BALKAN ÜLKELERİNDE ALEVİ – BEKTAŞİ OLMAK
BALKAN ÜLKELERİNDE ALEVİ – BEKTAŞİ OLMAK
ALEVİLERİN / BEKTAŞİLERİN GERÇEK HAKLARI TÜRKİYE’DE VERİLMEZKEN,
BU SEFER DE ALEVİ – BEKTAŞİ TOPLUMU ÜLKELER ARASI POLİTİKALARA ALET EDİLMEK İSTENEBİLİR
Türkiye; Emevi döneminden bu yana bölgede uygulanan sistemin devamcısı olarak, devlet politikası haline getirilmek istenen, tektipçi bakış açısıyla Sünni İslam anlayışını ülkenin resmi inanç sistemi olarak benimsetip, tüm kurumlarına yerleştirme isteğinin bedelini her zaman yine bu ülkeye ve Türk insanına ödettirmek istiyor.
Kendilerini Sünni, Şii veya herhangi bir başka inanç – kültür sisteminden farklı olarak görüp, yüzyıllardır kendilerine özgü gelenek, kültür, inanç, örf ve adetlerine göre yaşamak isteyen Alevi – Bektaşi toplumu kendi ülkesi başta olmak üzere; dünyanın hemen yer yerinde halen kimlik mücadelesi vermek zorunda kalıyor.
Bu kitleye karşı Türkiye’deki ayrımcılığın temel nedeni ise; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Osmanlı İmparatorluğu’ndan devralıp üzerinden bir türlü atamadığı “Kızılbaş / Alevi- Bektaşi” fobisindir, korkularla örülmüş ön yargılarıdır, bu kitleye karşı beslediği düşmanlık hislerinin halen devam etmesidir.
Türkiye’de en az on milyon Alevi – Bektaşi yaşamaktadır. Bu insanlar bugüne kadar her zaman, her yerde ayrımcılığa maruz kalıp, nefret söylemini yaşadıkları gibi, siyasi iktidarların tertipleriyle Maraş, Çorum, Sivas gibi toplu kıyımları / katliamları yaşamış yaralı bir topluluktur. Şimdilerde ayrı bir sorunun parçası olarak dağınık, pasif, içine dönmüş, türlü çıkar hesaplarında durağanlaşan Alevi örgütlülüğü, son otuz yılda Alevi/ Bektaşi toplumunun temsilcileri olarak seslerini, isteklerini, beklentilerini en yüksek mevki ve makamlara iletme gayretinde olmuşlar, bunda kısmen başarılı olabilmişlerdir.
Cem Vakfı’nın Alevilerin haklarıyla ilgili yaptığı başvuru, A.İ.H.M. tarafından 2014’de kabul edip, Türkiye’yi bu konuda haksız fiilerinden dolayı cezaya çarptırmış, Türkiye’nin itirazı 2017’de mahkeme tarafından tekrar reddedilmişti. Buna rağmen, A.İ.H.M.’nin kararlarını ısrarla uygulamak istemeyen Türkiye Cumhuriyeti Devleti; bu topluluğun en doğal ve günümüz dünyasında evrensel insan haklarının güvenceye aldığı en temel inanç ve insan hakları unsurları olan görüş ve düşüncelerini serbestçe yerine getirebilmelerinin önüne engeller koymaya devam etmektedir. Türkiye, Alevilerin ibadethanelerinde ibadet etmelerini, kendilerini özgürce ifade edip, kendi kimliklerini her yerde, her ortamda, serbestçe dile getirebilecek bir özgürlük alanını bu vatandaşlarına sağlamaktan çok uzak durmaktadır.
Hele de kendilerine çok ciddi bir şekilde Emevi – İslam Yolu’nu ve çok net bir şekilde de Muaviye’nin devlet yönetme politikasını rehber alan AKP ve onun başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlığındaki yönetimin devlet politikalarının; asimilasyoncu, baskıcı, tek / tipçi, hoşgörüsüz yönetim anlayışını tümüyle sürdürmeleri, Alevi - Bektaşi toplumunu yine açmazlar içinde bırakmaktadır.
Yirmi yıldır yaklaşık kırk kez Balkan ülkelerindeki Alevi / Bektaşi topluluklarının yerleşim yerlerine, inanç merkezlerine, çeşitli törenlerine / anma etkinliklerine, devlet ve diğer inanç kesimleriyle sorunlu oldukları faaliyetlere katıldım. Bu alanda daha çok kültürel içerikli çalışmalarda bulundum, birçok söyleşi yaptım. Ama buralarda yaşayan toplulukların sorunları üzerinde de düşünmeye çalıştım.
ŞOV HÜSRANLA BİTİNCE…
ŞOV HÜSRANLA BİTİNCE…
İlimden Gidilmeyen Yolun Sonu Karanlıktır... (Pir Hacı Bektaş Veli)
Ellerindeki her türlü imkana rağmen; bencillikleri, çok bilmişlikleri, dayatmacı kafalarıyla yapmak istedikleri ovda başarılı olamayan FESTİVALCİ EKİP başarısızlıklarının suçunu bu sefer de başkasında arıyor, kendilerini eleştirenlere şöyle sesleniyorlar: "sabrımızı taşırmayın, "yürü celladın üstüne", takoz kafalar"...
Bir gösreriş merakı sonucu konserle sözde Hacı Bektaş adına festival yapan, gelen eleştiriler üzerine etkinliğe üç dört gün kala insan kalabalığı toplamak için "son dakka", baştan beri birlikte çalıştıkları bir iki EKİP kurum dışındaki kurumları, "ürünlerinizi burada sergileyebilirsiniz" diyerek emrivakiyle toplayan, yine son anda bir kaç akademisyeni "FESTIVALİ" kurtarmak için etkinliğe davet eden sevgili FESTİVALCİ EKİP; şöyle bir vicdan terazisinde ve aynada kendinize baksanız da kimseyi suçlamayıp, kimseye saldırmasanız bu daha edeplice olmaz mı?
Niyetiniz bozuk olunca sonuç da bu oluyor...
Siz bunu anlayamayacak kadar kibir ve benlikle hareket ediyorsunuz, durum bundan ibaret...
Alevi - Bektaşî Yolu'nun, Öğretisinin ve Ulu Erenlerinin, Ozanlarının, Yunus Emre ve Hacı Bektaşların Gösterişe ve Çıkara Alet Edilmediği Nice Güzel Günlerde Buluşmak Dileğiyle...
Aşk ile, muhabbet ile...
Ayhan Aydın
1 Ağustos 2021
Devlet Aleviciliğinden Belediye Aleviciliğine...
Devlet Aleviciliğinden Belediye Aleviciliğine...
"Bu etkinlikle ilgili olumsuz yazanlar CANIMI sıkmayın. sabrımın bir sınırı var tam ordasınız."
Alevilik - Bektaşilik özgün haliyle öğretisinin gereği günümüz dünyasında da varlığını sürdürme mücadelesi veriyor.
Devlet; Alevilerin birikmiş sorunlarını çözmek yerine yıllardır asimilasyoncu politikaları gereği her kesimden elde ettiği kimi kişi ve kurumları kullanmayı yeğledi.
Bugün durum belediyeler için de geçerlidir.
İlk önce cemevlerinin ihtiyaçlarını giderme konusunda temas edilen belediyelerle zaman içinde çıkar ilişkileri sonucunda iş bir başka boyuta dayandı. Ankara Çankaya'da yapımı devam eden bir cemevi kökten sökülüp yine belediye tarafından yeniden yapıldı. Yüzlerce sorunun yaşandığı Aleviler- Belediye ilişkisinde Maltepe Gülsuyu Cemevi'nde silahlar çekilmişti.
Bir zamanlar devlet, belediye hiçbir kurumun Alevilerle ilgili adım atmamasını savunanlar şimdi belediyelerin Alevilikle ilgili konulardan sorumlu olunca meselenin özü anlaşılır.
Bizim tüm derdimiz yapılan her şeyin Alevi - Bektaşî öğretisi doğrultusunda yapılması; siyasetin, çıkarın, kişiselliklerin bu işlere bulaştırılmamasıdır...
Biz sadece soru sorup, kimi gözlem ve eleştirilerimizi paylaşıyoruz. Tümü budur.
Ne hikmetse biz bazı doğruları yazınca bazı kendine dede, baba, yazar, kurum başkanı, diyenler bize öfke ve kin kusuyorlar.
Bir çok dost ise; hedef olma boşver, bu toplum değişmez, herkes çıkarının peşine düşmüş, diyorlar.
Bir günümüz yok ki, bu öfke ve kinin hedefi olmayalım.
En son Yenikapı'da İBB tarafından (çeşitli kurumlarla organize edilen) yapılmak istenen Hacı Bektaş Etkinlikleriyle ilgili kimi eleştiri, öneri ve gözlemlerimi paylaşmıştım.
Çok şükür; tüm kurumlar, dedeler, babalar, yazarlar, akademisyenler göz yaşartıcı şekilde, görülmemiş bir aşkla etkinliğin duyurularıni paylaşırken, gözle görünen hiçbir yanlışı dile getirmemişler, olan eleştirileri de görmezden gelmişlerdi.
Kendisi bir Alevi kurumunun, Sarıgazi Cemevi'nin başkanı olan Erdal Sağır isimli şahıs yaptığı paylaşımında: "Bu etkinlikle ilgili olumsuz yazanlar CANIMI sıkmayın. Sabrının bir sınırı var tam ordasınız." diye yazmış. Bir de paylaşımına kına resmi koymuş. Kanda kına mı yakmak istiyor, bilemiyorum.
Bunlara ses çıkmazsa, çıkar için Aleviliğin tüm değerleri ayaklar altına alınırsa, bu toplumun geleceği gerçekten de karanlık olacaktır...
Muhabbet ehline sevgi ve saygılarımla...
Ayhan Aydın
31 Temmuz 2021
ALİ ERSOY BABA
ALİ ERSOY BABA
Kırklareli Lüleburgaz
Çeşmekolu Köyü, Ali Ersoy Baba
Ali dünyaya bakidir, dünyaya baki kalır.
72 yaşındaki (1930) babanın eşi Alise Ana ise 70 yaşında.
Ataları Bulgaristan’ın Kırcaali yöresinden geldiklerini söyleyen Ali Ersoy Baba çeşitli sıkıntılar içinde. Sağlık sorunları var.
Amuca Kabilesi’nden olan babaya göre aynı soydan birisiyle evlenebilmek için 7 gömlek geçmesi lazım (7 göbek atlaması lazım). “Nasip kardeşliği var burada yani. Aynı anda nasip alıp, ikrar vererek yola giren çiftler arasında “Nasip Kardeşliği” geçerli. Musahipliğe benzeyen bir sistem var, burada. Ali dünyaya bakidir, dünyaya baki kalacaktır” diyen Ali Ersoy Baba inanç olmadan hiçbir şey olamayacağını söylüyor.
1955’de Mehmet Ali Baba’dan (Kızılcıkdere’den) (dedeszi de babaydı, babası da babaydı) nasip aldığını söyleyen Ali Ersoy Baba aslında Kızıldeli Ocağı’ndan olduğunu söyleyen Ali Ersoy yola girmek için evliliğin zorunlu olmadığını, millet içinde bekar söz verebilir, yola girebilir diyor. Evlenmeden yola girebiliyor, evlenirken evleneceğine soruyor, nasipliyim diyor, o da kabul ediyor. Kız da, erkek de nasip alarak yola girebiliyor, evli olması gerekmiyor. Kardeşlik vardır bizde. Kardeş olmak, yine ana kardeşi gibi, daha da önemli bir mertebedir. Nasip kardeşi olacak. Evlenmeden “kardeşlik” (müsahiplik) olmaz. Bizde o akşam kaç kişi ceme girerse o onunla kardeş olurlar. Erkekler ahretlik oluyor. İlk kez ceme girip nasip alanlar aynı zamanda kardeş oluyor. Bir kişi dara düşerse ona koşup yardım ederler. Birimizin derdi hepimizin derdi oluyor. Değil mi?
Ahiretliğim var. Nasip kardeşlerimizden erkek olarak kalmadı, öldüler.
Kurbansız bu işler olmaz. Yıllığını yaparız yine keseriz. Fakirin (benim) kestiğim kurban belki yirmi olmuştur. Her sene kurban keseriz. İmam Hüseyin’in Çorbası’nda mutlaka bir kurban keseriz. Kendim alırım, canlarla birlikte keseriz. Şart kurban, kurbansız olmaz.
Baba ben nasip olunca “Dervişlik” görevini verdi. Ben o zaman kurbanın hizmetinde bulundum. 30 sene oluyor dervişlik, babalık hizmeti yaptım. Baba olmadan da, baba olmadan cem yaptım.
100 talibi olan baba hizmetleri layıkıyla yerine getirmeye çalıştığını söylüyor. Ceza alan bir talibin yeniden ceme kabul edilebilmesinin diğer canların isteğine bağlı olduğunu söyleyen Ali Ersoy Baba, bizim inancımızda her şey hoşgörüyledir, zorlamayla hiçbir şey olamaz diyor.
Askere gidenler, adak adayanlar da kurban keserler.
Hizmetleri kim yaparsa yapar. Aynı kişiler yapmak zorunda değil. Lokmayı herkes yapabilir.
Benim de dervişim var. Bektaşilik’te nasıl on başı, yüzbaşı, binbaşı varsa, herkesin bir görevi. Rehberlik var, Dervişlik var, Babalık var, Halifebabalık var… Avni Baba da bize icazet verdi.
Anabacı rehberin yanında oturur. Benim yanımda varsa babalar, yoksa muhipler oturur. Erkekler bir tarafta, kadınlar bir tarafta oturular.
Biz de dem var. Biz demi Ali aşkına alırız. Biz Ali’yi bir nur olarak biliriz. Ali dünyaya bakidir, dünyaya baki kalır.
Biz çalışmayı en büyük ibadet biriz. Ben Hakk’tan korkarım, yanlış yapmaktan korkarım. Muhiplerin arasında yanlış bir şey söyleyeceğim diye korkarım. Biz meydana dargını almayız. Bu güzellikler neden anlatılmıyor, bilmiyorum. Bunlar anlatılsa, Türkiye ayağa kalkar.
Hata yapan, meydana alınmayan yedi yıl içeri almaz. Kimse onunla konuşmaz, evine gitmez. Ufak kusur olursa affdilir. Büyük kusur olursa bizi aşar.
Büyük hatayı yapanları ben alsam da bizim muhipler almıyorlar. Bizim yol böyle bir ulu yoldur, bunun neresi kötü be erenlerim, bize Kızılbaş, derler, hakir görürler.
Alise Ana
Bize çok görev düştü. Hep babanın evinde oldu, her şey. Ben istedim bunun baba olmasını, biraz kendisini toparlasın, dedim. Gelinler bir şey demediler. 30 yıl bu yola hizmet ettik. Ölünceye kadar biz bu yolu bırakmayız. Baba olunca bir boğa ve bir koç kestik. İstanbul’dan Avni Baba ve belki 20 baba buraya geldiler. İstanbul’daki babalar buraya geldiler. Hep biz meydan açtık. Bu dedelik de yaptı. Kırklar Tavuğu var. Kırklarda, hizmet görürken “Cebrailsiz Hizmet Görülmez” deriz. Nevruz’da hizmetlerde Cebrail keseriz. Biz on iki mum yakarız.
Biz köy düğünü yaparız. Hem misafirleri, hem de köyü besleriz, boğa keseriz.
Burada çok ilginç bir durum var; Kızıldeli Ocağı deniyor, Gülşeni deniyor, Amucalar deniyor, en son Balım Sultan Erkanı’ndan bahsediliyor. Kısa zaman içinde bir dönüşüm gözleniyor. Aslında çalışma yapanlar birçok zorluğu yenmek zorunda. Hem genel olarak bilgi almak aynı zamanda yanılmamak için geniş bir bakış açısına sahip olmak gerekiyor.
Ayhan Aydın
11 Haziran 2002
YENİKAPI FESTİVALİ, HACI BEKTAŞ'TA ÇOK BAŞLILIK
Yunusların, Hacı Bektaşların, Pir Sultanların Barış Güvercinleri
Bu Toplumda Ne Zaman Birlik İçin Kanat Çırpacaklar Acaba?
KAPISI KİLİTLİ TUZAKTA KALDIM
ARIYORUM BULAMADIM BEN BENİ
Malatya Arguvanlı çok değerli Halk Ozanı Muharrem Yazıcıoğlu böyle söylüyor. Şu bizim toplumu anlamak da, anlatmak da gerçekten çok mu çok zor… İlkesel bütünlük içinde bir tartışma yapamıyoruz, birlikte yol alamıyoruz, bu yolun kurucularının hayatlarını ortaya koyarak oluşturdukları değerler manzumelerinin yanına bile yaklaşamadan sürekli ama sürekli bu kadim yolun öğretilerinin tam tersini yapıyoruz. Zaman zaman tümümüz bunu yapıyoruz. Yola birlikte gidilir, diyoruz; ama bir türlü bu hümanizmanın / insan severliğin, insanlık için serinden geçilmesi gerektiğini söyleyen ulu yolda birlikte yürüyemiyoruz.
Birileri bizi parça parça bölmek isterken, hiç kimseye gerek duymadan sadece ve sadece benliğimizi yenemediğimiz için, birlik ve dostluk kazanında, gönül kâbesi dediğimiz kâmil insan olma okulunda menzil alıp pişmediğimiz için bir ve beraber olamıyoruz.
İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır, gibi yüzlerce ölümsüz veciz söz söylemiş bu yolun öncü erenlerinden Hacı Bektaş’ı da, Yunus Emre’yi de, nice ulu ozan ve erenleri de tam anlayamıyoruz, anlamak isteniyoruz. İşimiz gücümüz, rol kapmak, rol yapmak, ön planda olmak.
Bunu da yine bu yolda hizmet adına yapıyoruz, ne acı bir gerçektir ki, erenler adına yapıyoruz.
Şimdilerde yaklaşık iki yüz elli kadar üye birimi (cemevi, kültür merkezi) olan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu tüm dünyadaki en güçlü Alevi yapılanmalarından birisidir. Yıllar yılı Avrupa’da Alevilerin sesini duyurmuş, Türkiye’de Alevilerin yaşadıkları haksızlıkları, hak kayıplarını ve genel anlamda da Türkiye’deki insan hakları ihlallerini dünya kamuoyuna da taşımış bir birinden değerli yöneticileri, üyeleri, dedeleri, danışman bilim insanlar olan birçok ciddi kurumdur AABK.
Bence en büyük zaafı, siyasetle olması gerekenden fazla içli – dışlı olması, özellikle Türkiye’de her zaman siyasi oluşumların, gelişmelerin içinde yer almayı kendisinin öncelikli bir uğraşısı olarak görmesi bu algıyı halka yansıtmasıdır.
Elbette yaşam siyasetin içindedir, Alevi toplumunu da isteklerini, sorunlarını, yaşadıklarını, beklentilerini siyasilerle de halletmek zorundadır. Ama siyasi partileri, siyasileri, siyaseti kullanarak sorunlarını halletmekten ziyade siyasi partilerle, siyasetle, siyasi oluşumlarla olması gerekenden çok daha fazla iç içe geçen ilişkiler ağı, AABK.’nin de tüm Türkiye’deki Alevilerin ve Alevi Kurumlarının da sorgulamaları gereken bir alandır.
Çok iyi hatırlıyorum; Bir zamanlar Barış Partisi’nden aday olmayan Alevi yazarı, ozanı, dernek yöneticisi kalmamıştı adeta… Mahzuni Şerif bile epey gayret göstermiş, sanatçı olarak anılmaktan ziyade siyasetçi olmak için her zaman bu konuda yapmadığı kalmayan Arif Sağ ve daha nice nice isimler işi gücü bırakmışlar siyaset sevdasında kendilerinden geçerek birer siyasi figür olmuşlardır Türkiye’de.
Devamını oku: YENİKAPI FESTİVALİ, HACI BEKTAŞ'TA ÇOK BAŞLILIK
YUNANİSTAN SEÇEK ETKİNLİĞİ 2019
GELENEKSEL
SEYYİD ALİ SULTAN SEÇEK YAYLASI ETKİNLİKLERİ
(02 / 04 Ağustos 2019)
Yunanistan'da geleneksel olarak yüzyıllardır yapıla gelen Seyyid Ali Sultan (Kızıldeli) Ocağı (Dergâhı) çevresindeki Seçek Yayla Etkinlikleri bu sene de bir başka coşku ve büyük bir katılımla gerçekleşti.
Yunanistan Batı Trakya'daki Alevi - Bektaşi toplumunun temsil kurumu olan, Kızıldeli Seyyid Ali Sultan Dergâhı - Seyyid Ali Sultan Koruma Heyeti tarafından organize edilen Seçek Yağlı Güreşleri Etkinlikleri, Seyyid Ali Sultan Dergâhı’nın kalbindeki Ruşenler Köyü'nde ve Seçek Yaylası'nda yapıldı.
2-4 Ağustos 2019 tarihleri arasında yapılan etkinlikte ilk gün yüzlerce insanın katılımıyla Ruşenler köy meydanında Alevi-Bektaşi nefesleri seslendirildi. Halk oyunlarla coştu, mutluluk halesi her tarafa yayıldı.
2 Ağustos, Cuma
BİRİNCİ GÜN ETKİNLİKLERİ, RUŞENLER KÖYÜ
Balkanlar’a ayrı bir önem veren özündeki ocak- tekke aşkıyla, bilimsel çalışmalar için öncü olan Almanya Köln merkezli Alevi - Bektaşi Kültür Enstitüsü Başkanı Sayın Gülüzar Cengiz her zaman ki gibi etkinliğe büyük değer kattı. Bu organizasyonlarda her zaman büyük emek veren değerli akademisyen Doç. Dr. Mehmet Ersal da her zaman ki gibi etkinlikte aktif rol üstlendi.
Etkinliğe katılanlar arasında şunlar vardı; Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Onursal Başkanı Sayın Turgut Öker, Alevi Düşünce Ocağı Başkanı Sayın Doğan Bermek, Cem Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi, Çorlu Şube Başkanı Sayın Muzaffer Birdal, Hüseyin Gazi Cemevi Başkanı – Yazar Ali Yıldırım; HDP milletvekili Sayın Zeynel Özel, Araştırmacı – Yazar Vedat Kara, Yol Tv.’den çok sevgili programcılar Özkan Lafatan, Mahmut Akgül’ün de katılımıyla birlikte Yol Tv. Can Tv. De etkinliğin geniş kamuoyuna ulaşmasını sağlayarak tarihi bir görev üstlendiler.
Etkinliğe Almanya’dan olduğu kadar Türkiye’den de katılımlar oldu. Katılan cümle canlara, mihmanlara selam olsun.
650 yıldır çerağların sönmeden yandığı Seyyid Ali Sultan Ocağı / Tekkesi yine gönülleri birledi, gelece ilişkin umutları arttırdı.
Bu güzel etkinlikte yoluna, erkânına, geleneklerine sahip çıktığını bir kez daha gösteren Batı Trakya Alevi Bektaşi Toplumu'nu, Türkiye'den ve Batı Avrupa'dan, Bulgaristan'dan gelen konuklar yalnız bırakmadılar. Yeni seçilen belediye başkanının eşiyle birlikte etkinliğe katılması da ayrıca bir başka mutluluk kaynağıydı.
Her şeyden önce bu senenin Ağası olan ALİ KEHAYA’nın bir düğün / bayram yerine dönen evin Seçek Yayla Etkinlikleri’nin bugünkü merkezi konumundaydı. Zaten her sokağı, evinin önü çiçek bahçesi olan tertemiz Ruşenler Köyü’nün aydınlığı buraya da yansıyordu. Gelenekte olduğu gibi, ilk önce davul zurna ekibiyle birlikte başta gelen misafirler, insanlar bölük bölük ağanın evine götürülüyor, misafirler Ağa’ye eşini ve ev halkını selamlıyorlar, hoş sefa ediyorlar. Ağa’nın Eşi aynen bir Alevi dedesinin eşi gibi saygı görüyor, ona o şekilde davranılıp büyük saygı gösterilir. Köyden veya diğer köylerden kurbanlık olarak getirilen koçlar – koyunlar da süslenmiş bir şekilde yine onları getirenlerle birlikte davul zurnayla Ağa’nın evine götürülüyor, bu böyle devam ediyor. Gelenlere kolonya eşliğinde şeker ikram ediliyor.
Birinci gün, 2 Ağustos cuma akşamı Ruşenler Köy meydanı tam bir bayram / düğün yerine dönüyor. Gelen tüm mihmanlar bu meydanda kurulan masalarda ağırlanıyorlar, onlara ikramlarda bulunuyor.
Halk Ozanları – Sanatçılar; Hasan Öztürk, Mehmet Karabudak, Sadık Yiğit ve Bülent Akın, Mustafa Aydın nefesleri, türküleri ve de halayları başarılı bir şekilde seslendirerek büyük beğeni topladılar. Yolları aydınlıklar içinde olsun...

