GÜDAP Çevre ve Maden Etkinliği, Avcılar, 9 Mart 2024
Bu Memleket Bizim
Değerli dostlar; aynı zamanda benim de memleketim olan Gümüşhane, kültürel birikimi yanında tabiat varlıkları ve doğal güzellikleriyle yurdumuzun az bilinen, kıyıda köşede kalmış güzel bir beldesidir.
Ormanları, tabi gölleri, yaylaları, endemik dediğimiz çok az bulunur sayısız bitkisiyle, vaşak, dağ keçisi, kerkenes kuşu gibi nadir bulunan hayvanlarıyla Gümüşhane, her yönüyle gerçekten korunması gereken göz bebeğimiz bir doğa harikası ilimizdir.
Kendi yöremiz olan Şiran Kırıntı - Yeniköy dağlarında, yaylarında bir zaman "Kırıntı Altını" varlığıyla ciddi girişimlerde bulunulmuş, halkın bir kısmının tepkisiyle bu konuda geri adım atılmıştı.
Eski çağlardan beri bir "gümüş", demir diyarı olan Gümüşhane'de, Türkiye'nin biçok yerindeki gibi bu doğal varlığı talan edecek çabaların olduğu bir gerçektir...
Panel – Forum
Dün, İstanbul Avcılar Barış Manço Kültür Merkezi'ndeki bu konuların konuşulduğu panel, gerçek anlamıyla geniş kitlelerin de dinlemesi gereken çok önemli konuların işlendiği önemli bir çevre etkinliği şeklindeydi.
Gümüşhaneliler Kültür, Sanat, Çevre ve Sosyal Dayanışma Derneği (GÜDAP) tarafından düzenlenen, “İliç’in Gölgesinde Gümüşhane’de Maden Gerçeği” isimli panele birçok değerli isim katıldı.
Panel’e aynı zamanda panelin yöneticisi, konuşmacısı Tarihçi çok sevgili Musa Şahin, Gazeteci – Yazar aynı zamanda Evrensel Gazetesi ve Türkiye Yazarlar Sendikası İzmir Sorumlusu çok sevgili Özer Akdemir, Gazeteci – Yazar çok sevgili İbrahim Gündüz, Av., Çevre Gönüllüsü çok sevgili Cömert Uygar Erdem katıldılar.
Naçizane benim de sunuculuğunu üstlendiğim Panel’de açılış konuşmasını GÜDAP başkanı ve yıllardır bu konuda önemli gayretler gösterip, büyük emek veren, çevresi, sosyal dayanışmadan yana ve yörede araştırmalar da yapan çok sevgili Kamil Koç yaptı.
Kamil Koç, ülkemizin bir talan yerine çevrildiğini, Gümüşhane’nin bunun dışında kalmadığını, dernek olarak bu tür etkinlikleri yapmayı yurdumuz için, Gümüşhane için bir borç bildiklerini söyleyerek gelen herkesi selamladı.
Etkinliğe katılan Avcılar Belediye Başkan Adayı Utku Caner Çaykara da, yaşanan deprem gerçeklerine rağmen, madencilikteki risklere rağmen gerekli tedbirleri almayanların rant ekonomisinden beslenenler olduklarını söyleyerek katılan herkesi selamladı.
Sonrasında da Avcılar Belediye Başkanı Sayın Turan Hançerli de etkinliğe katılıp uzun süre konuşmacıları dinledi.
Amatör olarak emektar cep telefonumuzla kaydettiğimiz görüntülerde de izleneceği gibi tüm konuşmacılar yaklaşık yarımşar saatlik sunumlarıyla konuları çok güzel özetlediler.
Onlara ne kadar teşekkür etsek azdır.
Etkinlik sonrasında; Avcılar Belediye Başkanı Sayın Turan Hançerli’ye, İlçe Başkanı Sayın Ahmet Selçuk Gök’e, Musa Şahin’e, İbrahim Gündüz’e, Özer Akdemir’e, Cemert Uygar Erdem’e, Ayhan Aydın’a; Kamil Koç, Ercan Taş, Nadiye Demir, Sevim Köse tarafından plaketleri verildi.
Etkinliğe birçok değerli isim gibi Şiran Kırıntı – Yeniköy bölgesinden de GÜDAP yöneticisi çok sevgili Serdar Günel de katıldı.
Her şey yurdumuzun varlığı, gençlerimizin geleceği, insanlık yolunda menzil alabilmek için olmalıdır.
Muhabbet ehline, aşk ile
Dostlukla ve sevgiyle kalın.
Ayhan Aydın
10 Mart 2024
Ocak - Şubat 2024 Postası
Aylık Posta
Haber, Yorum, Gözlemler
(18 Ocak – 15 Şubat 2024)
Ayhan Aydın
Köklü Alevi Kurumları İşlerini Yapmayınca
Her Kesim, Etkinliklerle Alevi - Bektaşi İnanç ve Kültür Dünyasında Kendi Atını Oynatıyor
Ekonomik destek de dâhil, kaynağı, amacı, hedefi tam belli olmayan türlü etkinliklerle farklı kurum ve yapıların Aleviler - Bektaşiler üzerindeki tasarrufları devam ediyor.
Bizim tek derdimiz ise; gerçeğin izinde sadece ve sadece Alevilik ve Bektaşilik öğretisi, değerleri ve buna karşı içerden, dışarıdan gelen her türlü asimilasyon gayretlerini izlemek, gözlemlemek ve bunlardan halkı haberdar etmektir.
Bir Şii, Sünni din adamı gibi yaşayıp, düşünen ve konuşan, başına takke geçirip vaazlar verip, mevcut Alevi yapısını eleştirip kendisini bir dede olarak, yazar olup tanıtıp cemevlerinde dersler veren, Avrupa'daki kimi kurumlara çağrılan, çeşitli kaynaklardan elde ettiği paralarla kitaplar basan yani burada kendisine bir alan açan birisi Tarık Çimen... Ve bir yapı oluşturan Dört Kapı Yayınevi...
Biliyorsunuz Alevi kurumlarının duyarsızlıkları nedeniyle her yerden baş göstermişlerdi; Zöhre Analar, Baki Güngörler, Sinan Boztepeler, Hüseyin Hürrem Ulusoy gibi nice tipler...
Zamana Alevi kurumlarında her ilahiyatçıyı baş tacı edip, çıkar için cemevlerine yerleşmiş, bir eli belediyelerin kaynaklarında, bir elleri kaymakamlık, valilik, Kültür Bakanlığı kaynaklarında gününü gün eden bir yapı oluştu...
İnancımızın, cemevlerimizin üstüne çöküp buraları bir şirket gibi işletmeye başladıkları bu kurumları sömürenler...
Ufku daralmış kimi köklü kurumlar yöneticileri de, aynı şekilde kendilerini var etme sevdasında olunca, Alevilik, Bektaşilik, şubeler, cemevleri elden gitmiş, kimin umurunda?
Aleviliği ve kurumları kendileriyle başlatan bu yapıdan Alevilik temizlenmezse sonumuz çok kötü olacak.
Şimdi de Dört Kapı Yayınları; iş yapmayan, körelmiş, siyasete batmış, koyun tüccarı kafasıyla çalışan köklü Alevi kurumlarının bu yapılarından yararlanıp, onların boş bıraktıkları bir alanı dolduruyor, etkinliklerini arttırıyor... Şimdi de “çeğrek altın” da vereceği bir “Sultan Nevruz Şiir Yarışması” düzenliyor. Bu cemevleri, dernekler, vakıflar bunları yapamıyor, dışarıdan bir insan bu boşluğu doldurup, kendine alan açıyor.
AKP.- MHP. İktidarının kurduğu Alevi - Bektaşî Kültür ve Cemevi Başkanlığı da böyle boy vermedi mi?
Tarık Çimen kendince, kendi adamlarınca bir de Alevi kurumlarında organizasyonlar yapıyor, kitap fuarları, şiir yarışmaları düzenliyor...
Eeee ne var bunda, bırak bunları, işin gücün milletle uğraşmak, diyor bazı yazarlar, dedeler, bu kurumların başında olanlar...
Olan biten nedir, kim ne yapıyor, tüm bu yapılanlar bize ne kazandırıyor, ne kaybettiriyor?
Tüm bunları dile getirmek, yanlışları eleştirmek gerekli birer uğraş değil midir?
Yola birlikte gidilir, sözü çıkar odaklı çalışanların artık sevmedikleri bir söz oldu.
Her yerde mantar gibi çoğalan sözde dernek, vakıf, cemevi ve çeşitli oluşumların birçoğunun amaçlarının Aleviliğe - Bektaşiliğe hizmet değil de, çıkar elde etmek olduğu anlaşılıyor.
(Gönülleri sevgi ve çalışma aşkıyla dolu canlarımıza sözümüz yoktur.)
Muhabbet ehline...
FEHMİ TUNCAY HALİFEBABA
FEHMİ TUNCAY
(HALİFE BABA)
(1937 -3 Ağustos 2023)
Tekirdağ merkez Kılavuzlu Köyü’nden olan Fehmi Tuncay Halifebaba yol erkân konusunda bilgi birikimi olan, görüşlerini açıklıkla dile getiren bir Bektaşi yol önderimizdi.
Kendisini köyündeki evinde bu yola çok hizmetleri olan yine geçen sene kaybettiğimiz Hakkı Saygı Baba erenlerimizle birlikte birçok kez ziyaret etmiştik. Bizleri hanesinde de ağırlamıştı. Birçok kez sohbet edip, söyleştiğimiz Fehmi Tuncay Halifebaba erenlerimize daha derli toplu olması açısından çok az da olsa uyguladığımız gibi yazılı soruları iletmiştik. Bunları yanıtlayıp gönderen Fehmi Tuncay Halifebaba’yı bir kez daha saygı, sevgi, muhabbetle anıyoruz. Ruhu şad olsun.
(Bu söyleşi metni ilk kez yayınlanıyor. Muhabbet ehline aşk ile. Ayhan Aydın)
FEHMİ TUNCAY BABA’YA SORULAR…
GENEL BİLGİLER
Sevgili babamız, siz Alevilik/Bektaşilik ve babalarla ilgili bilgilerinizi kimden / kimlerden, nasıl öğrendiniz? Dedem Ali Kemteri (Bektaşi babası idi) ve babam Cafer Tuncay (Bektaşi halife babası idi) den ve kitaplardan bilgi edindim ve halen de okuyarak kendimi bilgilendirmeye çalışıyorum.
Çocukluğunuz nasıl bir ortamda geçti. Çocukluğum maddi açıdan pekiyi olmasa da orta derece geçti.
Bektaşi koluna kimden nasip alarak, hangi tarihte girdiniz? Çorlu’da bulunan Kazım Asar Baba’dan 1963 yılında nasip alarak girdim.
Dedeniz, babanız veya amcazadelerinizden de baba olan var mı? Dedem Ali Kemteri Bektaşi Babası, Babam Cafer Tuncay ise Trakya’nın ilk Bektaşi Babası idi.
Cemlerde herhangi bir hizmet yaptınız mı? Yaptıysanız kaç yıl? Cemlerde Bektaşi erkânına göre verilen her görevde bulundum. Önce Derviş olarak sonra da Mürşit olarak halen görevime devam ediyorum.
Kaç yaşında dervişliğe başladınız? Kaç yıl dervişlik yaptınız? 40 yaşında dervişliğe başladım. 15 yıl bu görevde kaldım.
Sizce babalar kimlerdir? Babalık icazetinizi kimden aldınız? Hangi tarihte verildi? Bence Bektaşi tarikatına hizmette bulanan uyarıcı kişilerdir. Babalık icazetimi rahmetli Turgut Koca Halife Baba erenlerinden kısve giyerek 1992 yılında aldım.
Kaç yaşında baba olarak atandınız? Kaç yıl ya da yıldır baba olarak görev yaptınız veya yapıyorsunuz? 55 yaşında Bektaşi Babası oldum. Hak erenlerin himmeti ile hala görevimi Hak Erenler yolunda sürdürüyorum.
Babalık icazetini kimden aldınız? Babalık icazetimi rahmetli Turgut Koca Halife Baba erenlerinden kisve giyerek 1992 yılında aldım.
Hangi “Bektaşi Dergâhı” ya da postnişine bağlısınız? Hünkâr Hacı Bektaşi Veli dergâhına ve Balım Sultan erkânına bağlıyım. (Babağan koluna bağlıyım)
Baba olarak size bağlı kaç derviş var? Bana bağlı 2 dervişim var.
Sizce babalar, halife babalar kimlerdir? Kendinizi bir baba olarak nasıl tanımlıyorsunuz? Ben kendimi bir Bektaşi babası olarak şu şekilde tanımlıyorum. Hak erenler yolunda kendini hizmete adamış insana yakışanı yapan, bilgi kazanmak için uğraşan, insanlığa faydalı bir kişi olmak için çalışan, insanlığı şaaftı topluma hizmet etmek inancını uygulamaya çalışan biriyim.
Bektaşilerde mürşitlere Baba da denir. Bunların bazıları halife babadır. Sayıları 11 âdeti geçemez. Hepsinin ruhani başkanı DEDEBABA dır. Uyarıcı bir topluluğa gönlünün aşk ve heyecanını duyarak onları daha iyiye daha güzele, daha doğruya tek sözle olgunluğa yönelten ve yücelten kimsedir. Uyarıcının başarısı zorlama ile ile değil telkin edebildiği ve isteklide bulabildiği aşk miktarındadır. Karşılık istemeden verici olmalıdır.
Kur’anı Kerimde Furkan suresi ayet 57 de, Bildiklerimde karşılık beklemiyorum ancak Hak yolunu tutmasını istiyorum deniliyor.
Yetki belgeniz alındıktan sonra kaç defa ve kimler tarafından tasdik görmüş? Babalık icazeti aldığım zaman tüm Trakya’da erkânımıza bağlı babalar tarafından imzalanmıştır. Ayrıca yeni dede babamız Ali Haydar Ercan tarafından onaylanmıştır.
Baba olmak, için günümüzde geçmişten farklı olarak, hangi özelliklere sahip olmak gerekiyor? Baba olmak için geçmişten farklı olarak önce Üniversite tahsili olması lazım. Çünkü çağımız bilgi çağıdır. Bilgileri iletemezsen taliplere cevap veremezsin. Baba (Mürşit) temiz,,namuslu,doğru,evlatlarının hakkına ve hukukuna saygılı gözetici akıllı ve kültürlü olmalıdır. İlim sahibi olmalıdır. Yol zinciri sağlam olmalıdır. Yani elindeki icazetname ve hilafet name gibi belgeler düzgün ve muteber olmalıdır. Zahir bilgisi kadar bâtın bilgisi de olmalıdır.
Bu konuda sizlere yöneltilen veya duyduğunuz eleştiriler, istekler, beklentiler nelerdir?
Örneğin gençler sizlerden daha çok hangi konularda bilgi istiyorlar? Bizlerden
Mürşit olarak beklentiler şeriattan, tarikattan ve gerçek manalardan haberdar olmamızı istiyorlar.
Gençlerimizin tamamına yakını yüksek tahsil yapmaktadırlar. Orta yaşlılar da orta ve
lise dengi okullardan mezun olduklarından gerçekleri görmek ve bilmek istiyorlar.
Babaların inançsal ve ibadetsel görev ve sorumluluklarından başka toplumsal olarak üstlendikleri görevler sizce nelerdir? Halkı aydınlatma görevi yapacak kişi yani Mürşit ilim sahibi olmalı, irfan (anlayış) ve aşk sahibi olmalı, dış görünümü ile iç alemi aynı olmalıdır. Bu karakterleri taşıyan kişi topluma yararlı olması için çağa göre kendini daima yenilemelidir. Gelecek kuşaklara örnek insanlar yetiştirmelidir.
Hizmetleriniz karşılığında herhangi bir ücret alıyor musunuz? Hayır. Uyarıcının başarısı zorlama ile değil telkin edebildiği ve isteklilere bulabildiği aşk miktarıncadır. Amaç karşılık almadan beklemeden verebilmektir.
Babaların müsahipleriyle ilişkileri nasıldır? Bektaşiler birbirlerine çok bağlıdırlar. Anlaşmazlıklarını aralarında hallederler. Hiçbir Bektaşi başka bir Bektaşi’yi mahkemeye vermez. Gerçek Bektaşiler ise bunu kendi aralarında hukuka göre hallederler. Dost ve dostluk onlar için çok büyük değerli bir varlıktır. En büyük dost Hakk’tır.
Babaların halka daha iyi hizmet vermesi için bir okula veya buna benzer bir kuruma gidip eğitim alması konusunda neler söylüyorsunuz? Şimdilik kendi görüşüme göre eğitim alması söz konusu değildir. Her mürşit kendi kendini yetiştirmeye çalışıyor. Çünkü o yükü üzerine almıştır. İnsanlık için çalışması gerekmektedir.
Babalara yönelik bir okul açılırsa, hangi konular işlenmeli? Her konu işlenmelidir. Bilhassa şeriat ve batın konularına ağırlık verilmelidir. Bektaşilik ve Alevilik kuruluşu dini olduğu kadar tamamen laik ve toplumsaldır. Bunu üstün körü bakışla süzüp gelip geçemeyiz. Yabana atamayız. Önemini anlamaya ve bunu önem derecesinde onunla ilgilenmeye önce ulusal bir değer olarak zorunlu olduğumuzu unutmamak gerekmektedir. Sonra da Türk ulusu dışında bütün dünya yararlı konular işlenmelidir.
ALİ SÜMER HALİFEBABA CEM RADYO SÖYLEŞİSİ
ALİ SÜMER HALİFE BABA
(2. SÖYLEŞİ)
Sevgili CEM Radyo dinleyicileri merhaba ben Ayhan AYDIN, bir Alevilik Söyleşileri programında daha sizlerle beraberiz. Biliyorsunuz programlarımızda Anadolu aydınlanmasını sağlayan, Anadolu halk kültürün yaratan ALEVİ - BEKTAŞİ inancını, kültürünü, felsefesini bugünlere kadar getiren inanç temsilcilerimizi konuk ediyoruz; yazarlarımızı, dedelerimizi, babalarımızı, ozanlarımızı, âşıklarımızı konuk ediyoruz, onlarla sohbetler, söyleyişiler gerçekleştiriyoruz, onların birikimlerinden, engin deneyimlerinden yararlanarak sizlerle güzel dakikalar geçirmeye çalışıyoruz.
Bugün de yine yaşayan değerlerimizden, içimizdeki güzelliklerimizden birisiyle daha beraberiz; bu gün Ali SÜMER Halife Baba’ya beraberiz.
Ali SÜMER Halifebaba aynı zamanda CEM Vakfı kurucularından bir değerli isim. Ankara’da yine aynı şekilde Anadolu Kültürünü araştıran, inceleyen çok değerli bir kurumumuzun kurucusu, yönetim kurulu üyesi ve çok uzun yıllardan beri ALEVİ – BEKTAŞİ yoluna hizmet eden, ömrünü bu yolda geçiren bir değerimiz yirmi yıldan fazla; evet yirmi yıldan fazla Hacı Bektaş kasabasında, o dergâh da hizmet yürüttü.
Hizmetleri sadece onlarla sınırlı kalmadı yıllar yılı araştırmalarıyla, incelemeleriyle belgeselleriyle, kitaplarıyla bu topluma çok şeyler verdi Ali SÜMER babamız bu gün bizim konuğumuz. efendim tabi ki sizi birkaç kelimelerle anlatmak yetmez, sizin değeriniz gerçekten toplum için çok önemli, en son kitabınız Hacı Bektaş Aydınlanması’nda da zaten bu birikimleriniz çok bu güzel görünüyor.
Hoş geldiniz efendim, Merhaba…
Hoş bulduk, önce bu programda bana yer veren CEM Radyo yöneticilerine teşekkür ediyorum, ayrıca bizi dinleyen bütün can dostlara saygı, sevgi ve aşkı niyazlarımı sunuyorum.
Evet, aşkı niyazla başlıyorsunuz. Sizler, benliğe “lanet” diyorsunuz, “ben” fikrini ortadan kaldırarak dostça, sevgice, barışça, kardeşçe yaşamak için el uzatıyorsunuz, bütün insanları eşit görüyorsunuz.
Alevisiyle, Sünnisiyle, Bektaşisiyle, Mevlevisiyle hangi inanç kurumundan gelirse gelsin bütün insanlara kollarınızı açıyorsunuz, zaten sizlerin o ışıklı yolları bize çok şeyler kazandırdı. İnsanların kaynaşması için köprü görevini gördünüz bu güne kadar, o yüzdende gerçekten tekrar tekrar teşekkür ediyoruz. Ankara’dasınız, Ankara’da oturuyorsunuz, şu aralar İstanbul’daydınız bizi kırmadınız geldiniz programımıza, umarız bir gün CEM Radyo da ulusal yayına geçer, bütün Türkiye hatta bütün dünyaya sesimizi dostluğu, barışı kardeşliği bu güzel duyguları iletebiliriz.
Evet, efendim ben birkaç şey söyledim ama bu birkaç cümleyle sınırlı değil yaşamınız elbette çok evveliyatı var. Siz Hacı Bektaş’lısınız, oradaki biliyoruz ki Hacı Bektaş’taki makamının düzenlenmesi, tertiplenmesi, müzenin resmi açılışının yapılması, etkinliklerin yapılmasına çok büyük emekleriniz geçti. Aleviliği, Bektaşiliği zikir etmenin çok zor olduğu dönemlerde siz bu mücadeleleri verdiniz, o yüzden ayrıca teşekkür ediyoruz o çabalarınızı hiç kesintiye uğratmadan bugünlere kadar getirdiğiniz için, tekrar tekrar sizleri selamlıyoruz.
Sayın dostum bu fırsatı bana verdiğiniz ama benim de yıllardır yıllardır bir üzüntüm, bir beklentim var bütün konuşmacılar bu büyük insanları bu yolu ve erkân anlatıyorlar.
Tabi ki biz Pir Balım Sultan Yolu’na bağlı okurken şöyle bir sistem vardı. Bir matematiği, bir coğrafyayı anlatmak için tarihi önce onun tarifini yapmak gerekir, sonra o tarih de taş devri tunç devri detayıyla geçilir. Ben tabi bütün can dostlar Aleviliği-Bektaşiliği kendi ölçülerinde bildiğini zannediyorum. Fakat ben bir de, önce bu Alevilik ve Bektaşilik konularına, detaylarına girmeden acaba bu Alevilik ve Bektaşiliğin kaynaklara geçmiş bir tarifi yok mudur, diye merak edecekler oradan girmek istiyorum konuya.
HASAN YILDIZ HALİFEBABA
HASAN YILDIZ HALİFEBABA
Yine De Erenlere Sığınıyoruz...
Hızır Cümle Darda Olanlara Yetişsin...
Yıllar yılı anamız, babamız, bacımız, hısmımız, can yoldaşımız, dostumuz bildik Anadolu ve Rumeli insanını, ömrümüzü bu yollara adadık.
Binlerce söyleşi, kayıt, fotoğraflar, bitmez tükenmez insan öyküleri derledik...
Büyük hayal kırıklıklarına uğradık, dost bildiklerimiz, güvendiklerimiz bizi hançerlediler, yolumuzu kestiler...
Çıkar için yola çıkanlar yol aldılar; Aleviliği - Bektaşiliği sömürdükçe sömürdüler. Bugün de otokrat kafaların elinde, Aleviliği iliğine kemiğine kadar sömüren sözde artist sanatçılar elinde bu yol kan ağlıyor, kan kaybıyla büyük yozlaşmalar yaşıyor...
Biz yine de özü insan, sözü insan, Hızır'ın atına binmiş erenlere sığınıyoruz. Gönülleri sevgi dolu canlarla yol alıyoruz.
Yirmi yıl önce, rahmetlik Hakkı Saygı ile birlikte nice dağlar, tepeler aştık, nice nice zorlukları yendik. Cem Vakfı'nın tüm imkanlarını kullananlar adam oldular, türlü türlü nimetlere kodular. Hakk Saygı'nın arabasıyla, sağdan soldan aldığımız destelerle bizler çok güzel işler yapmaya çalıştık. Gönül köprüleri kurduk, insanların benzersiz sevdalarıyla bir araya gelmelerini sağladık. Cem Vafkı başta olmak üzere, Alevi kurumları ve bu kurumların başında olup da, geleceği inşaa etme aşkından çok o günü değerlendirenler sayesinde, dedeler, babalar, aydınlar darmadağın oldular.
Şimdi de, bu büyük boşluktan yararlanan ve ideolojik bir kafaya sahip olan AKP. - MHP. tek adam rejiminin ürünü olan Kültür Bakanlığı bünyesindeki Alevi - Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı çıkarcıların da desteğiyle yol alıyor...
Alevi aydını, kurum başkaları da ağızlarını yummuş, sadece seyrediyorlar.
Yirmi yıl önce yaptığım ve adım adım yüzlerce insanla görüşüp, konuşup onların da gönül birliğini yaparak 6 uluslararası İnanç Önderleri Toplantısı yapan Cem Vakfı tarihi bir fırsatı kendisi var etmiş, yakalamış ama sonra da çok yanlış adamlar yüzünden bu birliktelikler darmadağın olmuştu.
Aynı yanlışa devam eden kurum ise, bir eli Ankara'daki kurumda olan insanlardan hala medet umuyor...
Allah size akıl fikir versin...
Can insanlar Hasan Yıldız Halifebaba ve Rahmetlik Fatma Ana Bacı Sultan'ı bu vesileyle sevgi ve saygıyla anarken, Hasan Baba'yla yaptığım söyleşiyi ilk kez burada sizlere aktarıyorum.
Sevgi ve muhabbetlerimle.
Hakk erenler Hızır, cümle doğru yolda gidenlerin işini asan eylesin, şimdi bir zamanlar birbirine küfredercesine karşı iken çıkar nimetleriyle bir araya gelen YOL YIKIM EKİBİ, yolsuz, ikrarsız, menfaatperestlerin nutuklarını bağlasın...
Hakk eyvallah, can erenler...
Söyleşi...
Sevgili izleyenler şimdi gerçekten de yolumuzu aydınlatan, ışıklandıran dede ve babalardan birisiyle daha bir aradayız. Ne güzel ki böyle Kırklareli’nde değerli dostlarla, değerli büyüklerimizle birlikteyiz. Rehberimiz doldukça doluyor, kabardıkça kabarıyor bizde daha seviniyoruz. Selahattin Bey’inde (Dağ) desteğiyle Hasan Yıldız’ı bulduk, sizde buyurun şöyle.
Şimdi yol her şeyden ulu yola hizmet etmekte herhalde hemen hemen en güzel şeydir. Dediniz ki, hoş sefalar geldiniz bizim hanemiz, dergâhımız herkese açıktır.
Gerçekten de Muhammed Ali isminin zikredildiği bu dergâh, bu cem evleri, bu tarihler boyunca gerçekten de insanları aydınlatan, ışıklandıran dergâhların kapısı hiç kapanmamış. Niye kapanmamış acaba? Niye kapanmamalı?
Bu yolun ululuğu nereden geliyor sevgili babacığım?
Şimdi evladım bu yol Muhammed Ali’nin yolu, bu Telli Kuran. Türkçe okuduğunuz zaman her şey açık açık ortaya çıkıyor. Bakıyorsun yolumuz ayetlerle başlıyor ayetlerle bitiyor bugün bizim söylediğimiz nefesler vardı Kuran’dan yarı yarıya parçalardır.
Kuran âlemlere öğüttür der bir ayette. Kuran bana öğütse bugün mü öğüt, yoksa öldükten sonra mı öğüt efendim. Ben o Kuran’dan bugün faydalanacağım, bugün yararlanacağım. Ben öldükten sonra o Kuran dursun asın tahtanın üzerine yahutta dolapta dursun duracağı kadar. Bu Kuran’dan ben bugün faydalanacağım o Kuran âlemlere öğüt, Müslümanlara değil bütün insanlık âlemine indi o Kuran. O Muhammed işte İslam âlemine değil, Müslümanlara değil bütün insanlık âlemine ışık tuttu. Benim Kuran’ım’dan bütün Hıristiyanlar faydalanıyor ama ben faydalanamıyorum abdestim yok benim ne yazık ki abdestim yok benim o Kurandan ben faydalanamıyorum. O abdestsiz ellenmez Kuran yok, namazsız ellenmez Kuran ona düğümlemişler milletin önüne orayı da kör kütük sır kütüğü yani suyun aktığı yere kütük koymuşlar su akmasın oradan. Şimdi adama soruyorum beş vakit camiye gidiyor abdest kelimesi Arapça mı, Türkçe mi diyorum boynunu büküyor. Ya sen ibadet yapıyorsun onun aslını bilmezsen niye yapıyorsun ki. Abdest; ab su, dest el Türkçe’si o zaman özü ne bunun çekirdeği ne temizlik.
Yunus ne dedi; 72 millet dahi elini yummaz değil dedi. Bu abdesttir bu cahil toplumu korkutuyorlar yani bayağı bir öcü gibi millet abdest diyor, Mehmet’in abdesti varmış Ahmet’in yokmuş. Ya fakirin abdestim yoksa benim sırtım kirliyse beni rahatsız eder. Ama biz diyoruz ki, içimizi temizleyelim içimizi. Bize soruyorlar iç temizliği biz bununla uğraşıyoruz toplumun içini temizlemeye çalışıyoruz. Fakirin dışı kirliyse beni rahatsız eder ama içim kirliyse herkesi rahatsız eder öyle midir?
Eyvallah yani Hakkı saldım fiziksel olarak temizlendim ama bunu içimizi temizleyecek olan kaynaklardan birisi Kuran’dır diyoruz Kuran’sız olmaz.
Aşık Veysel Yazım
Berfin Bahar Dergisi'nin Temmuz Sayısında Yayınlanan Aşık Veysel Yazım...
Selam ve sevgilerimle...
Bizim Yunus Kolu'ndan, Bir Büyük Ozan: Bizim Aşık Veysel'imiz...
Ben gidersem sazım sen kal dünyada
Gizli sırlarımı aşikar etme
Lâl olsun dillerin söyleme yâda
Garip bülbül gibi ahûzar etme
Zar etme hey zar etme hey zar etme hey
Cumhuriyetin temel değerleri, yalnızlık, vefasızlık, uzaklara özlem, gerçek ve benzersiz doğa aşkı ve sevdası, gerçek dost arayışı gibi nice konuları şiirlerinde ustalıkla işleyen Aşık Veysel, Cumhuriyet Döneminin en önemli halk ozanlarından birisidir.
Kendi çağındaki ve kendi çağından sonra yaşamış bir çok ozanı etkileyen Aşık Veysel'i aynı zamanda bir başka gelenek içerisinde de değerlendirmemiz gerekir.
Bence o; insanlık değerleriyle yoğrulmuş ve Yunus Emre gibi gerçek dost, en iyi insana ulaşma aşkı ve bu uğurdaki arayışı hiç bitmeyen, kendi özünü batıni kültür yolunda da bulan bir gelenek ozanıdır.
Taptuk Emre Dergahı'nda kendisini çekemeyenlerin öfkelerinden ve de çok sevdiği pirinin, kardeşi olarak bildiği kızıyla evlenmeye zorlanan Yunus Emre, tüm hayatını değiştirecek bir karara vararak, bir gece yarısı, ansızın canı gibi sevdiği ustası, babası, yol önderi olarak gördüğü Taptuk Emre'yi ve bu doğru görüp doğru gelenlerin "Tarik-i Müstakim" yani en temiz ve doğru yol belledikleri, buraya değil ki insanın, odunun bile eğrisi giremez, diyerek kırk yıl, ağaçlarla, kuşlarla, börtü böcekle sohbet ede ede, dağlardan dalı, budağı, kırığı olmayan odunları getirdiği evi olarak gördüğü erenler dergahını terk edip, gerçek yaşamın içine karışır.
Dünyanın nasıl çilelerle ve adeletsizlerle dolu bir yer olduğunu tüm hayatı boyunca iyice öğrenir. Sadece tasavvufçu, tekke şairi olarak değil de, zamanla yazdığı ölümsüz dizelerle dünyalı Yunus Emre olarak da bilinir, tanınır, sevilir.
Söylence budur ki, yaşı da ilerleyen, dergahın ve pirinin hasreti iyiden iyiye bağrını yakan Yunus Emre daha fazla dayanamayıp bir gün yolunu yine Taptuk Emre Dergahı'nda uğratır.
Fakat çözmesi gereken bir sorun vardır onun: ya piri Taptuk Emre, destursuz, icazetsiz dergâhı ve kendilerini terk etmesini affedememişse, kendisini görmek istemezse ne yapacaktı?
Bu duygu, düşünce ve karamsarlıklarla dergaha varınca, dergahın bahçesinde Taptuk Emre'nin eşi Ana Sultanı görür. Eline varıp, niyaz eder. Meramını anlatır. O da, Yunus, Taptuk Emre'n, pirin çok yaşlandı, artık gözleri çok iyi görmüyor. Sen şöyle kapının eşiğine uzanırsın, o da oradan geçerken ayağı sana değince, bu nedir, kimdir? diye sorar. Ben de Yunus, derim. Eğer hangi Yunus, Bizim Yunus mu, derse o zaman bilki pirin seni affetmiş demektir.
"Ezelden beri benim fikrim / Enel Hakk idi zikrim" diyen Yunus Emre; Batıni yolda insanı en kutsal varlık bilip "Hakk ademdedir", diyen ve 922 yılda Bağdat'ta, görüşlerinden dolayı katledilen Hallac-ı Mansur'un dünya görüşünü benimseyip, onun yolundan gitmiş Anadolu'nun bilge, hümanist ve bu toprakların en büyük ozanlarından birisi olmuştur. Yunus Emre kendisinden sonra bir büyük halk ozanlığı geleneğinin bu topraklarda yeşermesini sağlamıştır.
İşte aynen Yunus Emre gibi bir Alevi olmasına, Alevi yolunda yürümesine rağmen yine Yunus Emre gibi şiirlerinde bu inancın şifreleri olan sözcüklerle, kavramlarla, terimlerle değil de; bizzat yaşam dolu şiirleriyle Aleviliğin de değerleri olan konularla örer şiirlerini Aşık Veysel.
Çağının sorunları, doğruluk, güzellik, dürüst insan ve toplum anlayışı, benzersiz doğa sevdası görülür onca zaman geç de de değerinden bir şey kaybetmeyen şiirlerinde.
Erdoğan Alkan "Kör Oldum Veysel Oldum"derken onu çevreleyen şartların Aşık Veysel'i Aşık Veysel yaptığını belirtir.
Aşık Veysel; Koca Ahmet Yesevi'den, Dedem Korkut'a, oradan ve Yunus Emre ve cümle Anadolu ozanların sürdüğü yolda ilerlemiş Türk Kültürünün ve bu toprakların en ölümsüz seslerinden birisi olmuştur.
Şiirlerinin gücü, konu çeşitliliği, dilinin, anlatımının sadeliği, işlediği konulardaki derinlik onun yaşadığı günleri aşıp geleceğe taşıyacağımız büyük bir değerimiz olmasını sağlamıştır.
Bir sevda insanı olan Aşık Veysel hiç durmadan, içindeki derin hislerin her birisini bir başka aydınlık duyguyla ve farklı dünyalara götürüp ve kendi çizdiği rotasında bizleri peşinden sürüklemiştir.
Onun Toprağı; yaratan, üreten, açları doyuran ve tüm kirleri, kötülükleri örterek, insanın karanlık noktalarından, verimli aydınlık yarınlar çıkmasını sağlayan, tüm dünya insanlığının akıl ürünü ekinlerinin filizlendiği, "Adem Ata/ Havva Ana"yı da, her türlü yaratıyı bize veren yaşamın bizzat ta kendisidir.
Onun dağları, sulak yaylaları, çayırların, çimenlerin içindedir.
Her daim güzeller ve çiçek açmış ağaçlarıyla Aşık Veysel, her daim dünyayı güzellikler içinde, aydınlıklar içinde düşler, betimler.
Toprak yurttur. Yurt korunduğun, hayatını borçlu olduğun en önemi sığınağındır.
Toprağın yoksa yurdun da yoktur. Yurdun yoksa her an yok olabileceğin, sonsuza kadar kaybolacağın bir karanlıktasın demektir.
O yüzden Aşık Veysel'de yaşam, toprakla ve yurtla anlamlıdır. İşte yurdun ve bayrağın varsa, üstünde çayır çimen dağların da olur, türlü güzellikler de olur, gelinlik kızlar o zaman yaylalara çıkabilirler, atlar o verimli ovalarda bir baştan bir başa coşkuyla koşabilir, binbir renkli çiçekler, derin kökler gibi yaşam fışkıran dallarıyla ağaçlar o zaman sonsuza kadar aydınlıkta boy verebilirler.
O zaman yaşam olur, o zaman insanlar dost olabilir, işte o zaman da insan ölse bile dostları onu hatırlayıp, yad edebilirler.
Böylece bu fani dünyadan geçsek de, göksel varlığa varsak da, en ölümsüz dostlukla, bir yurdu olan insanların gönüllerinde bizler sonsuza kadar yaşayabiliriz.
Beni hor görme kardeşim
Sen altınsın ben tunç muyum
Aynı vardan var olmuşuz
Sen gümüşsün ben saç mıyım (Aşık Veysel)
...
Şaşma gönül doğru yoldan
Meydan almaz kuru bühtan
Saz çalarlar sarı telden
Yanık gelir ses ıraktan (Aşık Veysel)
Aşık Veysel de bir çok Alevi ozan gibi aslında "dergâh- tekke- ocak- makamından / usta aşık- pir elinden" geçmiştir.
1925 yılında çıkarılan Tekke ve Zaviyelerin Kapatılmasına Dair Kanun gereği Hacı Bektaş Dergahı kapatılınca orada bulunan bazı dervişlerin Aşık Veysel'in memleketi olan Sivas, Şarkışla Sivrialan yakınlarında bu gelenegi sürdurdukleri çok iyi biliniyor. Aşık Veysel de "Bektaşi Meclisleri/ Muhabbetleri" düzenleyen bu canlarla sayisiz kez bir arada olmuş, onların düşüncelerinden yararlanmıştır.
Sivas, Hafik, Yalıncak Sultan Ocağı'na bizzat gitmiş, bu ocak dedelerinden feyz almış, hatta ikinci evliliğini bu ocaktaki bir bacıyla yapmıştır. Sivas Divriği Çamşıhı yöresi dede ve aşıklarıyla bir araya gelmiş, onlardan çok etkilenmiş,
Alevi inanç dünyasının sır perdelerini onlarla aralamıştır.
Alevi - Bektaşî Yolu'nda öğretinin temeli "insan-ı kamil" olmaktır. Yani, gönül kırmayan, herkesin sevgisini kazanmış bir olgun insan olabilme çizgisinde, "Dört Kapı / Kırk Makamdan" geçip, "Edep - Erkan" usulünce toplumda oturmasını, konuşmasını, kalkmasını bilip, "kamu alem / cümle alem birdir bize" denilen, "72 milleti bir nazarda" görüp, cümle canlı mahlukları özünden yaratan Tanrı'nın birer parçası olan "cihan alemi", kendi özünde "Cem edip", insanlık yolunda bir menzil kazanmaktır tüm hüner.
İşte Aşık Veysel insan, doğa ve yurt sevgisiyle yoğrulmuş Anadolu Hümanizması olarak bilinen ve Hacı Bektaş Veli, Abdal Musa, Kaygusuz Abdal, Seyyid Ali Sultan / Kızıldeli, Virani, Yemini, Kul Himmet, Teslim Abdal, Pir Sultan Abdal gibi eren ve evliyaların, ozanların yolundan giden bu geleneğin cumhuriyet dönemindeki bir önemli ozanıdır.
Seherde ağlayan bülbül
Sen ağlama ben ağlayım
Ciğerim dağlayan bülbül
Sen ağlama ben ağlayım bülbül ey (Aşık Veysel)
Aşık Veysel de sadece kendi haline değil, ağlayanla ağlayan, gülenle gülen bir insan olarak yüreği ezik insanların duygularına da tercüman olan bir duygu ozanıdır.
Ozan bilge insandır; sezgi gücü çok yüksek, benliğini aşıp toplumsal sorumluluk bilinciyle hareket ederken tüm yeryüzü insanlığının değerlerini kendi değeri ve sorunlarını ise kendi sorunu olarak bilen insandır.
Aşık İhsani'nin dediği gibi "Sorumluyum Ben Çağından / Dik Dağımdan Düz Ovamdan / Sömürüyü Toprağımdan / Kovana Dek Yazacağım"
Aşık Veysel'in toplumcu şiirlerinin olmadığı, devlet düzeninin yanında yer alıp, yaşanan haksızlıkları dile getirmediği yönünde bazı eleştiriler vardır.
Her bir ozanın dünyaya, olaylara, yaşama bakışları birbirinden çok farklıdır.
O yurduna sevdalı, yurdunun sorunlarına duyarlı bir doğa ve halk aşığıdır.
Ama unutmamak gerekir ki, Aşık Veysel daha çok "insan- toplum- doğa" bağlamında bir geleneğin sürdürümcüsüdür.
Anlatamam derdimi dertsiz insana
Derd çekmeyen dert kıymetin bilemez
Derdim bana derman imiş bilmedim
Hiçbir zaman gül dikensiz olamaz (Aşık Veysel)
...
Aslıma karışıp toprak olunca
Çiçek olur mezarımı süslerim
Dağlar yeşil giyer bulutlar ağlar
Gökyüzünde dalgalanır seslerim (Aşık Veysel)
Aşık Veysel yaşamın tüm güzelliklerini hissedip, yaşama bağlansa da her ozan gibi o da yalnız bir insandır, derdini tam anlatamayan, tam anlaşılamayan, zaman zaman kendi kendisiyle başbaşa kalınca hüznünü bağrına bastığı bağlamasıyla paylaşan bir yaralı yürektir.
Hayatın ilk baharında yediği ilk darbe değildir sadece ondaki derin yaralar, eşinin onu terk etmesi, evladını kaybetmesi, köylülerinden ve akrabalarından yeterli ilgiyi görmemesi de onun hüzünlerini arttıran faktörlerdir.
Ayrılık günleri geldi dayandı
Eğlenip burada kalan elveda
Eridi cesedim yüreğim yandı
Sinem delik delik delen elveda (Aşık Veysel)
Her ozan gibi sevdası, arayışı, yakarışı, özlemi hiç bitmeyen Aşık Veysel; Anadolu gezilerinde, seyahatlerinde, okullarda, sahnelerde sazını çalıp, benzersiz sesiyle evrene seslenirken, yüreğiyle insanlığa dokunmak istemiş, insanlık özlemi hiç bitip tükenmemiş, insandan umudunu hiç kesmemiştir.
Ama Aşık Veysel köklerinin ne olduğunu da her zaman bilen, bir ozanlık geleneğinin içinde bir kimliğe sahip olduğunu hiç unutmayan bir ozandır.
Aşık Veysel yurduna sevdalı, "Bir kez gönül kırdın ise bu kıldığın namaz değil" diyen Yunus Emre'nin insan severliğiyle dolu olduğunu görürüz.
O
"Hak'a minnet canum külli nur oldı
İçüm taşum nur ile ma'mur oldı
Uyandı devletüm gaflet habından
Bir ile varlığım külli Bir oldı"
Diyen Kaygusuz Abdal,
"Bakıp cemal-i yare çağırırım dost dost
Dil oldu pare pare çağırırım dost dost
Aşkın ile dolmuşum zühdümü yanılmışım
Mest-i müdam olmuşum çağırırım dost dost"
Diyen Niyazi Mısri,
İnsan insan derler idi
İnsan nedir şimdi bildim
Can can deyu söylerler idi
Ben can nedir şimdi bildim
Diyen Muhittin Abdal
Gibi batini tasavvuf yolunu süren ozanların kolundan gelen bir gelenek ozanıdır.
Cumhuriyetin değerlerini, okumanın, kalkınmanın önemini, birlik ve beraberlik duygularının kutsallığına inanmış, yazdığı ölümsüz dizeler dünya durdukça yaşayacak bir büyük değerimizdir.
Anısı önünde eğiliyoruz.
Ayhan Aydın
16 Haziran 2023
Berfin Bahar, Aylık Kültür, Sanat ve Edebiyat Dergisi, Yıl: 28, Sayı: 305, Temmuz 2023, Sayfa: 12-14, İstanbul
Ben gidersem sazım sen kal dünyada
Gizli sırlarımı aşikar etme
Lâl olsun dillerin söyleme yâda
Garip bülbül gibi ahûzar etme
Zar etme hey zar etme hey zar etme
Benim her derdime ortak sen oldun
Ağlarsam ağladın gülersem güldün
Sazım bu sesleri turnadan mı aldın
Pençe vurup sarı teli sızlatma
Sızlatma hey sızlatma hey sızlatma
Bahçada dut iken bilmezdin sazı
Bülbül konar mıydı dalına bazı
Hangi kuştan aldın sen bu avazı
Söyle doğrusunu gel inkar etme
İnkar etme hey inkar etme hey inkar etme
Sen petek misali Veysel de arı
İnleşir beraber yapardık balı
Ben bir insanoğlu sen bir dut dalı
Ben babamı sen ustanı unutma
Unutma hey unutma hey unutma
Çiğdem der ki ben elayım
Yiğit başına belayım
Hepisinden ben alayım
Benden ala çiçek var mı
Al baharlı mavi dağlar
Yarim gurbet elde ağlar
Lale der ki behey Tanrı
Neden benim boynum eğri
Yardan ayrı düştüm gayrı
Benden ala çiçek var mı
Al baharlı mavi dağlar
Yarim gurbet elde ağlar
Nevruz der ki ben nazlıyım
Sarp kayalarda gizliyim
Mavi donlu gökyüzlüyüm
Benden ala çiçek var mı
Al baharlı mavi dağlar
Yarim gurbet elde ağlar
Nevruz der ki ben nazlıyım
Sarp kayalarda gizliyim
Mavi donlu gökyüzlüyüm
Benden ala çiçek var mı
Al baharlı mavi dağlar
Yarim gurbet elde ağlar
Sümbül der ki boynum uzun
Yapraklarım düzüm düzüm
Beni ak gerdana dizin
Benden ala çiçek var mı
Abone Koşulları: Yurtiçi Yıllık (12 Sayı): 600 TL. Kitap Armağanlı Abonelik: 750 TL / Cezaevlerine; Yıllık (12 Sayı): 300 TL. Resmi Kurum-Kuruluşlara; 12 Sayı: 900 TL Resmi Kurumlara Birim Fiyatı: 75 TL. / KKTC: 12 Sayı, 720 TL Yurtdışı: 12 Sayı, Avrupa: 85 Euro; ABD ve Uzakdoğu: 90 Dolar, (Yurtiçi ve yurtdışı abone bedelinin Türkiye İş Bankası İstanbul - Cağaloğlu Şb. Berfin Basın ve Tic. Ltd. Şti. 1095-558371 nolu TL. hesabına yatırılması rica olunur.) Posta Çeki No: Befin Basın Yayın Tic. Ltd. Şti., 5096824
Adres: Cağaloğlu Yokuşu, Evren Han, No: 29 / 62 Cağaloğlu 34112 - İSTANBUL / Tel: (0.212) 513 79 00 Faks: (0.212) 512 37 20
www.berfin.net / e-posta Adresi: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
Diğer Makaleler...
- Ali Kızıldeli Dede
- Niyazi Mısri'nin Limnos Adası'nda Bulunan Tarihi İzleri
- AYHAN AYDIN'A ŞİİR BÜYÜK HEDİYE
- KÜLLER ARASIN HAÇİN
- BİR CAN İNSANDAN ÖYKÜ VE ŞİİRLE DOLU DOLU KİTAPLAR…
- DEVLET ALEVİLERİ PAYLAŞAMIYOR
- KEMAL KILIÇDAROĞLU
- 23 Nisan'da Şahkulu'nda
- Öyle Hırçın, Öyle Asi, Öyle Umarsız
- Bir Hüzünlü Ayrılış Kamçılar Kederlerini

