Dedelerden Gelen Toplu Yanıtlar, 1998 (11. Bölüm)
DEDELERİN ALEVİLİKLE İLGİLİ SORULARIMIZA VERDİKLERİ YANITLAR 11. BÖLÜM
DEDELERİN ALEVİLİKLE İLGİLİ SORULARIMIZA VERDİKLERİ YANITLAR 11. BÖLÜM
(Ayhan AYDIN’ın hazırladığı sorulara 16/18 EKİM 1998 CEM VAKFI ANADOLU İNANÇ ÖNDERLERİ BİRİNCİ TOPLANTISI Öncesi Ve Sonrası Dedelerin Toplu Cevaplarıdır)
Aşağıda, Alevi Dedelerine yönelttiğimiz sorulara karşılık onların verdikleri yanıtlar hiçbir müdahale olmadan olduğu gibi verilmiştir.
DERLEYEN: AYHAN AYDIN, 1998
DEDELİĞİN GELECEĞİ
Dedelik kurumunun yürüyebilmesi için, dedelerin eğitim ve öğretim görebilecekleri bir enstitüsünde... (İsmail Türker (İs. Tü.))
Ümitlerim çok yüksek. (Kalender Topalcengiz (Ka. To.))
Büyüyüp ilerlemesi. (Kazım Bayram (Ka. Ba.))
Dedelik kurumunun geleceğine inancım tamdır. Bu yolumuzun devamı için devamını diliyorum. (Halil Buğa (Ha.Bu.))
Alevîlik yolu hakkında Kur’an – Hadis-Hukuk – sosyal bilgilerle mücehhez olmalı, Talibi ikna ve irşad etsin (Hasan Dedeoğlu (Ha.De))
Dedelik kurumunun geleceğine ilişkin düşüncem şudur; Dedeleri yetiştirmek için yüksek okullar açılmalı, okullarda devletleştirilmeli aldığı diploma bir doktorun bir mühendisin diploması gibi kanuni olmalıdır. (Hasan Hüseyin Aslan(Ha. Hü. As))
Bendeniz gelecekle ilgili hem sevinçli hem de tedirginim. Sevinçliyim çünkü; günümüzün gençleri şanslıdır. Araç-gereç gerekse serbestlik ve alt yapı gönünden. Örneğin; cem evlerinin açılması, kitaplar, dergiler vb. yayınların olması ve artması, saz kurslarının açılması vb. her türlü imkan var. Gayret edilirse gelecekten umumtluyum. Terdirginliğim ise insanlarnı inanç, itikad vb. konulardaki ilgisiz, inançsız, meraksız olmasından kaynaklanıyor. Insanlar içinde bulunduğu şartları, imkanları iyi değerlendirememektedirler. Kendilerini yetiştirip, kurtulmak yerine bunun içinde adeta boğluyorlar, maalesef bundan kurtulmak için de hiçbir şey yapamıyorlar. Fakat bunlara rağmen bu yolun kaybolacağına veya öneminin azalacağına inanmıyorum. Biz daha zor döneleri atlatmış insanlarız, bunun da üstesinden geleceğiz.(Hasan Müldür(Ha. Mü)) (Ali Asker Müldür(A. As. Mü))
Dedelik devam edercektir, hiç şüphem yoktur. (Hasan Yasevioğlu(Ha. Ya))
Toplum var oldukça yaşam biçiminde gerekli gelenek göreneklere ihtiyaç duyulacaktır. Bu bağlamda dedenin cahil sıfatı ile eğitilmiş toplumu yönlendirmeye kalkışması bence saçmalık. Yaşlı dedelere karşı saygılı davranmamız gerekir. O öğrendiğini öğrenmiş, başka bir şeyde öğretemezsinki. Inandığından çeviremezsinde. Onlara karşı hoşgörü şiar’ımız olmalıdır. Ancak onlardan ricamız önümüze engel olmasınlar. Günümüz ve sonrası dede eğitici öğretici olmalıdır. Kainatın oluşumunu, galasileri, insanı ve bütün nesnel varlıkları tanıması lazkımdır. Kendi iradesini kullanan dede çocuğu bunların içinde yaşadığı batını üniversitesinde kolay öğrenir. Bugün toplumun gerek duyduğu dede ise; Alevî toplumunun vazgeçilmez gelenekleri arasında başta kurna okuma, Kuranı okurken de Türkçe açıklamalarıında beraber okumalıdır. Toplumda Hoca eksikilği var. Mevcut hocalar teçvit bilmiyor. Bazı hocalarda kendini muska yapmaya vermiş çıkar ve para kazanmaya yönelik. Önlenmelidir bu konuda toplum bilgilendirmelidir. Nikah kıyma içni yukarıda değinmiştim vazgeçilmez gelenektir. Kurban keserken dedeye ihtiyaç var tekbirleme gerekir. Eğitilmiş, arıtılmış kemalet aşamasına ulşmış kinden, kibirden arınmış dede tipi,toplumda anlı açık, yüzü aktır. Gururlu kendini çok bilen sanan maalesef nefsi muhhim der öteye çıkamamış insandır. Çünkü kemalet aşamasına varmamış demektir. Cenaze, nişan, nikah, kurban (Karşı olsam bile toplumun vazgeçilmez bir geleneğidir, sünnilikten ödünç alınmadır. Alevînin kurban bal, süt ve elmadır. Hayvan boğazlama değildir.) musahiplik, sünnet, dargınlık, kavga gibi olaylarda dedenin rolu büyüktür. Ve genç olmalıdır. Kısaca, “Düşünen insan” yaratalım, düşünmeyen sürü değil.
Dedelik okulu açılsa, dede okusa bile, gezgin dedelik olmamalıdır. Olursa hiç kimes eskesi gibi yazıl kültüre önem vermez, sözlü kültür sürekli gündem de kalmaay hak kazanır. Dedelik yerine sofizm gelişir. Bununda eskide olduğu gibi kimseye faydası olamaz. (Hıdır Yıldırım(Hı. Yı))
Devamını oku: Dedelerden Gelen Toplu Yanıtlar, 1998 (11. Bölüm)
Dedelerden Gelen Toplu Yanıtlar, 1998 (10. Bölüm)
DEDELERİN ALEVİLİKLE İLGİLİ SORULARIMIZA VERDİKLERİ YANITLAR 10. BÖLÜM
DEDELERİN ALEVİLİKLE İLGİLİ SORULARIMIZA VERDİKLERİ YANITLAR 9. BÖLÜM
(Ayhan AYDIN’ın hazırladığı sorulara 16/18 EKİM 1998 CEM VAKFI ANADOLU İNANÇ ÖNDERLERİ BİRİNCİ TOPLANTISI Öncesi Ve Sonrası Dedelerin Toplu Cevaplarıdır)
Aşağıda, Alevi Dedelerine yönelttiğimiz sorulara karşılık onların verdikleri yanıtlar hiçbir müdahale olmadan olduğu gibi verilmiştir.
DERLEYEN: AYHAN AYDIN, 1998
DEDELİK KISTASLARI
Her dede oğlu dedelik yapar. Ama namuslu, dürüst, bilgili olursa her dedenin oğlu dedelik yapabilir. (İsmail Türker (İs. Tü.))
Evet. 4 kapı 40 makamı bilse de bilmese de makama oturabilir. Eğer düşkün değilse. (İsmail Yalçın (is. Ya.))
Tarih boyu yüce makamlar devam edilir. Dede çocuğu o ocağa layık ve benziyorsa posta sahip olur. (Kalender Topalcengiz (Ka. To.))
Olur ama bilmesi lazım. (Kazım Bayram (Ka. Ba.))
Her dede oğlu dede olur ancak, o ilim, irfanı bilmeli ve ehli kamil olmalı. Buna odun dedesi karar verir. (Halil Buğa (Ha.Bu.))
Dedeliği kendisi yapabiliyorsa, kindisi yapamıyorsa, amacazadelerinden birisini gönderir. (Hasan Dedeoğlu (Ha.De))
Her dede oğlu dedelik yapar, bilgili olursa. Talipleri eğitiyorsa kendi güzel ahlaklı ise ceddine laik evsafa laik ise dedilik yapar: Talipleri onun oturmasını isterler. Dedede gider Hacı Bektaş’ta kuşak kuşunır oraya gurban keser, izin alır, posta oturur. (Hasan Hüseyin Aslan(Ha. Hü. As))
Dedelik görev hassas bir görev olduğu için bu göreve uygun olan kişiyi ailesi seçer, yol dedesi tarafında bir süre konuyla ilgili eğitim görür. Gerek kitaplardan, gerekse pratik olarak kendini yetiştirir. Bir müddet sonra dede adayını dedebir sınavdan geçirir. Yeterli görürse artık yavaş yavaş görev vererek işi başlatır. (Hasan Müldür(Ha. Mü)) (Ali Asker Müldür(A. As. Mü))
Her dedenin oğlu dedelik yapabilir. Alevînin dini inançlarına göre cemini cematini yaparsa dedeliğe devam eder. (Hasan Yasevioğlu(Ha. Ya))
Hayır yapamaza. Eğitilip arıtılması gerekir. Eğitim ve arınma temle kuraldı. (Hasan Şanlı (Ha. Şa))
Dedinin oğulları talipleri aralarında pay ederlerdi. Veya sırayla gider. (Hıdır Yıldırım(Hı. Yı))
Her dedenin oğlu dedelik yapabilir yalnız dedelik vasıflarına haiz olmak koşulu ile(Hüseyin Kaplan(Hü. Ka))
Her dedenin oğlu dededir. Fakat her dede de dedelik yapamaz. (Hüseyin Er(Hü. Er))
Yol erbabı olduğu (ise) sürece yapabilir. Icazet alınarak karar verilir.(Hüseyin Kırca(Hü. Kı))
Her dede oğlu dede sayılır ve önemli olan bu yolu yürütmektir. (Hüseyin Özgeoğlu(Hü. Öz))
Baba ünvanı ile dedelik yapamaz. Tahsil yapması lazım.(Hüseyin Şahin(Hü. Şa))
Kendisinde ilham ve ilim vara (İbrahim Doğan(İb. Do))
Her dede oğlu dedelik yapamaz. Aile içinden liyakatlı olan kişi dede olarak seçilir. Eğitimli olmalıdır. (İsmail Eker(İs. Ek))
Her dede oğlu dedelik yapamaz. Bilgisi olan yapar. (İsmail Özcan(İs. Öz))
Hayır bilgili ve dürüst(Kazım Kızılgöz(Ka. Kı))
Yapamaz. Eğer o dede oğlu kendini fark etmezse dedelik hakkı kalmaz. (Mahmut Akbulut(Ma. Ak))
Her dede oğlu dedelik yapamaz. Çünkü her şeyden önce Alahk olmalı, namuslu hasiyetli olması şart. Ikicisi dedelik postuna layık yani bilgili olmalı, 12 hizmeti bir fiil yürütebilmeli. (Mahmut Gökçe(Ma. Gö))
Her dede oğlu o bilgiye sahipse meziyet ve yetenek var ise olur yoksa olamaz. (Mehmet Başpınar(Me. Ba))
Her dede oğlu dedelik yapamaz. Bu iş gayp aleminde Tanrı vergisidir. Hz. Ali buyurur ki;( İnsanları ana rahminde şekil vermesi akıl huy gibi şeyler Tanrının yapılandırmasıdır ve bu iş Tanrı sırrıdır. Dedelerin yerini tutan evlatlarda vardır bu iş on iki imamlarda da görülmüştür. İmamlığa layık olanları seçmişlerdir. Herkes imam olamaz. (Mehmet Çelik(Me. Çe))
Dedenin her oğlu, ahlaken mazbut olduğu sürece, “ocakzade” olduğundan saygın bir yeri vardır. Fakat dedelik yapabilmesi içi, tarikat yürütebilecek bilgiye sahip olması şarttır. Her ocağın kabinesi kendi aralarında “dedelik” yapabilecek kişiyi belirler ve o zatı kendi ocaklarına “post dedesi” atarlardı. Bir dede hakka yürüyünce, onun oğlu direk dede olacak diye bir kural yoktur. Bu anane bozulunca, dedelik kurumu (dolayısıyla Alevilik yolu) derin yara alıp perişan oldu.Fethi Erdoğan (Fe-Er)
Her dedenin oğlu dedelik yapabilir. Cemde oniki hizmeti bir eksizce yapar tamam ederse evladıda dede olur.Abdullah Ceylan (Ab-Ce)
Yapamaz. Dedeliğin şartlarını, hizmetlerini bilmeli, dürüst olmalı, ilim ve irfan sahibi olmalı, dört kapı kırk makamdan haberi olmalı.Abdullah Tayyaroğulları(Ab-Ta)
Devamını oku: Dedelerden Gelen Toplu Yanıtlar, 1998 (10. Bölüm)
AKADEMİSYEN KEMAL AKGÜN'LE SÖYLEŞİ
KEMAL AKGÜN
AKADEMİSYEN
Uzun yıllar özel sektörde yöneticilik yaptı. Üniversitelerde dersler verdi, özel şirketlerde ve devlet kurumlarında danışmanlık hizmetlerinde bulundu, iletişim teknolojileri alanında oldukça güzel hizmetleri oldu. Alevi sivil toplum kuruluşlarına da gönüllü olarak danışmanlık hizmetleri verdi ve vermeye devam ediyor. Sevip saydığım, görüş ve düşüncelerini, çaba ve çalışmalarını önemsediğim çok sevgili hocamız Kemal Akgün’le Can Tv.’de yaptığım söyleşinin yazılı metnini sizlerle paylaşmanın yararlı olacağını düşündüm.
Sevgi, saygı ve muhabbetlerimi sunuyorum…
AYHAN AYDIN
Can TV’nin cana can olan izleyicileri, emektarları, sevgi, dostluk, barış ve kardeşlik idealleriyle yayıncılığımızı sürdürüyoruz. Evet, dostlar, Erenler Katarı, dedelerimizin, babalarımızın, ozanlarımızın ve bu yolu bize getiren bilge insanlarımızın izini sürüyor.
Sevgili dostlar, bugün de çok değerli bir konuğumuz var. Akademisyen aynı zamanda sivil toplum kuruluşlarında hizmet yürütmüş, araştırmacı kimliği olan, kendisi her ne kadar mütevazılık yapmış olsa da, uzun yıllar boyunca da söyleşiler yaparak dedelerin bilgilerini derleyip toparlamış ve bunlardan da gerçekten şimdiden merak ettiğimiz bir eser hazırlığı içerisinde olan gül yüzlü bir üstadımız, hocamız Kemal Akgün. Hoş geldiniz programımıza efendim.
Hoş bulduk.
Nasılsınız hocam?
İyiyim, sizi gördüm, daha da iyi oldum.
Evet, ayağınızın tozuyla tabiri tam gerçekçi oldu. İtalya’da yaşamınızı sürdürüyorsunuz. Tabi Türkiye’yle içli dışlısınız ama en azından uzun aylar oradasınız.
Doğru.
Dün akşam geldiniz, programımıza konuk oldunuz. Değerli üstadım, hocam. Siz zaman konusunda bize ders veren bir insansınız.
Estağfurullah.
Estağfurullah ama gerçekten zaman nakittir kavramından dolayı değil, zamanın da dünyadaki her şeyin de kullanımında hem yaşamı hem bir başka insanı düşünmemiz gerektiğini vurguluyorsunuz. Daha önceki birçok söyleşimizde, sohbetimizde bu güzel, erdemli görüşlerinizden yararlandık. Biz de zamanımızı daha verimli değerlendirelim ki sizden daha fazla istifade edelim. Bu 45 dakikalık program içerisinde Aleviliğe gireceğiz, Alevilik nedir, Aleviliğin tabii ki birçok boyutu var. Bâtıni yorum, tasavvufi yorum dediğimiz yorumları var, bu konulara gireceğiz. Teknoloji sizin olmazsa olmazınız, temel uzmanlık alanınız. Aleviler ve teknoloji konusuna gireceğiz, gençlere gireceğiz, gençler çok çok önemli. Geleceğin dünyasını bugünden kuracaksak bazı şeylerde de planlı, programlı olmak zorundayız. Alevi toplumu yüzyılların birikimini bu güne kadar çok güzel getirmiş olsalar da son yıllarda kendilerinin de ön görmediği şeyler oldu. Kentleşme, kent ortamında, şehir ortamında Alevilerin de durumları, örgütlenmede yaşadıkları bazı problemleri de tartışmaya çalışacağız.
Evet, sevgili dostlar, gerçekten de değerli hocamızı çok seviyorum, saygı duyuyorum. Çünkü engin yürekli bir insan, kendisi kültürümüzden, özümüzden de gelen bir insan. Tahtacı kültüründen beslenmiş bir isim hatta ataları hani tabiri caizse biz ona da gireceğiz Aleviler ve milliyetçilik kavramı, milliyetçilik kavramı bizde yok. Irklar üstü diyoruz ya hani hoşgörünün, hümanizmanın mayalandığı topraklarda yaşayan toplumuz. Fakat Aydınoğullarından geliyor aile geçmişi. Anadolu’nun, köklü uygarlıklar, medeniyetler yatağı Anadolu’nun da önemli bir tarihi dönüm noktası. Dolayısıyla bütün bu birikimlerden bize neler süzülecek, özellikle gençlerimize biraz daha fazla hitap edelim diyoruz.
Değerli hocam siz Aleviliği nasıl tanımlıyorsunuz, nedir Alevilik? Böyle başlayayım.
Şimdi, ben de çeşitli yerlerde, bu sosyal ağlarda olsun, bazı sohbetlerde olsun, Alevilik ile ilgili çok değişik tanımlar görüyorum. Bir kere kelimelere çok fazla takılmamak gerektiğini baştan söyleyeyim. Buna rağmen Alevilik kelimesini tekrar yeniden tarif etmek istiyorum. Çünkü Alevi kelimesi tamamen Arapça bir kelime. Belki bunun ayrıntılarını yazılı olarak söylemek daha kolay ama gündelik dilde daha kolay anlaşılsın diye söylüyorum. Batı dillerinde Kemalist, Marksist gibi eklerle yapılan tanımlama Türkçe’de işte Kemalci, Marksçı, Leninci gibi kelimelerin sonuna eklediğimiz ci ekiyle Arapça’da sonuna şapkalı –i ya da, son harfi sesli harfse son harfi e yapıp –vi ekleyerek yapılıyor. Alevi, Musevi, İsevi gibi. Alevi kelimesi Ali taraftarı demek. Bu kelime anlamı olarak böyle: Daha sonra bu Ali taraftarı Hz. Ali’yi destekleyen çeşitli kesimler tarafından kullanılmış. Ama orada bizin yaptığımız ciddi hatalardan bir tanesi Alevi olan bir tek biziz, bu kelime sadece bizim tarafımızdan kullanılır ve en doğrusunu biz biliriz anlayışı o kadar yaygın ki dünyada kendisine Alevi diyen başkaları olduğunun bazen farkında bile olmuyoruz. Aslında bu benimde sonradan fark ettiğim bir şey oldu. Uluslararası bir toplantıda Hintlilerle konuşurken bir konu açıldı. “Bizim orada da Aleviler var”, dediler. Ben Hindistan’da, Afganistan’da Aleviler olduğunu o güne kadar fark etmemiştim. Sonra araştırdım. Fatımi devleti diye bildiğimiz ya da Hasan Sabbah diye bildiğimiz, yani herkesin kolaylıkla aklına gelebilecek olan tanımlardan İsmaili diye bildiğimiz bir kesim var. Karmatiler, İsmaililer diye bildiğimiz, Fatımiler diye bildiğimiz, bunlar kendilerine Alevi diyorlar. Ve Hindistan taraflarında, Afganistan taraflarında yaşayan taraftarları da kendilerini Alevi olarak tanımlıyorlar.
Bunun dışında kendimizi hep ayrı olarak gösterdiğimiz Şiiler farklıdır, Aleviler farklıdır, biz onlardan değiliz gibi tanımlar koymaya çalıştığımız kesimler, işte Nusayriler, Caferiler olsun dünyada Alevi olarak bilinirler, işte buna benzeyen Dürziler, yine İsmaililerin devamı olan Dürziler de Alevidir. Ama biz Alevi dendiğinde Anadolu Aleviliği diye tarif etmemiz gereken bir kesimiz ve “biz Aleviyiz ve bizden başka Alevi yoktur” diye tarif eden bir yanlışlık içerisindeyiz.
Bir geriye dönersem Alevi Ali taraftarı demek. Buradan devam edebilirim. Bunun dışında yapılan o diğer tanımları çok fazla ciddiye almıyorum, dikkate almıyorum. Her inanç bir başka inançtan etkilenmiştir. Etkilenmiş olmak çok da kötü bir şey değil çünkü insanlık birikimlerini böyle oluşturuyor. Bunu bir kenara koyuyorum. Eğer Anadolu Aleviliği diye biraz daraltarak, yani bizim Türkiye’de Alevilik dediğimizde ilk akla gelen ya da Balkanlar’da, Türkiye’de yakın coğrafyada tarif ettiğimiz Alevilikten bahsederken şunu çok dikkate almak gerekiyor. Bir kere Sünnilikte de geçerli, bütün inançlarda da geçerli olan bir tanımdan bahsedeceğim ama Sünniler bunu biraz daha iyi tarif etmişler. İnancı dikkate alırken üç tane yaklaşım var. Genel olarak üçe ayırıyorlar, dörde ayıran da var ama üç bana daha doğru geliyor. Bir tanesi Kuran-ı Kerim kutsal kitap, Hz. Muhammed’in söylediği sözler hadisler ve onun yakın çevresindeki insanların yaptığı davranışlar. Sadece bunlarla sınırlıyız diyen bir kesim var. Bunlara bazen nakilci deniliyor, bazen de selefi deniliyor. Bunlar bir bilgi Kuran’da hadiste yoksa, Hz. Muhammed’in yakın çevresindeki insanlar tarafından böyle bir yorum yapılmamışsa başka yeni bir yorum yapılmaz deyip kestirip atan bir kesim. Bu birinci kesim.
İkinci bir kesim daha var. Bunlar Kelamcılar diye bildiğimiz, zamana göre, coğrafyaya göre, topluma göre, yeni çıkan problemlere göre asıl amacı, asıl yorumu kaybetmeden yeni yorumlar geliştirebiliriz, yeni tarifler yapabiliriz, yeni çözümler geliştirebiliriz, aklımızı kullanmamız gerekir diyen bir kesim var. Bunlar da Kelamcılar. Bunlara akılcılar da deniliyor. Aslında bugün dört Sünni mezhebin hepsi de Kelamcı kesimden gelmektedir.
Başlangıçları öyle ama bu günün dünyasında onlar da kendilerine daha yakın hissettikleri için, kolaylarına geldiği için, çünkü akıl kullanmak biraz zorlayıcı bir şey, onun yerine onlar da ya hu bu Kuran’da var mı, hadislerde var mı sorusunu sormaya başlayınca onlar da artık Selefiliğe doğru gitmiş durumdalar.
Üçüncü bir kesim daha var. Bunlar da diyor ki tamam, Kuran’a da bakalım, hadislere de bakalım, o dönemlerde yapılanlara da bakalım ama aklımızı da kullanalım. Başka bir şey daha var, insanı ayıran çok önemli biri özellik var. Sezgilerimiz, bilgi birikimimiz, yaratıcı zekâmız, işte ilham dediğimiz, vicdan dediğimiz başka bir şey daha var, iç sesimiz var. Bu da tasavvufi, batıni, ezoterik dediğimiz yorum. Bunlar diyorlar ki diğerlerini de dikkate alalım ama biz de, Tanrı’dan ayrı değiliz. Bize de vahiy gelebilir. Bir bilim adamına, bir aydına, bir veliye, bir peygambere vahiy gelir. Vahiy dediğimiz şey zaten geriye dönersek, Alevilikte biz Selefilerden farklı olarak, insanın dışında bir Tanrı’yı düşünmediğimiz için onun bizimle birlikte olan bir Tanrı var. Kutsal ayetlerde sık sık söylenen bir şey vardır. “Tanrı insanın ağzından konuşur, insanın gözünden görür, insanın kulağından duyar.” Böyle olduğu için de biz de kendi iç sesimizle bunları söyleyebiliriz, bir şeyler keşfedebiliriz ve geliştirebiliriz diyen bir kesim var. Bu da tasavvufi görüş. Bunu başka bir şeyle bağlayacağım. Ben üniversitede yönetim-bilişim sistemleriyle ilgili ders anlatırken Amerika’da kullanılan kitapları kullanıyordum. Kitaplardan bir tanesinde bilgiyi, yapay zekâ, bilgi toplanması ile ilgili konuları okurken, bilgiyi sınırlandırmada buna benzer bir sınıflandırmanın aynısını gördüm. Çok benzer bir şekilde, bu da demek ki işin içinde bilgi olduğu zaman, bir şeyi öğrenmek istediğiniz zaman ilk yapacağınız şey inanmak. İnanmak deyince ilk aklınıza gelen şey bir inanç, dine inanmak olarak aklınıza gelmesin.
Düştüm Aşılmaz Denen Karlı Dağlara
Düştüm Aşılmaz Denen Karlı Dağlara
Düştüm aşılmaz denen karlı dağlara
Yollarımı dost hasreti bağlar mı?
Yana yana hicranımı döküp ağlasam
Yar gelip yanıma yaremi bağlar mı?
Bir yaralı ceylan oldum koşar dururum
Feryat figan edip ilden ile konarım
Dönüp dönüp kaderime ağlarım
Mihman dost olan yaremi bağlar mı?
Yana yana kül olmadan öleyim
Erenlerin ulu katarına varayım
Ben de bir gün o vuslata ereyim
Evliyalar durup yaramı bağlar mı?
Hasret dedim, sıla dedim, yurt dedim
Diyar diyar aşk badesi iç dedim
Gel kendini ara bul Cevheri’m dedim
Bir er kişi gelip yaramı bağlar mı?
Ayhan Aydın
24 Aralık 2019
Cevheri mahlası, bir mana âleminde gül yüzlü canlar canı, gönüller sultanı Ali Kaykı tarafından bana verilen bir mahlastır. Geçen sene Fransa Strazburg’da gül yüzlü çok güzel dostlar arasında yaşadığımız o ölümsüz muhabbetleri hiçbir zaman unutamam… Dostluk ve gönül kapılarını açan güzel canlara, aşk olsun…
Seyyid Nesimi Anıldı
Seyyid Nesimi Anıldı
Büyük Alevi ozanlardan Seyyid Nesimi, Düşler Dünyası Sanat Topluluğu tarafından, 14 Aralık 2019 Cumartesi günü, Karacaahmet Sultan Dergâhı’nda düzenlenen bir önemli etkinlikle anıldı.
Anmada, Prof. Dr. Armağan Elçi, Gazeteci Ali Naki Özkan, Yazar Ayhan Aydın, Yazar Şah Hüseyin Şahin birer konuşma yaptılar.
Sunuculuğunu Şair İsmail Aydoğmuş'un yaptığı etkinlikte Karacaahmet Sultan Dernek Başkanı Muharrem Ercan Dede, Halk Ozanı - Yazar - Yayıncı Adil Ali Atalay (Vaktidolu), Ali Baba Pir Feyz. Efendi Dernek Başkanı Yahya Aslandaş Dede de günün önemiyle ilgili halkı selamlayan birer konuşma yaptılar.
Etkinlikte halk ozanlarımız, sanatçılarımız gerek Seyyid Nesimi'den, gerek Kul Nesimi'den, gerekse de ulu ozanlardan ve kendi yazmış oldukları şiirlerden örnekler sundular.
Hakk Muhammed Ali aşkıyla dönülen semahlarla birlikte gönüllerin birlendiği güzel bir etkinlik nihayetlendi.
Etkili şiirleri çok geniş bir coğrafyada Alevi – Bektaşi Yol ve Öğretisi’nin yayıldığı ocaklarda, tekke ve dergâhlarda söylenip, ismi ölümsüz ulu ozanlardan birisi olmasını sağlayan Seyyid Nesimi 1416 (1418/19) tarihinde katledilmişti. Hurufilik etkinsinde kalsa da, kendi özgün kimliğiyle batini İslam Yolu’nun öncü isimlerinden birisi olmasını sağlayan ve “Enel Hakk” düsturunu dile getiren dizelerinde insanlığın evrensel değerlerini de yakalamış olan Seyyid Nesimi, kendisinden önceki ozanlardan etkilendiği gibi kendisinden sonraki ozanlar üzerinde de önemli etkiler bırakmıştır.
Görüşlerini, düşüncelerini korkusuzca dile getirip, bunun bedelini en ağır şekilde ödemiş olan ve derisi yüzülerek Suriye Halep’te katledilen Seyyid Nesimi, geniş halk kesimleri tarafından bu arada İran’da, Azerbaycan’da, bugün de her daim sevgi, saygı ve muhabbetle anılmaktadır. Türbesi de Halep’de Halep kalesinin karşısındadır. Ama maalesef büyük bakımsızlıklar içindedir.
Ozanın 650. Doğum Yılı olarak kabul edilen bu sene de Seyyid İmadeddin Nesimi’ye saygı anlamında yapılan bu etkinlik Alevi Bektaşi dünyası için de önemli oldu.
Alevi Bektaşi toplumu kendi değerlerini tanıdıkça, görüş ve düşüncelerini, eserlerini yaşattıkça kendileri de geleceğe doğru yol alabilirler.
Bu vesileyle katılımcı geniş kitleye Seyyid Nesimi’nin yaşamı, eserleri, mücadelesi ve yaşadığı devrin özellikleri hakkında bilgilerin sunulması çok yararlı oldu.
Bu etkinliği düzenleyen başta Şair İsmail Aydoğmuş olmak üzere Düşler Dünyası Sanat Topluluğu’na, insanlarımıza kapılarını açan ulu dergâhlarımızdan Karacaahmet Sultan Derneği – Cemevi Yöneticilerine ve tüm konuşmacı ve katılımcılara şükran duygularını sunmak bir borç olmuştur.
Ayhan Aydın
Muhabbetlerimle
15 Aralık 2019
Çandarlıyı Kar Bastı
Çandarlıyı Kar Bastı
Dün güzel bir karşılaşma oldu. Can Yayınları’ndayken, Nusret Erdoğan ve kızı Esma Erdoğan yayınevine geldiler. Kendisi beni tanıdı, yarenleştik, sohbet ettik. Daha önce görsem de okumadığım kitabını bana imzalayarak verdi. Sohbetimiz çok güzel konuların kapılarını açtı.
Her zaman söylediğim gibi her kitaptan alınacak çok şeyler olabilir. Ülkemizde anılar, yerel gelenekler, yerel ozanlar – âşıklar çoğu zaman kendi alanlarında hep kapalı kalıp gün yüzüne çıkamazlar. Oysaki toplumun hafızası hala oradadır. Halkbilim konusu olan bu alanda çok çok büyük ilerlemeler oldu. Bu alanda çok sayıda araştırmalar yapıldı, kitaplar yayınlandı. Üstelik insanlar da artık birikimlerini ortaya koymak için eskisi kadar umarsız ve çekimser davranmıyorlar. Ama çok çok iyi biliyorum ki, Türk – Kürt halk topluluklarının yaşadıkları çok geniş bir coğrafyada daha binlerce derlenmeyi bekleyen mani, türkü, şiir, öykü, anlatı, anı, gizli kahraman, halk önderi gibi zenginliklerimiz var. Bizlerin ve tüm dünyanın yaşamını ilgilendiren, bizlere hem zenginlik, hem de yaşanmışlıklarla birlikte köklerimizi bulmamız için dayanak olacak nice nice sözlü kültür, kaynak ürünler var. Türküler derlenmekle, öyküler – anılar – şiirler dinlenmekle bitmez bu kutsal topraklarda.
Ben de bir solukta okudum Nusret Erdoğan’ın bana imzaladığı Çavdarlıyı Kar Bastı kitabını. Eser konuyu bilen bir el’den geçmiş, iyi hazırlanmış, sade, kolay okunur, ince oylumlu bir anı- derleme kitabı.
Kitapta, kendi ifadesiyle, 20 Eylül 1936 tarihinde Ardahan ili, Hanak ilçesi, Çavdarlı (Verana Nakala (doğrusu ise, Virane Nikola)) köyünde doğan Nusret Erdoğan üstadımızın çocukluk anılarıyla birlikte özellikle mensubu bulunduğu Seyyid Garip Musa Ocağı’na mensubiyeti nedeniyle cem, dedelik konularında bilgilerini ihtiva eden sayfalar da var. Ama kitapta beni en çok ilgilendiren ise aynı zamanda öğretmen – eğitmen olan kitabın yazarı Nusret Erdoğan’ın da babası olan Hüseyin Erdoğan’ın şiirleri oldu. İşte bu yüzden derlemeler, kitaplar çok önemli, diyorum. İşte ben bu kitap sayesinde Hüseyin Erdoğan hakkında bilgi sahibi olmuş oldum.
Kitaptaki bilgiye göre; “1904 yılında doğan, 5 Temmuz 1973 yılında vefat eden babam Hüseyin Erdoğan, eğitmenliğinin yanı sıra çok güzel de şiir yazardı. Gerçek bir halk ozanı üslubuyla yazdığı şiirlerinde kimi zaman “Tekçe” mahlasını kullanırdı.” (Sayfa: 50) Kitapta Nusret Erdoğan’ın da şiirleri var.
Evet, sevgili dolu bir insan olan Nusret Erdoğan yakın zamanda hayat arkadaşını kaybetmiş, 83 yaşındaki bu ihtiyar delikanlı. O gerçekten de neşeyle gülen, hayata umutla bakan çok güzel bir yürek. Yine aynı şekilde sevgili kızı Esma Erdoğan da candan bir insan.
Ne güzel ki, dün tesadüf etti, bu güzellikleri yaşadık. Hayat her gün insanlara nice nice güzellikler, umutlar verir… Hayat her şeye rağmen çok güzel… Hayat yaşamın içinde ondan kaçmadığımız, onun değerlerine değer verdiğimiz zaman daha da güzel.
İnsanlar böyle derlemeler yapmalı, birikimlerini ortaya koymalı, insanlara dolayısıyla evrene de seslerini, sözlerini, şiirlerini, türkülerini bırakmalıdırlar.
Nusret Amca’ya selam ve sevgiler olsun, daha nice mutlu yıllarla dolu güzel bir ömür dilerim…
Ayhan Aydın
24 Aralık 2019
Rumelihasrüstü, Sarıyer
Çavdarlıyı Kar Bastı, Nusret Erdoğan, Can Yayınları, 2. Baskı, 2013
Hüseyin Erdoğan’dan Şiirler
AH Ü ZAR
Kimseler sormadı benim halimi
Gözlerimden akan selden haber al
Sinemin yarası asla dinmedi
Sinemden açılan yerden haber al
Dil ile söylesem dilim dolaşır
Ah’u zarım arş alaya ulaşır
Tezenemin ucu tele dolaşır
Bari saz söylesin telden haber al
Bu benim derdimi kimse bilmedi
Yuttum ağuları ardı gelmedi
Yolunda kanadım, kolda kalmadı
Yoluk kanadımdan koldan haber al
Hüseyin’in derdini kimseler bilmez
Hayatı boyunca ağlar ha gülmez
Dert derdin üstüne artar eksilmez
Beni kimse bilmez benden haber al (Sayfa: 57)
SOYUMU SORANLARA
Eğer benim soyum sorarsan
Ol Garip Musa’nın kolundayız biz
Tarikim Hüseyin yolum Bektaşi
On İki İmamların yolundayız biz
Bu cihanın burcu barısı olan
Hatmi evliyanın varisi olan
On İki İmamların barışı olan
Haydarı Kerrar’ın elindeyiz biz
Erenlerin kısmetin dağıttı Hünkâr
Mücizatın gördüğü inanmaz inkâr
Bizlere biz demiş ol piri peykar
Kökünden yürümüş dalındayız biz
Hüseyin Erdoğan ismi almışam
Penc-i Ali Aba’ya ikrar vermişim
Erenler yoluna boyun eğmişim
Tarık-ı Bektaşi yolundayız biz (Sayfa: 59)
ÇIKIP ÇAR KÖŞEYİ SEYRETMELİDİR
önül ne yatarsın gaflet içinde
Çıkıp çar köşeyi seyretmelidir
Bu dünya kimseye vefa kalmadı
Biraz da Hakk için hayretmelidir
Kimi ileri söyler kimisi geri
Gerçek muhip olan vermeli seri
Hakikat yolundan sen kalma geri
Elinden geleni sarf etmelidir
Muhip olanların özü yatarsa
Gönlündeki kılı kali atarsa
Erenlerin buyruğunu tutarsa
Ona muhip diye meyletmelidir
Eğer ikrarını inkâr ederse
Hakikatten gayrı yola giderse
Beyhude sözleri iddia ederse
Yüz azdıranların terk etmelidir
Tekçe düşersin nice mihnete
Minnet etme muhanede ne merde
Tarikate uymaz o solak perde
Onun orasını fark etmelidir (Sayfa: 75)
NUSRET ERDOĞAN’DAN BİR ŞİİR
Sürüne sürüne ben sana geldim,
Yetiş imdadıma er Hacı Bektaş
Yüzüm yerde, özüm dara çekmişim
Bizi darda koyma pir Hacı Bektaş
Güvercin donunda geldin, oturdun
Özünü pak edip, Hakk’ı getirdin
Zemheride gonca güller bitirdin
Bizi darda koyma sen Hacı Bektaş
Aslanla Ceylanı sevginle tuttun
Aldın kucağına yüzünü öptün
İnsanlara ilim irfan öğrettin
Nusret’i yarlığına sen Hacı Bektaş (Sayfa: 101)
Diğer Makaleler...
- CEMDE MUHABBET EYLEMEK
- Dedelerden Gelen Toplu Yanıtlar, 1998 (6. Bölüm)
- Ay Tutulması, 2. Dünya Savaşı Anıları
- Mümtaz Soysal, Yıldız Kenter
- Alevi - Bektaşi Araştırma Merkezi 2. Yazı
- Alevi - Bektaşi Araştırma Merkezi 1. Yazı
- DİDAR BACI...
- HÜSEYİN ELMAS DEDE'YLE SÖYLEŞİ
- 34. ABDAL MUSA ANMA ETKİNLİKLERİ YAPILDI (4-7 TEMMUZ 2019)
- Sivas Katliamı Bir Kez Daha Lanetlendi

