, bir yandan da Anadolu’ya kadar giden tüm arabalara yol verir tam ortadaki kendi öneminin farkında bile olmayan bir göbekteki kavşak.

Çevredeki okulların bahçelerinden çocuk ve gençlik çığlıkları kaplar ortalığı, asırlık çınarlarda şimdi zoraki misafirlikten ev sahipliğine geçen küçük papağan kümelerinin bağırtıları ve tüm yolların bekçisi sahipsiz köpeklerin zaman zaman zoraki başlarını kaldırmaları dışında çok şey değişmez burada akıp giden zaman yolculuğunda.

Birer füze gibi yerleştirilmiş atık su tankları gündüz güneşte parlamaları yetmezmiş gibi, geceleyin de parlar yere kadar inen sahte birer yıldız kümesi gibi. İstanbul’un bokuna da sahip çıkar yani Yaşam Vadisi…

Ne ilginç görüntüdür bu yahu; 2. Boğaz Köprüsü denilen köprüden de milyonlarca hayal, dert, tasa, yük taşıyan araçlar geçer gece gündüz hız kesmeden, aman vermeden hayata karşı bir çığlık gibi yükselir göklere korna sesleri.

Anadolu’da bir kırsalda olsa bu Yaşam Vadisi kimin umurunda olur; sahipsiz, kimsesiz, öksüz bir mezarlık gibi kurtların, kuşların uğradığı bir mekândan başka ne olur burası.

Omuzlardaki yükler hiç azalmamış, dertler hiç bitmemiştir hâlbuki bu Sarıyer Baltalimanı’ndaki Yaşam Vadisi’nin çevresindeki insanların öykülerinde.

Burada; köpekler tasmasız geziyor, artık yerli ama zararlı bir tür olan küçük papağanlar özgürce yaşıyorlar, kirli sular hiç çekinmeden karışıyorlar martı çığlıklarına.

Biraz olsun belki gelin ve damatlar gelip fotoğraf çektirerek az bulunur bitkilerin değerine değer katıyorlardır bir dostluk göstergesi denen Japon Bahçesi’nde…

Komşuluklar, akraba – hısım ilişkileri de hayli zayıfladı bu aralar, okulun arka tarafında bir yerde bulunan büyük taş kütlelerin altındaki bağnaz bazı insanlar yüz metre ötelerindeki yaşamdan koparmaya çalışıyorlar bahçeli olsa da kapalı evlerindeki düşüncelerini ama heyhat hayat onları da önlerine katacak bir gün.

Bir taraf solun kuvvetli yelleriyle sarsılırken, öbür tarafta yükselen ezan seslerine kulak veren kayaya yapışan bir başka insan kümesi…

Bir tarafta bir zamanlar cem – cemaat ehli iken evlerinde kendilerini kendilerine hapseden sözde dünyaya açık geri kalmış bir geniş kitle…

Bir yanda ise; ülkenin geleceğinin umudu denilen ama çelişkili yaşamlar sergileyen türlü türlü üniversite öğrencileri…

 

Yaşam Vadisi…

 

Ülke; düşünen, konuşan, yazan insanları kıyma makinesinden geçiren bir karanlık elin elinde kalmış, milyonlarca çocuk okullarından koparılıp sokaklara salı verilmiş, çocuk gelin adayları, ucuz işçi yapılan yüz binlerce çocuktan her gün ölenlerin yürek kanatan hikâyeleri kıtalar ötesine taşınmış…

Bir yanda bürokrasinin deve dişlerine tutunan yüz binler, yani; “devlet baba”nın, yoksulların boğazını sıkarak arttırdığı milyarlarca liralık artı değeri yutmak için namussuzca bencilleşip, türlü hilelerle çırpınıp insanlıklarından çıkmış yığınlar…

Bir yanda Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet tarihi boyunca devlete, erke, muktedire dayanarak hiçbir zeval görmeden it gibi kemire kemire bitiremedikleri devletin ve halkın tüm birikimlerini tüketmeye devam etmek için partili devleti destekledikçe desteklemiş, beslenmiş ve semirmiş her birisi birer komprodor ağaya evrilmiş yığınlar…

Bir yanda sağcısı, solcusu, Alevisi, Sünnisi, Kürd’ü, Türk’ü; yönetici erke taparak kendilerini koruyabileceklerinin / kurtarabileceklerinin üstün felsefesine varıp, belediyeleri, devlet kurumlarını ve masum tüm yapıları sömürdükçe sömürüp bugünün düzenine ayak uydurmuş, kişiliklerini çok ucuza satmış, mankurtlaşmış yığınlar…

Bir yanda ise; bir zamanlar Anadolu ve elbette İstanbul’da, İsviçre’nin şehirlerinde akanlar gibi tertemiz dere yataklarından akan billur sular gibi masum ve mazlum canlar…

Yürekleri tertemiz, ap aydınlık, çıkarsız, riyasız, herkesi kardeş bilen, gerçek anlamda bir can olan, ışık insanlar…

Çalmayan, çırpmayan, gece – gündüz çalışıp namuslarıyla evlerine ekmek getiren yığınlar…

Okullarını okuyup, güzel bir yaşam sürmek isteyen zeki, insan sever, doğayı düşünür, pırlanta aydınlığındaki gençler…

Böyle bir ülke olduk şimdi ama belki eskiden de biraz böyleydik. Ama yıllar içinde yalanın, ikiyüzlülüğün, hırsızlığın, yalakalığın, onursuzluğun böylesine ödüllendirildiği, böyle adam kayırmanın, partizanlığın, hukuksuzluğun yaşam damarlarını kestiği bir dönemi Türkler tarihleri boyunca belki de hiç yaşamadılar.

Bu kadar soyunmadan dansözlük yapanı, bu kadar kalemini ucuza satanı, bu kadar vatan hainini bu ülke hiçbir zaman görmedi.

Çocuklarımızın bir bardak süt içemediği bir ülke, insanlık düşmanı, hainlerin yönettiği bir ülkedir; doğasına, dağına, taşına, tarlasına, ağacına, milli kültürüne, namusuna, tarihine, geçmişine, denizine, edebiyatına, şiirine, şehitlerine, erenlerine, velilerine düşman bir zihniyet karanlık bir zulüm iktidarıdır.

 

Yaşam Vadisi…

 

Kirletişmiş, örselenmiş, aldatılmış, umutları ezilmiş, hoyrat ellerde namusu yok edilmiş bir yaşam, yaşam değil yavaş yavaş gelen bir ölümdür.

Derelerinden zehir akan, her gün işçi cinayetlerinde çıkan feryatların bürokrasi faşistlerince kesilmek istendiği, katillerin hapishanelerden salı verilip mazlumların zindanlara doldurulduğu bir ülke bağımsız bir ülke değildir.

Her alanda sınırsız bir emek gaspının olduğu, milyonlarca emekçinin emeğinin çalınıp iktidarı besleyen sermaye babalarına peşkeş çekildiği, yabancı güçlerin şirketlerinin cebini dolduran ve Türkiye’nin yaşamını yok eden madencilik, zeytin ağaçlarının kesilmesi, ülkenin tüm değerlerinin yabancılara satıldığı bir ülkede yapılan Yaşam Vadisi’nin, yani yaşamın tümden öldürülmesidir.

Bir ülkeyi nefessiz bırakmak, aç bırakmak, eğitimsiz bırakmak o ülkeyi gözden çıkarmak demektir.

Hukuk’un, adaletin olmadığı yerde demokrasi de olmaz, özgürlükler de olmaz, yaşam da olmaz…

Düşüncesini açıklayan gazetecilerin, aydınların öç alırcasına zindanlara doldurulduğu bir ülke de cumhuriyet’ten de bahsedemeyiz.

Yaban Ellerinde El Kapularında yaşamak zorunda bırakılan milyonlarca yurtsuz insan…

Dinci terör çeteleriyle iç içe oldukları belgelenen binlerce insanı türlü bahanelerle bu, kanlarla yoğrulmuş kadim topraklarımıza doldururken; Anadolu toprağında doğup, ırkçı – bağnaz bir kafa nedeniyle başkalarının yurduna sürgün edilen, sığınmacı yapılan, bu yurttan açık açık kovulan güvercin saflığında yaşam sevdalıları…

Gidip Anadolu ve Rumeli kadar bile güzel olmayan ülkelerde köleleştirilen, o topraklarda birer yabancı yapılan yurtsever kandaşlarımız…

Bir ülkede kırk yıl boyunca on binlerce kişiyi katledip, ülkeyi kana bulayan, emperyalizmin bir oyunu olarak ülkenin gelişmesini durduran, demokrasisini yok etmek için kasıtlı olarak büyütülen bir terör örgütünün katil başını “önder, lider” olarak tanımlamak bir vatan hainliğidir.

Tüm halk kitlelerini; tümüyle bir avuç yandaşını yaşatmak için, kendi geleceğini garanti altına almak için her türlü manevrayı yaparak kandırmak düpedüz bir ahlaksızlıktır.

Bu sisteme, bu karanlık gidişe dur, diyenlere selam olsun…

Bu tertipleri gördükleri halde otokrasinin yanında yer alıp, ona boyun bükenlere yazıklar olsun…

Yaşam Vadisi, şimdi içinde yaşanılmayan, umut yeşertilmeyen, nefes alınamayan, karanlık bir çukura dönüştürüldü.

Her kim ki, bu ülkede hırsızlık, ayrımcılık, hukuksuzluk yapıyorsa; mazlum yavrularımızın ahları onları tutsun…

Vicdanını, onurunu kaybedenlerden bir şey beklenemez.

Yine ne varsa; yaşamı seven, yaşama sevdalı, onurlu, dürüst, insan ayırmadan herkesi seven, yurduna, dünyaya, insanlığa bağlı bilinçli insanlarda vardır…

Selam olsun; Yaşam Vadisi’ni, güzel ülkemizi, tüm dünya insanlığının barışını, kardeşliğini, eşit üretip- eşit tüketmeyi hedefleyen kökeni ne olursa olsun o gönlü güzel tüm insanlara…

 

Muhabbet ehline aşk ile…

 

Ayhan Aydın

8 Aralık 2025

 

Kategori: DENEMELERİM

Toplumsal Çürüme Her Yerde...

Çarşamba, 19 Kasım 2025 08:27 tarihinde yayınlandı. | Ayhan AYDIN tarafından yazıldı. | Yazdır | e-Posta | Gösterim: 115

Toplumsal Çürüme Her Yerde...

Şimdi hayatı boyunca bir ay bile bir cemevinde hizmet yürütmemiş, lafazan yazar müsveddeleri dişlerini gıcırtacaklar bana...

Yol, erkan, edep, saygı, kökler nerede kaldı?

Otuz yıl sonunda tüm cemevlerinin çevresinde kırk elli kişilik guruplar türedi...

Gidecek yerleri olmayan, hayata küskün, çocuklarına küskün, sisteme küskün bir kısmı yaşlı da olsa içinde gençlerin de olduğu bir insan kitlesi...

Bir işleri yok, kısmen dar gelirliler...

Sosyalleşememiş, sosyo pat özellikleri olan dünyayı dümdüz yaşayan bir çıkar gurubu...

Yaşlılarımız, anamız, canımız vs. deyip duygusal bakamayacağımız bir sorunlu kitle...

İnsanlarımızın tertemiz duygularıyla getirdikleri "lokma"lara saldırıp, "bedava" yemek sırasında birbirine yumruk atan, iki, üç kez tekrar tekrar yemek sırasına giren, yanlarında getirdikleri pazar çantalarını çeşitli erzaklarla dolduran, bazısı tuhaf kıyafetli bir kitle...

Bazısı sahte dede dua okuyup para alan, kimisi çok okumuş görünüp insanları aldatan kurnazlar...

Gelenlerden duygu sömürüsüyle bir şeyler isteyen, yerlere tüküren bir kitle...

Kitapla, okumakla, kültürle, aslında Alevilik'le de uzaktan yakından ilgisi olmayan bir yığın...

Yıllar yılı yönetimlerin vurdumduzmazlıkları, olaya ciddi şekilde el atılmaması nedeniyle kökleşen kronik bir vaka...

Burada bir dayanışma değil, yoksula sahip çıkma değil; basbayağı kimlik erozyonu var.

Tembelliği özendiren, dedikoduyu engelleyemeyen, eğitim, sağlık vd. yollarla kendilerine ulaşılamayan zavallı insanlar kümesi...

Eşi, oğlu, kızı ilgilenmeyince boşlukta kalan, sağlık sorunlarını bu kurumlar üzerinden gidermek isteyen bir insan yığını.

Alevi - Sünni diye bir köken farkı yok...

Farklı guruplardan insanlar burada kümelenebiliyor...

Soran yok, sorgulayan yok...

Yüreğindeki Alevi aşkıyla, insanlık sevgisiyle dergahlara, cemevlerine gelen tertemiz gençlerimizi, kadınlarımızı üzen, ürküden bir tablo... Bir de bunlar var...

Bulgur pilavı için birbirini ezen yığınlar...

Yoldan, yolaktan çıkmış bir kitle...

Her yönüyle yozlaşan, bozulan bir toplum olduk...

Laf ebeleri ha bre akıl versinler...

Laf ebeleri ha bre laf yarıştırsınlar...

Sorunları gözlerinin içine sokunca onlar da sana saldırırlar.

Geçen sene Hacı Bektaş'ta bir adam karısını öldürmüştü, Tunceli'de de kurban mafyası bir baba oğulu öldürmüştü değil mi?

 

Laf ebeleri toplumsal sorunlara da çözümler üretsek ne güzel olur, değil mi?

 

Muhabbet ehline...

 

Ayhan Aydın

17 Kasım 2025

 

 

Kategori: Yazılar

Kardelen - Öner Yağcı

Cuma, 07 Kasım 2025 08:28 tarihinde yayınlandı. | Ayhan AYDIN tarafından yazıldı. | Yazdır | e-Posta | Gösterim: 166

Demiri toz ederler loy
Kan serperler gökyüzüne
Sevgiyi yoz ederler loy
Kül serperler kör gözüne (Bir Halk Türküsü)

 

Öner Yağcı – Kardelen

 

Bazı lafebesi ustalarının, tozlar arasında unuttukları kartonların içinden çıktı Kardelen.

Cemal Şener’in kitapları içinden çıktı, uzun yıllar önce Öner Yağcı üstadımızın ona imzalayıp, hediye ettiği hazine sandığının içindeki gizli kalmış en solmaz değerli yakut parçası…

Elimi attım o geldi işti. Olur, mu olur. Bir bilinmezlikte ilk adımı atarsın; bir boşluğa mı gelir ayağın, yumuşak bir çimen öbeğine mi, bir tılsımlı taşa mı, bilemezsin. İnsan denen muammayı çözemezsin.

Bir sevdadır yaşam, bir aşk halidir. Dünkü hafif serinliğin getirdiği dinginlikte ilerlettim okumayı, İmam Ali resimlerinin olduğu Şahkulu Dergâhı’nda, yanıma aldım kitabı, sonrasında bir yağmur altında bir emektar insanın cenazesinden sonra uyku tutmayınca bu gece yarısı okuyup bitirdim bana zifiri karanlıklar içinden bir fener olan Kardelen’i.

Her bir satırı sevgiyle örülmüş, her bir satırı yumuşatılmış yumruklarla sarsılmış, her bir sayfasında bir sonrakinin aydınlığı örgütleyen umut beklentisi, her paragrafında bir öz, bir aşk, bir samimiyet, bir destan satırı olan benzersiz bir öykü kitabı Kardelen.

Fısıltılar, gizlenen sevdalar, örtülü acılar, ateşi çalmak isteyenlerin cesaretine karşın faşizmin kitap yırtan karanlık elleri…

Hep birlikte bir sevda türküsü söylemek gibidir bir sohbet meclisinde olmak, dostlarla güven içinde muhabbet eylemek…

Kar yağar, duman bürür gökyüzünü, bir derin sancı sarar, en ince yerlerinden yakalar insanları korku tünellerinde…

Öner Yağcı abimizin Kardelen Kitabı kırk yıldır var olduğu gibi kırk yıl sonra da okunacak ve tüm gençlere önerilecek en şiirsel metinlerdendir.

Yalansız, riyasız, en namuslu ve emeğin kutsallaştırdığı derin duygularla insan olabilmenin romanı vardır karşınızda.

Bir mazlum, bir saf, bir içli çocuğun gözüyle Türkiye aydının yaşadığı acılarla dolu çileli dehlizlerinin, yaralı geçmişinin en yalın, en gerçekçi resmi durur karşınızda.

İnsanı örselemeden, yormadan, usandırmadan en derin, en duygu yoğunluğuyla yazılmış satırlarla binlerce aileye yaşatılan zorbalığın, işkencenin, ağır hakaretlerin, zulümlerin bir özetidir bu satırlardan dökülenler.

Okuyan, soran, sorgulayan, yeryüzünün tüm varlığını bir yaşam varlığı görüp tüm canlıları, var olan şeyi seven, anlamaya çalışan, yaşadığı dünyayı sorgulayanların başına gelenlerin korku devriyesi, karartılan hayatların bir mazlumun gözleriyle bir belgesel film şeridi gibi akışı vardır bu kitabın sayfalarında.

Ninniler vardır, ilk mektup okumalar, en sevdiğinin, babasının mektubunu koynunda saklamalar, çocukların en büyük mutlulukları olan oyunlardan mahrum edilmeler, gizlenmeler, saklanmalar, hüzünler, gözyaşları, ölümler saklıdır bu incecik kitapta.

İnsan olmanın, insan kalmanın, insan duyarlılığının doruklarındaki bu kitabın yüz binlerce basılıp tüm Türkiye’nin illerine, beldelerine, köylerine kadar dağıtılması gerekir. Gerekir ki, bir ülkede karanlık rejimler insanların kaderlerini değiştirmemek için kırk yıl geçse de nasıl bir mücadele içindeler hala anlaşılsın...

Kırk yıl geçse de anaları, babaları çocuklarından ayıran zalim kafalar halen nasıl iş başında kalabiliyorlar, bunlar anlaşılsın.

Çocukların bir bardak süt içemedikleri bir ülkeyi aslında yurt yapanların nedense hep bölücü, yıkıcı denilen, kitapları yakılan solcular olduğu gerçeği anlatılsın, yayılsın, dillendirilsin rüzgârların estiği tüm dağ başlarına kadar.

Kardelenler hiçbir zaman kurumayacak, kurutulsalar da onlar her daim bir güneşli günde dirilecek, karanlıkların, zorbalıkların, kadınları, çocukları, insanları ezen sistemlere karşı umut kaynakları olmaya devam edecekler.

 

“Buraya kurumuş bir kardelen çiçeği yapıştırıyorum. Renginin solukluğu önemli değil. Canlanır yeniden. Önemli olan, bakmasını bilmek ona. Sevmek!” (Sayfa: 93)

 

Muhabbet ehline sevgi, saygı, özlemle…

 

Ayhan Aydın

6 Kasım 2025

 

 

Kardelen, Öner Yağcı, Gümüş Basımevi, İstanbul, 1987 (1986 Akademi Kitabevi Roman Başarı Ödülü), Cem Yayınevi Türk Sanatçıları

Kategori: Kitapların Dünyası

Harfların Fısıltısı Aydan Ay

Cuma, 07 Kasım 2025 08:27 tarihinde yayınlandı. | Ayhan AYDIN tarafından yazıldı. | Yazdır | e-Posta | Gösterim: 144

Harflerin Fısıltısı

Türkiye Yazarlar Sendikası’ndan tanıdığım Aydan Ay, öylesine candan, sevgi dolu, yalın haliyle bizleri karşılar ki, bu güzel insana saygı duymamak mümkün değil.

Aydan Ay; insana değer veren, insanı insan olarak gören bir sevgi ve duygu insanı.

Geçtiğimiz günlerde Şahkulu Sultan Dergâhı’nda düzenlediğimiz Kitap Günlerine yine o güzel enerjisiyle, sevgisiyle geldi buraya da kendisiyle birlikte bir ışık getirdi.

Harflerin Fısıltısı kitabını imzalayıp vermesiyle elimin altında olan birçok kitap içinde okumak için buna öncelik vermeyi düşündüm.

Dün Sultanahmet’in sonsuz büyüsü içinde, Kaan Polatlar dostumuzla buluşmadan önce oturup kahvemi içerken başlayayım, dedim kitabı okumaya. Esirler dünyasında, bu mümkün mü? Telefon üstüne telefon…

Yirmi beş yıldır nerede bizde uyku? Bu sabaha yakın yine kalktım. Dedim ki bakalım bu değerli, can yazarımız neler kaleme almış…

Teker teker tüm yazıları okudum. Her bir yazısı bir öz, bir büyük dünyanın en güzel dizelerle aktarılması hali.

Harflerin Fısıltısı aynen isminde de olduğu gibi harflerin, kelimelerin büyüsüyle yazılan yazın dünyamıza ilişkin denemelerden oluşuyor.

Tüm yazılar edebiyata, düşünceye, sevgiye, dostluğa, kitaba ilişkin.

Harflerin Fısıltısı kitabında sevgili Aydan Ay’ın kaleme aldığı şu başlıklı yazılar var:

Edebiyat ve Öykü, Edebiyat ve Sonbahar, Edebiyat ve Kış, Edebiyat ve İlkbahar, Edebiyat ve Yaz, Edebiyat ve Salgın, Edebiyat Ruhu İsyan ve Direniştir, Edebiyat ve Haydarpaşa Garı, Edebiyat ve Köpek Sevgisi, Şapkası Çiçekle Dolu Şair Cemal Süreya, Mizahın Ulu Çınarı: Aziz Nesin, Yaşamımda Hep Eksik, Ama Eksilmeyen Anılar, Meksikalı Bir Eskimo / Behzat Ay, Cemal Süreyya Kaleminden Behzat Ay, Behzat Ay’ın Sonsuzluğa Gidişi, Edip Cansever, İlhami Bekir Tez, Tezer Özlü, Evet Bakıyorlar, Hayır Deyorlar Özdemir Asaf, Yarım Kalmış Türkü: Sevgi Soysal, Benim Hikâyem Ülkemizde Neler Oluyor Neler.

Tüm yazılar edebiyat yazıları, edebiyatla ilgili yazılar.

Olaylar, olgular, kişiler, anılar, acılar, gizler, öyküler…

Evet, bizlere dağların kışını, baharın sesini, yalnızlığın türküsünü, haykıran yürekleri fısıldıyor harfler.  Hem de ne güzel, ne yalın, ne bilgi yüklü bir şekilde.

Ben bu kitabı gerçekten çok sevdim. Bilmediğim şeyleri öğrenirken, şiirsel bir anlatımla nice nice anıları da okumuş oldum.

Edebiyatın gücü, Aydan Ay’ın kaleminin sürükleyiciliği, diyorum bu kitap için.

Emeği, bilinci, duyguları, sevgileri var olsun çok sevgili yazarımızın.

Saygı ve muhabbetlerimi sunuyorum.

Ayhan Aydın

22 Ekim 2025

 

Harflerin Fısıltısı, Aydan Ay, Denemeler, artshop, Eylül 2025, İstanbul

Kitaptan Birkaç Alıntı

“Esrarlı bir hareketsizlik vardı; buz kaplı ormanda tek bir soluk bile yoktu; dış âlemin soğuğu ve sessizliği doğanın kalbini dondurmuş, titreyen dudaklarını kıpırtısız bırakmıştı.” (Jack London’un “Beyaz Sessizlik” kitabından) (Sayfa: 22)

Yapıtlarıyla özellikle de Başkaldıran İnsan’la 68 gençliğine ışık tutmuş yazarların başında gelir Camus… “Kimdir başkaldıran insan?” diye sorar Camus, “Hayır diyen biri,” diye devam eder. (Sayfa: 50)

“Kar şiddetli yağıyor. Sürekli bakıyorum. Torosları düşünüyorum. Torosların karlı görümünü son olarak kırk yıl önce görmüş, yaşamıştım. On beş yaşındaydım. Parasız yatılı okuduğumuz Adana’nın bahçe ilçesine bağlı (o zaman) Düziçi Köy Enstitüsü’nden, bir haftalık yarıyıl dinlencesinde trenle yola çıkmış, Mersin’e gelmiştik. Sonra, Mersin’den, yirmi kadar arkadaş Toroslara vurmuştuk yaya… Akıl almaz şey! Elli kilometre uzaktaki köyümüze gidiyoruz. Yirmi kilometre sonra kar başladı. Bir süre sonra yağan kar diz boyunu geçti. Birerli kolda yürüyoruz. Gece bastırdı. Kurt, çakal sesleri yakından geliyor… O yabanıl hayvanlar saldırırlarsa, biz de onlara saldıracağız, hep birlikte. Böyle bir yolculuk… Çok yoruluyoruz karı yararak yürümekten. Hele içimizden birinin ağlamasını, bir büyük sınıftaki ağabeyinin ona, “Behzat gibi olamıyorsun (yaşım ve boyum küçük olduğundan), mızmız herif! Demesini hatırlıyorum. (Meksikalı Bir Eskimo / Behzat Ay yazısı. Sayfa: 82-83)

 

Öksüz, yetim, kimsesiz bir çocuk olarak büyüyen, içinde sürekli bir ev ve yuva özlemi taşıyan; yalnızlığını edebiyata, sanata, şiire dönüştüren bir yazardır İlhami Bekir Tez. Evliliği, baba olması bile ne yazık ki yalnızlığını değiştiremez; hepsi ayrılık ve hüsranla sona erer.

O derin yetimlik ve yalnızlığını, öğretmenlik mesleğinde telafi etmeye çalışan İlhami Bekir, içindeki çocuk sevgisini dizelere dökerek çocuk şiirleri yazar ve onları kitaplaştırır. (1928) Nazım Hikmet’le birlikte yazdıkları Mavi Kitap da çocuk şiirleri ve çocuk öykülerini içeren özgün bir çalışmadır. (1930) (Sayfa: 94-95)

Kategori: Kitapların Dünyası

Üstadımız Yaşar Seyman’dan Bir Güzel Âşık Veysel Kitabı: Gönül Gördü Dil Söyledi

Cuma, 07 Kasım 2025 08:26 tarihinde yayınlandı. | Ayhan AYDIN tarafından yazıldı. | Yazdır | e-Posta | Gösterim: 131

Üstadımız Yaşar Seyman’dan Bir Güzel Âşık Veysel Kitabı:

Gönül Gördü Dil Söyledi

İnsanlar neden sürekli aydınlığı özler, ona doğru koşarlar? Karanlık çökünce neden hüzünlenir insanoğlu, en dertli anlarını “kara bir bulut çöktü üstüme” diye nitelendirirler?

Daha önce bir başka güzergâhtan gittiğim Hubyar Sultan’a doğru bu sefer bir Avrupa kentinin size bir derinlik ve sonsuzluk hissi veren ormanlarını izlercesine ve bir başka zamanda yolculuk yapıyor duygusu veren kıvrımlı yollardan ilerliyorum.

Bu sefer Almus Baraj Gölü’nü çepeçevre, kâh tepeleri tırmanarak, kâh enginlere inerek muazzam güzellikler aşarak büyülü bir âlemde yol alıyorum. Bulutlar, ağaçlar, dereler, tarlalar beni benden alıyor, diyar diyar başka dünyalara götürüyor.

7. Edremit Kitap Fuarı’nda Yaşar Seyman üstadımızın kendi elinden aldığım ve yanımdan ayırmadığım, “gönül gördü dil söyledi” kitabını yani Âşık Veysel kitabını ellerimin arasında tutuyorum ve mechuldeki bir garip yolcuya sunmak istiyorum.

Tutyalar diyarı buralar, başından turnaların geçtiği “Hubyar Devletlü”nün ağuları süzüp, hikmetleriyle padişahları kendisine hayran bırakan o ulu erenin ve gurbet ellere sürgün gönderilen “dost olan bağlasın yarelerimi” diyen Kul Himmet’in, emeğin kutsal değeri Keçeci Ali Mahmut Baba’nın, Aziz Baba’nın, Pir Mehmet’in soluk alıp soluk verdiği diyarlar buralar.

Yol alıyoruz;  bu sıcaklarda halen kurumaya direnen dere yatakları, selviler, söğütler, meyve ağaçları… Bir dosta, bir ulu erene ulaşmak sevinci var içimizde; dolana dolana Hubyar Baba Sultan’a varıp niyaz bent oluyoruz.  Lokmalar, dualar ama ille de bağlamanın tellerinden deyişler, nefesler…

Şahkulu Sultan Dergâhı’nın Âşıkları – Dedeleri ozanların ölümsüz dizelerini seslendiriyorlar yıldızlara doğru, hüzünler, aşklar, sevdalar çoğalıyor…

 

Benim çantamla birlikte tüm bunlara tanıklık eden Âşık Veysel ve Yaşar Seyman’ın kitabı…

Erenler yurdu bu topraklar, ozanlar diyarı Anadolu.

Her bir gözyaşı, her bir zulüm, her bir öfke, yenilen her bir sille, her aç geçilen gece, ağulu sözler, hayın bakışlar bir yazgı gibi karanlıkları çoğaltırcasına işlenmiş belleğine, sanki de acılı günü, mutlu gününden daha çok olmuş bu diyarların insanlarının.

Horonlar, halaylar, gülmeceler, düğünler, tüm dağları baharları kuşatan yedi verenler, nevruzlar, kardelenler, tüm vadileri kaplayan papatyalar, sevgi timsali güller, nergisler eksik midir yine bu topraklarda, mutlu bir gülüşü hatırlatan.

Gün doğar, gün batar bu topraklarda; ne çalışma aşkı, ne alın teri, ne iş, ne yoksulluk ama ne de umut biter yüzyıllar boyu.

Taa Hitit aslanlarının gezdikleri günden Roma’ya ve Osmanlı’dan bugüne dertler geceleri dile gelir, geceleri sağaltılır ağlayan gelinlerin yaraları, geceleri iniler toprak, nal bile çakılamayan öküzler ve susuzluktan çatlayan dudaklar, yarılmış ayaklardaki sızılar da devam eder şafaklara kadar.

Dert gezer derman gezer itikattadır nazar.

Dertliyiz vesselam, en azından bu kadar dert dinleyen birisi olarak kederliyim de biraz.

Biraz soluk almak, biraz suya kanmak, güneşe dönmek isterim gayri yüzümü aydınlık günlerin özlemiyle…

Ozanlardır bizi bize en iyi anlatan, ozanlardır en yalın, kılıçtan keskince sözleriyle gerçekleri haykıran, ozanlardır gam elinden, mağruptan maşruba tılsımlı hazine sandıkları olan söz dağarcıkları geceleri de çözülemeyen dertlerin derman kilitleri.

Söz büyüdür, bir tılsımdır kelimeler, hece hece damarlara işler, sahte dünyalardan sıyırıp seni gerçek âlemlere götürendir nefesler.

Bir aydınlık yüzdür Yaşar Seyman yurdumuzda; umut dolu gözleri, ana şevkati dilleri, ozanca dizeleriyle tüm dünyadaki yaralı coğrafyalarından insan öykülerini dinler, derler ve yazar, bizlere sunar her daima.

Yazar olmak kolay değildir; daha önemlisi akıca, yalın, etkili yazmaktır hüner. Kör kuyulardan nafile uğraşlarla su getirmenin bir faydası yoktur. İnsanların yürüyeceği bir yol olmak, suyu bendine dökmek, kelimeleri oya işler gibi, usta bir Ermeni’nin taşa hayat vermesi gibi, moru, mavisi, kızılı her bir ilmiği hünerli bir dil olup yaşamın sırrını bir halıya nakşetmek gibi, herkesin anlayacağı ve gönlünde hissedeceği gibi yazmaktır yazacağını.

Âşık Veysel; bir dağdır Anadolu’da ne karı, ne rüzgârı, ne çiğdemi eksik olur tepesinde, bir de kazları vardır, turnaları, leylekleri, hiç insanı aldatmayan, üzmeyen.

Âşık Veysel;  Zifiri karanlık denen korkunç uğultular savuran bir fırtınan ortasında kuşların sığınağı olan ulu bir çınar ağacıdır, ne dalları kırılır, ne heybeti azalır, ne de yeryüzündeki hiçbir güç onun köklerini kurutabilir bu topraklardan.

Âşık Veysel; Homeros’tur, bilgeler çağının nice savaşlar, açlıklar, hastalıklar, depremler, yanardağlar, felaketler gören katmanlarından zedelenmeden gelen; Hakk – insan – doğa- doğruluk erdemini kitaplara nakşeden.

Devamını oku: Üstadımız Yaşar Seyman’dan Bir Güzel Âşık Veysel Kitabı:  Gönül Gördü Dil Söyledi

Kategori: Kitapların Dünyası

Çocuktunuz Çoktunuz

Cuma, 07 Kasım 2025 08:24 tarihinde yayınlandı. | Ayhan AYDIN tarafından yazıldı. | Yazdır | e-Posta | Gösterim: 130

Çocuktunuz Çoktunuz

Yaşamın içinden, ateş çemberlerinden, zorlu yollardan, her türlü çilelerden geçerek gelen geçmişin anılarını yüreğinde bir sır gibi, insan sevgisini bir kor gibi saklayan Mehmet Kılınç canımızın Çocuktunuz Çoktunuz isimli şiir kitabını bugün okudum.

Dün Divriği Pilav ve Kültür Günü’nde bir araya gelip sohbet ettiğimiz Mehmet Kılınç şu anda oturduğum Rumelihisarüstü’nde uzun yıllar yaşamış, bir gönül insanı.

Geçmişin tüm güzelliklerini sevgiyle yâd edip, geleceğin dünyasında barışın, dostluğun, kardeşliğin hâkim olmasını isteyen Yazar – Şair Mehmet Kılınç canımızın Çocuktunuz Çoktunuz isimli kitabı beni etkiledi.

Çocukluk hepimizin geçmiş hafızası, bazen acısı, sızısı, unutamadığı özlem dolu geçmişi.

Ama çocuklar tüm dünyada ve ülkemizde yüzyıllar geçtikçe daha mutlu bir yaşamı hak ederlerken her geçen gün yoksulluğun pençesinde acı çeken bir büyük parçamız oluyorlar.

Yüz binlerce çocuk savaş meydanlarında ölüm – kalım ikileminde yaşıyor. Milyonlarcası açlık çekiyor. Milyonlarcası zorla çalıştırılıyor, köle muamelesi görüyor bu dünyada.

Türkiye’de ise; kendi karanlık rejimini devam ettirmek isteyen otokrat yönetim çocuklarımızın kanını emmeye, rejimin sürdürmek,  yandaşlarını daha rahat yaşatmak için her geçen gün kıstıkları devlet imkânları yavrularımızdan esirgeyerek onların ve bizlerin yarınlarını yok ediyor.

Yüz binlerce çocuk işçi her türlü kötü muamele içinde çalıştırılırken, yüz binlercesi okullarından koparılıyor, çocuk yaşta evlendiriliyor, dayak, kötü muamele, şiddetin öznesi oluyor…

Yüreğim bazen kanayarak okuduğum derin ve anlamlı şiirleriyle Mehmet Kılınç çocuk gerçeğini en yalın, acıtıcı, duygusal bir şekilde dizelerinde işlemiş.

Yüreği günlü var olsun…

Muhabbetle sevgili dostlar…

Ayhan Aydın

15 Eylül 2025

 

Devamını oku: Çocuktunuz Çoktunuz

Kategori: Kitapların Dünyası

Diğer Makaleler...

  1. Bir Can İnsan Orhan Kocadağ
  2. Muzaffer Bal'dan Yolcu
  3. Balkanlar’da Alevi – Bektaşi Toplumunun Hakları ve Yunanistan’daki Son Gelişmeler
  4. Cihatcı Kafa Baş Da Keser, Bıyık Da…
  5. İmam Yılmaz Hoca
  6. Bir Aşure De Böyle Geçti...
  7. Şahkulu Sultan Dergâhı Kültür – İnanç Gezisi
  8. Ülke Yanıyor...
  9. Bir Can İnsan Orhan Kocadağ
  10. Baki Bayraktar, Şakir Keçeli... Babalarla Söyleşi, 2016

Sayfa 2 / 92

BaşlangıçÖnceki12345678910SonrakiSon

Ayhan AYDIN İnternet Sitesi  erenler@ayhanaydin.info E POSTA

İLKEZGİ SANATEVİ SİTE VE TEMA TASARIMI MUSTAFA KARAÇİFTCİ 0542 559 11 80.