Bir Can İnsan Orhan Kocadağ
Bir Can İnsan Orhan Kocadağ
Çok sevdiğim sevgili büyüğümüz Rahmetlik Yazar Burhan Kocadağ’ın aynı zamanda kardeşi olan Yazar – Şair Orhan Kocadağ ile geçen cumartesi günü Türkiye Yazarlar Sendikası (TYS.) 24. Genel Kurulu’nda görüştük.
Yalova deyince ilk aklıma gelen isimlerden olan bu gül yüzlü can insanımızla ayaküstü sohbet edebildik. Yalova gelirsen mutlaka bekliyorum seni, dedi. Onun hediye ettiği üç kitabı okumaya hemen başladım.
Gökyüzü Pencerem’deki şiirleriyle beni etkileyen çok sevgili şairimiz Orhan Kocadağ’ın nasıl içli bir insan olduğunu bir kez daha anlamış oldum.
Gönlü var olsun…
Şiirleri, eserleriyle bu yurdun duygu ve sevgi ormanında her daim yaşasın…
Ayhan Aydın
16 Haziran 2025
Muzaffer Bal'dan Yolcu
Güzel Bir Romanda
Cumhuriyet Döneminin Acılarla Dolu Sayfaları: Yolcu
Ne Kadar Yol Yürürsen Yürü,
Sonunda Kendinle Karşılaşırsın! (Kitap Girişi)
Bir dönem yayıncılık da yapan, yaşam sevdalısı Şair – Yazar Muzaffer Bal’ın yeni kitabı Yolcu (-Tarihe Yolculuk-) isimli kitabını bir solukta okuyup bitirdim.
Serde yolculuk, seyahatler var ya, beni daha da çok ilgilendiren bir yanı vardı Yolcu’nun. Kahramanın ismi de Yolcu olan roman annesi ve babasını erkenden kaybeden bir gencin, yol arkadaşı olan Çingene Güzeli ile bir Türkiye seyahatinin romanı.
Sonsuz bir umut, barış, dostluk duygusunun, çevreci bir anlayışın tüm satırlarına sızdığı bu kitap bir gezi kitabı olmasının yanın daha derin anlamlar ifade ediyor. Aslında bir nevi kendisiyle mücadele eden ve geçmişinin bir gizemli sayfasını aralamak isteyen idealist, maceraperest, paylaşımcı, meraklı bir gencin ve yol arkadaşı olarak ondan ayrılmayan tüm pratik zekâsıyla, insanlara ve doğaya anında uyum sağlayan, ruhundan yaşam fışkıran bir kızın, Türkiye Cumhuriyeti tarihini yeniden keşiflerinin romanı sayılır Yolucu kitabı.
Bu gencin Edirne’den Kars’a, Tunceli (Dersim)’den Diyarbakır’a uzanan bu romandaki seyahatleri; bu toprakların yaşadığı derin acıların ortaya konulduğu, tarihi gerçekleriyle bu ülkede farklı insan guruplarının yaşadıkları dramları dile getiriyor.
Roman; kahramanları olan Yolcu ve Çingene Güzeli maceralı yolculuklarıyla; aslında öyle bir rota izleyip öyle insanlarla bizleri karşılaştırıyor ki, cennet güzelliğindeki bir yurdun, hala insanı hayrete düşüren babacan, kalender, şefkatli, paylaşımcı, özleri aydınlık insanlarının tarihin derinliklerine itilmek istenen gerçekleri konuşturmaları üzerine kuruluyor.
Burada Rumların, Ermenilerin, Kürtlerin, Kızılbaşların, Komünistlerin, Malakanların kültür dünyaları, zenginlikleri, sevgileri yanında uğradıkları haksızlıkları, kıyımları, katliamları da okuyoruz bu romanla.
Yazarın ustalığı; tarihi gerçekleri, doğa sevgisinin büyüsüyle, insan sıcaklığıyla, aynı zamanda gerçek bir yolculuk serüvenini çok güzel harmanlayarak bizlere sunmasındadır. Romanın başarısı; bizleri sıkmadan, sadece bilgi aktarmak amacıyla değil, derin vadilerden, yaylalardan, köylerden geçerken, her biri farklı bir karakter olan candan insanlarla ve roman kahramanlarının gözünde kentlerin de çok ustalıkla tasvir edilmesi, şiirsel anlatımın tüm roman boyunca devam ederek, sona ulaşmasıdır.
Yolcunun kimi zaman kararlı, kimi zaman bezgin, meraklı ama hiçbir zaman umutsuz olmayan karakterinin altında içten içe yaşadığı bir ezikliği gidermek isteği, yaşamı, dünyayı tanıma merakı var.
Çingene Güzeli aslında sanki kendi yaşına göre de olsa “büyümüş de küçülmüş” gibi, yaşından beklenmeyecek olgunluklar sergileyebilen, insanlarla diyalogu ve sorun çözmesiyle yaşamın sırrına çok erken varmış, dünyayı olduğu gibi kabul eden, bir yaşam ustası portresi çiziyor. Çünkü o bir Çingene.
Çingene Güzeli, aynı zamanda Çingene kültürünün tüm zenginliklerini, detaylarını, başarılarını da bizlere aktarmış olurken, çok iyi bir yol arkadaşının dışında aslında aranan ve bir ömür sürecek dostluğun da, birlikteliğin de güven kaynağı örneği gibi duruyor.
Romanın sonu çok acıklı ve trajik bitiyor. Yazar bunu bilinçli seçmiştir elbette. Bu ülkede idealleriyle, sevdalarıyla, geçmişinin izinde, barış ve dostluktan başka hiçbir sermayeleri olmayan binlerce insanın karşılaştığı beklenmedik son aslında bu ülke gerçeğinin ta kendisidir.
Bugün bile binlerce faili meçhul cinayet ülkesi olan Türkiye yaralı bir cumhuriyete ev sahipliği yapıyor.
İnsanlar; siyasi görüşlerinden, kökenlerinden, kültürlerinden, inançlarından, cinsiyet farklarından dolayı katledildi bu ülkede; ne Topal Osmanlar bitti, ne de cezaevlerinde işkenceler, ne de her türden haksızlıklar bu ülkede.
Adaletsizliğin, hukuksuzluğun kol gezdiği günümüz Türkiye’sinin de cumhuriyetin yüzüncü yılında aynı acılı sayfaları yaşaması, gençlerin hiçbir suçları yokken despot siyasi iktidarın zulmüyle zindanlara doldurulmaları bir tesadüf değil, bu ülkeye yazgı olarak dayatılan gerçeklerdir.
Yarım kalan sevdalar, bitmemiş türküler, söylememiş sırlar, haykırılamamış öfkeler yurdudur Türkiye.
Muzaffer Bal Türkiye’nin acılı tarihine bir yolculuk yaparken, öden vermez çevreci bir sosyalist olarak bizlere yine güzel bir roman armağan ediyor.
Kalemine, gönlüne, bilincine sağlık değerli üstat.
Sevgi ve muhabbetlerimle…
Ayhan Aydın
13 Haziran 2025
Yolcu, Tarihe Yolculuk, Muzaffer Bal, Favori Yayınları, 243 Sayfa, Mart 2025, İstanbul
Muzaffer Bal
Gümüşhane, Şiran, Kırıntı Köyü’nde 1948 yılında doğdum. Arif’in kazının – Cicimali’nin ve Yeniköylü Nezük – Cafer’ın torunuyum; yani iki köylüyüm. İlkokulu Kırıntı’da, orta ve sanat okulunu İstanbul’da okudum. Zaman Dergisi’nde yayın kurulunda bulundum ve yazarlığını yaptım. Gökkuşağı Dergisi’nde yazmaya devam ediyorum.
Yayımlanmış Eserleri
- Güneş + Cingene + Özgürlük, Şiir, Pencere Yayınları
- Göç, Öykü, 2019, Kendi Yayını
- Esir, Roman, 2021, Favori Yayınları
- Gecekondu, Roman, 2022, Favori Yayınları
- Yolcu, Roman, 2025, Favori Yayınları
Örsle dövüldükçe
Ateşten bir aşk harmanı oluyor elle tutulmaz yüreğim
Girdikçe derin suların, hırçın dalgaların girdabına
Tüm kozalakların nefesiyle doluyor harap yüreğim
Dinledikçe dinleyesim geliyor
Yeryüzünün tüm acılarını
Doyurmuyor beni bir baştan bir başa
Kıtalar aşan kuşların açılan kanatlarındaki özgürlük hevesi
Tüm güzellikleri sürüklemek istiyorum
Denizlerdeki balıkların yüzgeçlerinde
Öfkelerim tılsımlı bir maceraya dönüşüyor
Derken bütün bedenim bir göz oluyor kendine bakan
Uykusuz ruhum bir derin vadide buluyor ağlayan anaların çığlıklarını
Yaşam göz kırparken yıldız yıldız evrende
Kayboluyorum bir kuyunun en derin kuytularında
Okuyorum, okuyorum zihnime girmiyor geçmişin bir kara gölgesi gibi peşimden gelen gizemli tarih kitapları,
Arıyorum, arıyorum bulamıyorum kaf dağının ardını bilen yaşamda kılavuz, uzak yollarda ayak, gönülde dost olacak yoldaşları
Sevda diyorum, aşk diyorum, umut diyorum
Kırlarda açmış papatyalar, mor renkli deve dikenleri diyorum
Serçeler konuyor eski evlerin saçak altlarına
Onların neşesi bile yeter diyorum
Despotların yaydıkları karanlığı delmeye
Yazan ellere kuban olurum diyorum
Şiir, Öykü, Roman yazan ellere
Araştıran gerçekleri ortaya koyan büyük yüreklere
Selam olsun diyorum
Özgürlük, dostluk ve barış türküsü söyleyen dillere...
Ayhan Aydın
15 Haziran 2025
Balkanlar’da Alevi – Bektaşi Toplumunun Hakları ve Yunanistan’daki Son Gelişmeler
Balkanlar’da Alevi – Bektaşi Toplumunun Hakları ve Yunanistan’daki Son Gelişmeler
25 yıldır Balkanlar’daki Alevi – Bektaşi kültür varlığını araştırmaya, burada yaşayan topluluklarımızın sorunlarını gözlemlemeye; bu ülkelere giderek insanlarla görüşmeye, etkinlikleri izlemeye, görüntü, on binlerce fotoğraf ve yazı ile dile getirmeye çalışıyorum.
Aynen Türkiye’de olduğu gibi Balkan ülkelerinde de Alevi – Bektaşi toplumunun halen çok ciddi sorunları var.
Ülkelerde Alevi – Bektaşi Toplumunun Genel Durumları
- Arnavutluk’ta Bektaşi toplumu ülke ve toplum genelinde tanınma açısından ciddi bir mesafe alarak bazı haklarını uzun yıllardan beri elde etmişti. Ülkede Sultan Nevruz, Matem- Muharrem Arnavutluk Devleti’nin Bektaşi toplumunun özel günleri olması vesilesiyle devlet olarak tanıdığı, önem verdiği etkinlikler olarak anılıyor. Ayrıca burada tekkelerin yapımı, onarımı, buralarda yapılacak etkinlikler serbestlik içinde yerine getirilebiliyor.
- Bulgaristan en yoğun Alevi – Bektaşi nüfusun yaşadığı, türbe, dergâh, yerleşim alanı olarak geniş bir coğrafyaya yayılmış bir inanç topluluğu hüviyetindedir. Bu ülkede Müslüman toplulukları halen ayrı ayrı değil Sofya Müftülüğü aracılığıyla bir bütün olarak temsil ediliyor. Uzun yıllar boyunca baskı görseler de son yıllarda bazı türbe ve dergâhların onarımı, yapımı konusunda ciddi ilerlemeler olmuş, Alevi – Bektaşi toplumunun varlığı kabul görmüş olsa da bu ülkede bu topluluğun haklarını koruyan yasal bir düzenleme yok.
- Kosovo’da Jakova kentindeki Bektaşi Tekkesi buradaki Bektaşiliğin adeta temsil makamı olurken, ülkede Bektaşilere dönük bir kısıtlama olmasa da, birçok Bektaşi inanç merkezi harap halde, bir tüzel kişilik olarak yasalar karşısında bir güvenceden yoksun durumdadır.
- Bosna – Hersek’de sayısız Bektaşi türbesi ve dergâhı başka inançların kuşatmaları altında yok oluş süreci yaşamış, en ünlü ziyaret makamlarından birisi olan Blagay – Mostar Sarı Saltık Türbesi “Alp – Erenler” Türbesi olarak anılıp, Bektaşiliğin tüm izleri yok edilerek, Sünni bir tarikatın emrine verilmiştir.
- Makedonya’da 480 yıllık Bektaşi tekkesi Sersem Ali Dedebaba (Harabati Baba) Tekkesi ise yaklaşık otuz yıldır büyük bir hukuksuzluğu yaşamaktadır.
15 Ağustos 2002’de ise bir gurup selefi kılıklı ve zihniyetli insan Tekke’yi zor kullanarak işgal etmiştir.
28 Eylül 2007’de kabul edilip 1 Mayıs 2008’de işlerlik kazanıp yürürlüğü giren “Kiliselerin, Dini Cemaatlerin ve Dini Gurupların Hukuki Statüsü Kanunu (2007 Kanunu) ülkedeki dini konuları düzenlemiştir. Makedon Devleti’nin bu kanunla ülkedeki tüm Müslüman Toplulukları “İslam Dini Birliği” isimli bir kurumda toplamak istemesine buradaki Bektaşiler karşı çıkmıştır. Bu kurumun Türk Diyanet İşleri Başkanlığı’yla organik bir bağı bulunmaktadır. Harabati Baba Tekkesi’ni işgal eden gurubun Harabati Baba Tekkesi ve tüm varlığı üzerinde yasal hak iddia eden İslam Dini Birliği’nin adamları olduğu sonradan anlaşılmıştır. Makedon Mahkemelerinden bir netice elde edilemeyince olay AİHM taşınmış, AİHM ise 2018’de verdiği kararda Bektaşileri haklı bulmuş, Bektaşilerin bu ülkede kendi isimleriyle kurumlaşmasının önünü açmışken, Makedon Devleti bu konuda bir adım atmamıştır. Harabati Baba Tekkesi’ndeki işgal halen devam etmektedir. Makedonya örneği Türkiye örneğiyle benzerlik göstermektedir.
Mekedonya’da İslam Dini’yle ilgili çalışmaları organize etmek üzere kurulan fakat ülkedeki Bektaşi varlığını yok sayan, onları Sünni İslam içinde eritmek için her fırsatı değerlendiren Kuzey Makedonya İslam Dini Birliği, sözde bu ülkede Müslümanları temsil eden tek yasal kurumdur.
Yunanistan
Savaşlar, baskılar, 1923 Türk – Yunan Mübadelesi ve sonrasındaki gelişmelerle ile Yunanistan’daki Türk ve Alevi – Bektaşi nüfusu azalmış olsa da; Yunanlıların “Müslüman Azınlığı” dediği, “Batı Trakya Türk Varlığı” her şeye rağmen bu ülkede kimliğini korumaya devam etmektedir.
Tüm Balkanların “Kutup Yıldızı” olarak nitelendirdiğimiz ve 1356 yılında “Rumeli’nin Fethi”ni gerçekleştiren Kırk Eren’in başı olarak kabul edilen “Keşfi Kerametleri” ile yüzyıllardır gönüllere taht kuran Seyyid Ali Sultan (Kızıldeli) manevi varlığıyla ve yarattığı derin etkiyle bugünkü Rumeli – Trakya Alevi – Bektaşi varlığının da pusulası olma niteliğini koruyor.
1402 yılında Dergâh olarak kurulan Seyyid Ali Sultan Tekkesi; Seyyid Ali Sultan’ın 1420’lerde göçmesinden sonra da önemine önem katarak bugüne kadar Rumeli’deki en önemli Alevi – Bektaşi kültür ve inanç merkezi olmayı sürdürmüştür.
Alevilik – Bektaşilik açısından son derece önemli olan Pir Balım Sultan da (Ölümü: 1516) bu tekkede yetişmiştir. Tekke dünyadaki en büyük dört Alevi – Bektaşi inanç merkezinden birisi kabul edilmiş, hem Seyyidlerin, hem Hacı Bektaş Çelebilerinin, hem de Pir Balım Sultan Erkânı sürdüren Babagan Bektaşi Kolu’nun temsilcilerinin hizmet yürüttükleri, 24 vakıf köyüyle birlikte tüm Batı Trakya’nın en önemli inanç, kültür ve yaşam merkezlerinden birisi olmuştur.
1826 yılında Osmanlı’nın Yeniçeri Askeri Birliğini kapatması dâhilinde Bektaşi Tekkelerini Yasaklayıp Yıktırmalarıyla Seyyid Ali Sultan Tekkesi de çok büyük ölümcül bir zarar görmüştür. Zamanla toparlanan tekkede Yunan iç savaşı dışında yeryüzünde tek olmak üzere yaklaşık 650 yıldır “Hakk – Muhammed – Ali” adına erenlerin birlik çerağı her daim yanmaya devam etmektedir.
Buradaki Alevi – Bektaşi varlığı yüzyıllar boyunca yaşamaya devam etmiş, bugünlere gelmiştir.
Çok canlı bir şekilde, cem, görgü, baş okutma, sorgu, kurbanlar, Alevi – Bektaşi inanç dünyasındaki tüm erkânlar, gelenekler burada tüm canlılığıyla yaşamaya devam etmektedir.
Son yıllarda ise maalesef çok anlamsız ve baskıya dayalı olarak buradaki Alevi – Bektaşi birliği parçalanmak istenmiş, dış baskılar, Türkiye’den uzanan karanlık eller burada bir ikilik yaratmıştır. Ama Batı Trakya’nın aydın gönüllü, nurlu yüzlü insanları bu ikiliğe geçit vermemişler, bir tarih yazarak, buradaki yozlaşmaları bertaraf etmeyi başarmışlar, birliği var etmişlerdir.
Hukuki Tanınma, Yunanistan’da Alevi – Bektaşi Toplumuna Verilen Haklar
Zaten Seyyid Ali Sultan Dergâhı içinde dergâhla yaşıt en eski ibadet mekânı “meydan” yanında, tüm Alevi köylerinde cemleri mevcut olup insanlar ibadetlerini yerine getiriyorlardı.
En son Büyük Derbent (Makro Derio)’da 2022’de yapılıp açılışı yapılan Yunanistan’daki “ilk yasal cemevi” statüsündeki inanç merkezi Yunanistan’da Alevi – Bektaşi toplumunun ilk resmi inanç merkezi olmuş, burayı Yunan bakan ve yetkililer ziyaret etmişlerdir.
Yunan parlamentosunda son yıllarda çalışmaları devam eden bir kanun düzenlemesiyle, Avrupa Birliği Uyum Yasalarıyla örtüşecek bir şekilde hukuki bazı düzenlemeler yapılıyordu.
Sonunda bizlerin de katıldıkları; 1-3 Ağustos 2025 tarihleri arasındaki Seçek Yaylası Etkinlikleri’nde Seyyid Ali Sultan Dergâhı’nın merkezindeki köy olan Ruşenler’deki etkinlikte Yunanistan’ın Eğitim ve Din İşleri Bakanı Sofia Zaharaki bizzat kendisi konuşma yaparak kararı açıkladı.
Uzun yıllardır büyük bir mücadeleyle insanları birlik içinde tutan Seyyid Ali Sultan Dergâhı Koruma Heyeti Başkanı çok sevgili Ahmet Karahüseyin bu sevinci tüm yöre insanıyla paylaştı.
Etkinlikte uzun yıllardır akademik çalışmaları destekleyen Almanya Köln merkezli Alevi Bektaşi Kültür Enstitüsü’nün başkanı Sayın Gülizar Cengiz de bir konuşma yaptı.
Yunan Bakan yaptığı konuşmayla;
Yunanistan’daki Alevi – Bektaşi toplumunun Yunan devletinin, parlamentodan çıkan kanun hükmüyle yasal tüzel kişiliğe sahip olduklarını ilan etti.
Böylece bu ülkedeki Alevi – Bektaşi toplumunun bir inanç topluluğu olarak tanındığı, ibadet mekânlarının olduğu, kendilerine ait inanç sistemleri bulunup bunların kabul edildiği, okullarda istenildiğinde Alevilik -Bektaşilik konusunda derslerin verileceği hususları yasal güvenceye alınmış oldu.
Tüm kanun metninin çevrisi olmadığı için çok daha detaylı yazı yazmayı, yorumları başka sefere bırakmak zorundayız, ha keza herkes her işin uzmanı oluyor bu ülkede.
Benim öğrendiğime göre ve bence çok önemli bir husus olmak üzere; (kanunda Yunanistan’daki bazı dostların istemleriyle “Bektaşi – Alevi Toplumu” olarak yasaya girmiş) bu topluluğun tarihsel olarak elde etmiş oldukları, sahip oldukları ve kayıtlı, belgeli, ispatlanabilir bir şekilde olan tüm inanç ve kültür varlıkları sahiplerine yani Alevi – Bektaşi toplumuna teslim edilecek.
Bu bence her şeyden önemli bir gelişmedir. Çünkü Yunanistan’da maalesef ki dile getirmek gerekirse; Osmanlı’dan kalan, Türk’ten kalan, tarihi ne kadar eski eser varsa bunlar düşmanca hislerle yok edilmek istenmiştir.
İşte Şimdi tarihsel olarak çok büyük bir geniş araziye sahip Seyyid Ali Sultan Dergâhı (Tekkesi) Vakfi’yesine ait ne kadar türbelerimiz, mezar taşlarımız, dergâhın tüm tarihi yapı taşları varsa, köylerin tümü elde edilebilecektir.
Bunu ben çok büyük bir kültür kazanımı olarak görüyorum.
Bütün Alevi – Bektaşi dünyası için bir dönüm noktası olabilecek karar bence budur.
Çünkü Türkiye başta olmak üzere, Alevi – Bektaşi nüfusun yaşadığı tüm alanlarda insanı insan yapan, kültürü kültür yapan, bir topluluğun varlığını ortaya koyan tarihi kökleri simgeleyen tüm kalıntılardır. Bugün Türkiye’de büyük bir işgal var; Alevi – Bektaşi varlığı her anlamda yok edilirken, asimile edilirken, tarihi tüm değerleri işgal edilip yağmalanırken, 1826’da “devrim yasası” adı altında 25 Kasım 1925’te kapatılan Tekkelerimizdeki kitaplar nerede?
Dergâhların şamdanları nerede?
Ebu ecdadımızın babaların, dedelerin, dervişlerin manevi hatıraları yok edilirken geçmişiz silininken elle tutulun malzemelerimiz nerede?
Diye sorma sırası bugünkü Alevi – Bektaşi toplumunda ve sözde onları temsile eden Alevi kurumlarının başındakilerde olmalıdır.
Zamanla her şey daha iyi açığa çıkar.
Yunanistan Devleti’nin Alevi – Bektaşi toplumu için düzenlediği hukuki kazanımlar hayırlı olsun. Umarız her şey yüzyıllardır çile çeken bu gül yüzlü toplumun, gençlerimizin, çocuklarımızın yolumuzun, erkânımızın geleceği için hayırlı olur…
Sevgi ve muhabbetlerimle…
Ayhan Aydın
15 Ağustos 2025
Cihatcı Kafa Baş Da Keser, Bıyık Da…
Cihatcı Kafa Baş Da Keser, Bıyık Da…
Bıyıkları zorla kesmek, insanları aşağılamak...
HTŞ, İŞİD ve cihatçı militanlar sevgisiz, hoşgörüsüz, zorba insanlar...
Katil ruhlular...
Kendisinden olmayan, kendisi gibi düşünmeyen, kendisi gibi inanmayanı ortadan kaldırmak isteyenler...
Suriye'de DÜRZİ inancına sahip insanların, kanaat önderlerinin bıyıklarını kesip, büyük bir maharet, başarı olarak bunu kayda alıp yayınlamak...
Ne adına? Cihat adına... Allah için cihat... Peygamber adına cihat...
"Yakın ulan yakın" deyip Alevileri diri diri yakan kafa aynı kafa...
Bu barbarlıklar ne yazık ki bizlerin de dahil olduğu İslan Dünyasında oluyor...
Emperyalistlerin çıkar paylaşım alanı olarak görüp din, mezhep, ırk temelli parçaladıkları Ortadoğu Topraklarında oluyor...
Ama elbette Ortadoğu'da yaşanmıyor sadece bunlar; Balkanlar, Kafkasya, Güney Asya, Hindistan/ Pakistan / Afganistan...
Sayısız coğrafyada bunlar yaşanıyor.
Ve görülüyor ki; her şeye rağmen demokrasi, her şeye rağmen laiklik, her şeye rağmen akılcıl hukuk düzeni insanca yaşamak için en sağlıklı yönetim sistemleri...
Bizler de inadına; yaşasın cumhuriyet, yaşasın demokrasi, yaşasın laiklik, yaşasın bilimsel eğitim, hoşgörü, barış, diyoruz...
Ayhan Aydın
17 Temmuz 2025
İmam Yılmaz Hoca
Uzun yıllardır tanıdığım İmam Yılmaz sıra dışı bir insan portresi çiziyor.
Daha önce de söyleşiler, sayısız muhabbet ve sohbetle kendisini daha iyi tanıma fırsatı yakaladığım İmam Yılmaz, günümüzde sayıları maalesef ki azalmaya başlayan “inançlı, geleneği yaşatan, çok itikatlı, bir ocak talibi” özelliği taşıyor.
Yaşının yetmişlerde, seksenlerde olması gerekmiyor.
İnsanın özünde varsa bir arılık, duruluk, doğruluk çok genç yaşlardakilerden de bizler çok yararlanabiliriz.
Benim ısrarla çok yaşlı insanlarla söyleşi yapmak istememin temel nedeni; geçmiş dönemin bilgilerine uğraşma çabasıdır.
Eskiden cemler nasıl sürülürdü, eski dedeler nasıldı, köylerdeki yaşamlar, insan ilişkileri nasıldı? Velhasıl elimizde çok ciddi yazılı veri olmayan yüzyıllık cumhuriyet dönemi köy yaşam
Bir Aşure De Böyle Geçti...
Bir Aşure De Böyle Geçti...
Kanlı Kerbala sahrasında Ehlibeyt analarının feryat eden çocukların karınlarını doyurmak için elde ne varsa bir araya getirip çorba niyetiyle pay ettikleri Aşure aşı; yüzyıllar boyunca ocaklarda, tekkelerde, evlerde matanetle Muharrem orucu sonrasında huşu içinde yenirdi...
Son on - on beş senedir olduğu gibi doymak bilmez bir iştahla birbirini ezercesine bu sene de Alevi - Bektaşi ekranından, yolundan iyice uzaklaşmaya başlatılan, bir yığın haline getirilen bu toplum Aşureyi; özellikle cemevleri yöneticilerinin şuursuzlukları nedeniyle manevi anlamının dışında "Aşure Şöleni" olarak kutladı!
Davullu, zurnalı, sanatçı konserleri, siyasetin kirli elleriyle kaynatılan Aşure Kazanlarında bir yozlaşma unsuruna dönüştürülen "Aşure Tatlısı" çıkar ilişkilerine meze edildi...
Aşure ve lokma kişinin helal kazancı ve gönlünden gelen rızalıklarla az - çok demeden, bir sorgu sual etmeden gönülle kaynatılan aştır...
Her kim ki mazlum halkımızın inancı doğrultusunda erkan yürütüp; Hz. Hüseyin, Kerbela, Muharrem, Alevi yol ve erkanına göre hizmet yürütüp, Aşure aşını nuş eylemişse o güzel canlara aşk ola ...
Her kim ki, fısat bu fırsat deyip; devletten, belediyelerden, iş adamlarından aşurelik erzakı alıp, bunu bir çıkar amacıyla kullanmışsa yedikleri zehir ola...
Dünyanın en dürüst insanı, en iyi Alevisi ben değilim... Ama ben bu topraklarda bin yıllık töreyi, yolu sürenlerin seslerinden birisiyim...
Öldüğümüz güne kadar da kendimizce doğruları söylemeye devam edeceğiz...
Muhabbet ehline aşk ile...
Ayhan Aydın
15 Temmuz 2025
Diğer Makaleler...
- Şahkulu Sultan Dergâhı Kültür – İnanç Gezisi
- Ülke Yanıyor...
- Bir Can İnsan Orhan Kocadağ
- Baki Bayraktar, Şakir Keçeli... Babalarla Söyleşi, 2016
- Cem Vakfı Anadolu İnanç Önderleri ll. Toplantısı’nın (12-14 Mayıs 2000) 25. Yılı
- Cem Vakfı (30 Mart 2025)
- ÂŞIK DAİMİ BUGÜN KARACAAHMET DERGÂHI’NDA ANILDI
- Şahkulu Sultan Dergâhı’nda Âşık Daimi ve Derviş Kemal Anıldı
- Hallac-ı Mansur Yaşıyor...
- Divriği Kültür Derneği’nde Suriye Konulu Panel Yapıldı

