EMİNİ DÜŞTÜ - EMİNİ -
AYHAN AYDIN
31 Ocak 2016'ta Hakk'a yürüyen ozanımızın önünde saygı, sevgi ve minnet duygularımızla eğiliyoruz...
Şimdi ben Cumhuriyet gemisinden bahsetmek istiyorum. Cumhuriyet fazilettir deniliyor, bir erdemdir deniyor, Cumhuriyete farklı anlamlar yükleniyor. Fakat sizin şiirlerinizde çok köklü bir toplumsallık var. Bu toplumsalcılık havada kalan bir toplumsalcılık değil, şiirlerinizin içine sinen, Anadolu toprağını benimsemiş, özümsemiş Atatürk gibi bir devrimcinin Türkiye’ye kazandırmış olduklarını çok iyi görebilmiş bir halk insanı damarı var sizde. Halkın duygularını düşüncelerini çok iyi yorumlayarak Cumhuriyetin temel ilkelerine çok büyük bir sahiplenme var.
Niçin bu sahiplenme? Sizin ağzınızdan alalım, Cumhuriyet nedir? Atatürk’ün devrimleri Türkiye’ye neler getirmiştir?
Şimdi işin doğrusunu söylemek gerekirse, mesela şimdi Cumhuriyetin 75. yıl dönümünde yer yerinden oynuyor. Herkes Cumhuriyetçi olmuş dediğiniz gibi, değişik değişik misyonlar yüklemişler Cumhuriyete, demokrasiye, laikliğe. Aslında açık söyleyeyim ben bunlara inanmıyorum.
Bu böyle değil yani. Cumhuriyetçilik böyle değil. Cumhuriyet, toplumunu da birlikte kucaklayan toplumu kucaklayan, Cumhuriyeti, demokrasiyi herkesin inanç ve özgürlüğünü kendi elinde toplayan, kendine veren, teslim eden bir dünya çadırı olarak görüyorum. Şimdi bakıyorum cumhuriyetçilere ben.
Uğur Mumcu ve Siyasal Cinayetler Paneli
Şahkulu Sultan Dergâhı’nda
Uğur Mumcu ve Siyasal Cinayetler Paneli Yapıldı
Şahkulu Sultan Dergâhı Vakfı’nda, bugün, 24 Ocak 2016-Pazar, Uğur Mumcu ve
Siyasal Cinayetler isimli bir panel yapıldı. Gazeteci-Yazar Necdet Saraç’ın yöneticiliğini (moderatörlüğünü) yaptığı panele konuşmacı olarak Gazeteci-Yazar Miyase İlknur, Gazeteci-Yazar-Tv. Programcısı Gürkan Hacır katıldılar.
Panel’de, Cumhuriyet döneminde ülkemizde gerçekleştirilen siyasi cinayetler anlatılırken; bu cinayetlerin işlenmesinin perde arkası aralanmaya çalışıldı. Konuşmalarda; Uğur Mumcu’nun kişiliğinde toplanan toplu kıyımların ülkeye verdiği zararlar dile getirildi.
Uğur Mumcu başta olmak üzere, Türkiye’de aydınların demokrasi, insan hakları, eşitlik, özgürlük, gerçek laiklik gibi konularda sürekli bedeller ödemek zorunda bırakıldıkları, bu hal böyle devam ederse bu bedellerin daha da ödeneceğini söylendi.
Şahkulu Sultan Vakfı Başkanı Mehmet Çamur ise; ABD.’nin iki numaralı isminin Ankara’ya değil, İstanbul’a geldiğini, Ankara’daki yöneticilerin ise onu İstanbul’da karşılayıp görüştüklerini, bu durumun bile bazı gerçekleri açıklama konusunda iyi bir gösterge olduğunu söyledi.
Soru ve cevaplarla da zenginleşen panel halkın büyük ilgisiyle karşılandı. Panel’e ayrıca Araştırmacı-Yazar Süleyman Zaman, Semah Hocası-Yazar Mehmet Aydoğmuş, Sanatçı- Halk Ozanı Tuncelili Helin gibi isimler de katıldılar.
Ayhan Aydın
Geleneği Yaşatanlar Bu Yolu Bugünlere Nasıl Getirdiler
Alevilik Bektaşilik’te
Geleneği Yaşatanlar
Bu Yolu Bugünlere Nasıl Getirdiler?
Ayhan Aydın
“Yol Cümleden Uludur – Yola Birlikte Gidilir”
İslam Peygamberi Hz. Muhammed Mustafa’nın, kızı Hz. Fatıma ve onun eşi olmasıyla damadı, hem de yeğeni olan Hz. Ali’nin soyundan gelen, On İki İmamlar’a, yani Ehlibeyt’e kendilerini soyca bağlayan, (ama çok iyi bilindiği halde kimse tarafından cesaretle fazla dile getirilmediği gibi, soydan çok onlara derin manevi bir bağla bağlılıklarından ve onların her türlü emanetlerini taşıdıkları söylenen) dedeler tarafından yaşatılan dedelik, kendi ifadeleriyle yine Ehlibeyt’e gönül bağıyla bağlılığa yani “yol oğlu”luk esasına dayalı Bektaşilik’te babalık, kutlu ve etkili söz söylemenin dışında zaman zaman toplum ve inanç önderliği kimlikleri de olan ozanlarla ozanlık, âşıklık ve cemlerde zakirlik, dervişlik, kamberlik, gibi yol ehli inançlı insanların önderliğinde; Eren ve Evliyaların izi sürülerek Alevi Bektaşi Yolu, erkânı, kültürü, felsefesi bugünlere kadar gelmiştir. Kendilerinin ifadesi veya toplumun onları öyle kabul etmeleriyle; dedeler, babalar, ozanlar, âşıklar, zakirler, kamberler; Alevi Bektaşi toplumunun yüzyıllar boyunca en önemli öncüleri olmuş kişileridir. Tasavvuf öncüsü yani mutasavvıf, köken olarak Alevi Bektaşi olmasa da, bazı büyük ulu insanların da görüşleriyle beslenen Alevi Bektaşi Yolu’nun içinden çıkan kutup sayılan öncülerin de etkisiyle, eserleriyle, eylemleriyle, deyişleriyle bu yol çok farklı coğrafyalarda, bazen farklı isimlerle, bazı inanç ve kültürel farklılıklarıyla da olsa bugüne kadar gelmiştir.
On İki İmamların her birisinin büyük mücadelelerinin, birçoğunun zulme uğramalarının, öldürülmelerinin dışında, onların ilim sahibi olduğuna, hikmet sahibi olduğuna da inanılmış, çağının bilginleri olarak kabul gören On İki İmamların yaşamları; dedelerin, babaların, ozanların, aşıkların dolayısıyla da Alevilerin Bektaşilerin rehber aldıkları yaşamlar olmuştur.
Dedem Korkutlar, Koca Ahmet Yeseviler, Baba İshaklar, Baba İlyaslar, Hacı Bektaş Veli’ler, Şah İsmail Hatai’ler, Pir Sultan Abdallar, Seyyid Nesimiler, Kalender Çelebiler, Yunus Emreler, Kaygusuz Abdal, Mevlanalar, Dadaloğlu, Köroğlu, Dedemoğlu, Kul Himmet, Teslim Abdal gibi büyük tasavvuf erbapları, mücadele insanları, düşünür ve ozanlar…
Seyyid Baba Mansur, Ağuiçen, Kureyşan, Seyyid Ali Sultan, Abdal Musa, gibi nice nice inanç önderleri, ocak kurucuları, dergâh önderleri de hem eserleriyle, hem yaptıklarıyla, hem de görüş ve düşünceleriyle bu büyük inanç sisteminin köklerini geliştirmiş, yaşadıkları coğrafyalarda temeli insan sevgisine dayanan, “72 millete bir nazarla bakan”, Hakk’ı âdemde gören, gönül kırmamayı hedefleyen, Dört Kapı, Kırk Makamdan geçilmesini öğütledikleri felsefelerini, inanç öğretilerini ocak merkezlerinde, dergâh ve tekkelerde yaşatmışlardır.
Hallac-ı Mansur, Şeyh Bedreddin gibi birçok ulunun Sünni kökenli olması onların Aleviler Bektaşiler tarafından büyük bir saygıyla anılmasına, onlardan derin şekilde etkilenilmesine mani olmamıştır.
Devamını oku: Geleneği Yaşatanlar Bu Yolu Bugünlere Nasıl Getirdiler
CAHİT TANYOL'LA UZUN BİR SOHBET
TÜRKİYE’DE SOSYOLOJİ’NİN KURUCULARINDAN, ŞAİR, YAZAR
PROF. DR. CAHİT TANYOL
SOSYOLOJİ, DEVLET, TÜRKLER, ŞAMANİZM, İSLAMİYET, ALEVİLİK, İRTİCA, EDEBİYAT ÜZERİNE BİR SÖYLEŞİ...
AYHAN AYDIN
Sevgili hoca sizinle daha önce yaptığımız söyleşinin üzerinden hayli bir zaman geçti... Tabi askerlik girdi araya, diğer gelişmeler oldu. Bir önceki söyleşimizde daha çok Alevilik-Bektaşilik üzerindeki görüşlerinizi almıştık. Bunların bir kısmını Cem Dergisi’nde yayımlamıştık. Bir kısmı da daha geniş bir şekilde, benim Alevilik-Bektaşilik Söyleşileri isimli kitabıma girdi. O günü, sizinle söyleşi yaptığım günü, bugünkü gibi hatırlıyorum; söyleşimizdeki günü, zamanı, hisleri...
Söyleşiye girerken dedik ki sizin sosyal bilimci, sosyolog olarak, Türkiye’de kurulması, yayılması için yoğun çaba harcadığınız sosyoloji alanında, önemli hizmetleriniz olması yanında, bir yanınız, edebiyatçı yanınız fazla bilinmiyor, siz bu konuda üzüntülüsünüz. Sizin esas önem verdiğimiz yönünüz, edebiyatçı kimliğiniz, şair yönünüz hemen hiç bilinmiyor.
Efendim çok uzun yıllar öncesine dayanan dergicilik yönünüz var. İzmir’de şiir dergisi Aramak’ı çıkardınız. Bu çalışmalarınızın yankısı da olmadı değil.
Biz her şeyden önce, sizin o derin duygusallıkta geçen yaşam öykünüzü, yeniden alacağız. Yani çocukluk günlerinize, Nizip’e gideceğiz. Çocukluğunuzun geçtiği dönemi anımsayacağız. Kolay değil tabii, bunca ömre, nice anıları sığdırdınız. Onlardan başlayalım, sohbetimize ve devam edelim diğer konulara.
Edebiyatçı, şair, şiirleriniz, uğraşlarınız, “Kuruluş ve Fetih Destanı”na, da geleceğiz ama ondan önce geçmişinize bir daha dönelim diyorum ben.
Çok büyük bir duygusallıkta geçti o yıllar herhalde, ama zor yıllardı da aynı zamanda o yıllar?
Şimdi çocukluğumuza dönüp bakınca aslında şunu görürüz; cidden özgür bir atmosferde büyüdük biz. Bahçelerde, bağlarda büyüdük bizler ve hemen hemen serazat dedikleri eski bir dönemdi bu. O yüzden yaşamımın diğer kesitlerinde çocukluk anılarım ve çocukluğum ön planda yer tutuyor. Bir de o küçük kasaba özlemi, hatta şiirlerimin bir bölümünde de sıla, diye yazılıyor, Nizip’e ait şeyler var. Bizim hanım soruyor. Nedir senin bu çocukluk cenneti olarak gördüğün şey? Aslında gerçekten de büyük bir sefalet vardı, sıkıntı vardı. Hatta bazı şiirlerimde de var bu duygular çocukluk günlerime ait acı dolu duygular vardır. Ama bunun yanında o dönemin kendine özgü bir niteliği vardır. Aslında çocukluğum sert aynı zamanda yaramazlıkla geçmiştir. Ailem bazen çok şikayet ederdi. Yalnız ailem değil, kasabalı da çok şikayet ederdi bazen. Fakat günün birinde bizim akrabalarımızdan biri, Rıfat Tatlıcıoğlu diye bir zat vardı, annemin teyzesinin oğlu, O bana bir kitap verdi; Recaizade Mahmut Ekrem’in bir kitabını “Nijad Ekrem” diye. Kitabı öyle benimsedim ki, sanki Ekrem Bey’in akrabalarından biri haline geldim. O Nijad Ekrem’in ölümü ve babasının yazmış olduğu kitap bende müthiş bir etki bıraktı ve bir içe dönüşe çevrildi. Edebiyata ve şiire başlayış sebebim o “Nijad Ekrem” kitabı oldu. Ve “Nijad Ekrem” kitabından fazlasıyla etkilenmiştim. Öyle ki İstanbul’a geldiğim zaman kendi akrabaları bilmez, hatta torunu Çiğdem Talu vardı, Ercüment Ekrem’in torununun torunu Mahmut Ekrem’in kızı vardı, Selahattin Bila’nın karısıydı. Ona sorduğum zaman o Recaizade Ekrem Bey’in kaç çocuğu var? Nerededir? Hangisi öldü? Hiç birini bilmiyorlar. Ben teker teker söyledim onlara... Sağ olduğunu, bir tanesinin Ehemcet olduğunu, ve en sonunda Nejat Ekrem olduğunu ve onun öldüğünü en sonunda Ercüment Ekrem kaldığını, kısacası ailesinin bütün fiili saydım, ve ortada galiba Ekrem Bey’den bir divit vardı. Pirinçti bu divit. Dedesinden kalmış, dedesinin dedesinden icazet ki, Ekrem Bey’in ki zannedersem ailesi ve akrabası hakkındaki tek bilgisi o divitten ibaret. Ve bu kadar büyük bir aileden bir şey. Öyle ki hayatımda, benim çocukluk dönemimde en büyük etkiyi o kitap ve ruh hali yaptı. Tıpkı bir müminin Kabe’yi ziyareti gibi “Ah! İstanbul’a gitsem de şu Ekrem beyin “Recai Ekrem” mezarını ziyaret etsem” en büyük özlem olarak geçerdi içimden.
HASAN DEMİR BİLGİLİ BİR TAHTACI ALEVİ
Ekin İdik Olduk Harman
Geleneği Yaşatan Halkla Söyleşiler…
BİLGİLİ BİR TAHTACI ALEVİ
HASAN DEMİR’LE SÖYLEŞİ
Ayhan Aydın
Her şeyden önce merhaba diyoruz, mihman kutsaldır, Alevîlik Bektaşilik’te, siz de bu yolun yolcususunuz. Bizleri içtenlikle kabul ettiniz hanenize çok teşekkür ediyoruz sizlere.
Akçaeniş Köyü duyduğuma göre 1936’dan sonra kurulan bir köy.
Hasan Demir: Yok. 1930’da falan.
Peki, nasıl kurulmuş? Burası bir çiftlikmiş. Şu Bektaşi diyoruz ya, onlara mensup kişilerden burada varmış. 15 diyelim ki 10 ev varmış. O yıla kadar bizim bu Tahtacı kavimi Alevî. Tahtacı sanat anlamında.

Tahtacı ismini alması eski. Orta Asya’dan gelindiği zaman Türkmen olarak buraya gelindiği zaman, yani Türkiye’ye gelindiği zaman, bir yarısı dağa çıkmış, Yörük ismini almış, bir yarısı da dağa çıkmış ağacı biçmiş, çarşıya yayılmış. Yani Tahtacı demek bir sanattır. Yani Alevî ile Tahtacı aynı. Tahtacı ismi bir sanat.
Sanattan dolayı Tahtacı denmiş, tahta işleriyle uğraşmışlar ve benzeri?
Evet. Onu demişler ve buraya ilk nüfusa geçişleri; toprak almışlar buraya yerleşmişler.
Nerelerden gelmişler?
Esas geldikleri yer dedemgile sorarsak Konya’dan. Şurda, burda çalışmışlar yani. Artık eskiden ovadan inme şartıyla dağların başında çalışmışlar.
HASAN SEVİN DEDEYLE SÖYLEŞİ 2.
HASAN SEVİN
BABA MANSUR, KURHÜSEYİN (KOL Tekkesi)
Seyyit Kasım (Soyu Kiği / Adaklı / Karer bölgesi, Sütlüce ve Doluçay köyleri)
Hasan Sevin Dede’yle Söyleşiler (II.)
(Cem Radyo’da Söyleşiler)
Ayhan Aydın
Sevgili Dostlar merhaba…
Ben Ayhan Aydın bir Dedeler Babalar Meclisi programında daha sizlerle birlikte olmanın mutluluğunu yaşıyorum.
Her zaman olduğu gibi bugün de teknik masada Birol Tuğrul kardeşim de bir saat boyunca bizlere yardımcı olacak. Şimdiden kendisine teşekkür ediyorum.
Evet dedelerle, babalarla ilgili bugüne kadar yoğun hizmetleri olan gerçekten bu kurumun yüz akı olan insanları programımıza konuk ediyoruz.
Zaman zaman Cem Vakfı öncülüğünde gerçekleştirilmek istenen Dedeler Babalar Meclisiyle ilgili çalışmaları sizlere aktarıyoruz.
Ve sadece bununla sınırlı kalmıyor programımız elbette Alevi Bektaşi inanç ve kültürüyle ilgili hizmeti geçenleri anıyoruz, bu konuda ki uğraşları sizlere aktarıyoruz. Programımızın başında dünde biraz genişçe yer vermeye çalıştığımız gibi tam bir sene önce bu çalışmalara yoğun emek veren ve aramızdan ayrılan değerli hocamız Baki Öz’ü ve önceki gün kaybettiğimiz ve size aktardığımız Şevki Kocamızı bir kez daha yad ediyoruz ruhları şad olsun diyoruz.
Gerçekten sadece dedelerle, babalarla bu yol yürümemiş bu konuya gönül veren, emek veren dede ve baba kimliğinin dışında da onlarca, yüzlerce insan olmuş. Analarımız olmuş, bacılarımız olmuş dervişlerimiz olmuş bu yola hizmet eden aydınlarımız olmuş, öncülerimiz olmuş hepsinin el ele yürek yüreğe verdikleri mücadelelerle bu güzel inanç bu günlere kadar ulaşabilmiş.
Nedir bu inanç Ehlibeyt sevgisinden temelini alan ve yüzyıllar içerisinde daha da olgunlaşıp inanç öncüleriyle bugüne gelen Alevi, Bektaşi, Mevlevi inanç ve kültürü?
Evet dün değerli bir konuğumuz vardı, kendisiyle bugüne kadar yayınlamış olduğu eserler ve eserlerin içerikleri hakkında sohbet etmiştik, iki değerli canımızı almıştık.
Bugün ta uzaklardan Bingöl diyarından buraya kadar gelen ve sadece bir öğretmen olarak, sadece şiirleriyle, yazmış olduğu eserlerle değil, yürütmüş olduğu cemlerle de, ocakzade kimliğiyle de çok sevilen, sayılan, geçen sene görüp bilgisini takdir ettiğimiz, sevgili Hasan Sevin dedemizle, bir saat boyunca dedeler babalar meclisi ekseninde söyleşimiz sürecek.
Hoş geldiniz programımıza efendim tekrar.
Hoş bulduk efendim çok sağ teşekkür ederim.
Şimdi bugün dedelik kurumu, cem kurumu, Alevilik ve oluşturulmaya çalışılan Dedeler Babalar Meclisi hakkında, günümüzde yaşadığımız Aleviliğin çıkmazları, açmazları, şehirlerdeki problemleri üzerinde duralım.
Çünkü siz bunları cevaplandırabilecek bir pozisyona sahipsiniz, yazarsınız, bir öğretmensiniz, eğitimcisiniz fakat inancını bırakmamış, inancını devam ettiren bir insan olmanın ötesinde yani ocakzadeliğin yanında dedeliği de yürüten, sazıyla, sözüyle, cemiyle bu inancı sürdüren insanlardan birisiniz.
Evet sevgili Hasan Sevin şimdi biz sizlere aktardık, Cem Vakfı bir çalışmanın içinde diyor ki, Türkiye’de, Balkanlar’da, ülkemizin dört bucağında yüz yıllardır bu hizmeti yerine getiren dedeler babalar çok yoruldular, çok çile çektiler ama hiç bırakmadılar bu kutsal hizmeti, emanetleri hiç bırakmadılar gelecek kuşaklara aktarmak için mücadele verdiler.

