Acımadan Kestiler Birer Birer
ACIMADAN KESTİLER BİRER BİRER
Acımadan kestiler birer birer
Ellerimi, kollarımı, kanatlarımı
Dört ayağımı...
Hem de sallamayayım diye kuyruğumu
Yaşama sevincimi tümden yok ettiler...
Özgürlüğümü, hayallerimi, her şeyimi
Ama her şeyimi elimden aldılar...
Bir can olarak utandım
Güçsüz, çaresizdim
Hiç bir şey yapamadım
Yalvardım anlamadılar
Yakardım anlamadılar
Vicdansızdılar onlar...
Dayanamadım böyle yaşamaya
Kahrettim dünyaya...
Şimdi buralarda değilim,
Çok uzaklardayım
Özgürce koşabileceğim yerlerdeyim.
Yalnız, ruhumun bir parçası sizlerle
İnsanlar bu kadar vicdansızlaştıysa
Sizin dünyanız olmaz olsun...
Nasıl bakıyorsunuz çocuklarınız yüzüne?
Öyle çocuklar yetiştirin ki,
Bir daha hiç bir canlıya zarar vermesinler...
Dünya böyle yaşanılmayan bir yer olmayı hak etmiyor...
Dünyayı insanlar mahvediyor.
Burayı yine ancak onlar güzelleştirebilir...
Eğer eğitime, eğer çevreye önem vermezseniz,
Ben sizlere hakkımı helal etmem...
Haydi, çocukların ve yaşanılması gereken güzellikler aşkına
Kalın sağlıcakla…
Beni ve benim gibi işkence çekenleri hiç unutmayın,
Bunları önlemeye çalışın…
Belki o zaman sizi affedebilirim…
(Ayhan Aydın, 16 Haziran 2018)

Harabati Baba Tekkesi Tümüyle Elden Mi Çıkıyor?
Harabati Baba Tekkesi Tümüyle Elden Mi Çıkıyor?
Ayhan Aydın
Alevi Bektaşi toplumu ve kurumları uyurken, ocaklarımız, dergâhlarımız, tekkelerimiz, inanç ve kültür merkezlerimiz çok planlı bir şekilde Sünni (Hanefi) İslam potası içinde eritilip yok edilmek için amansız bir gayretle ve devlet eliyle ele geçiriliyor. Bu oyun her yerde olduğu gibi Balkanlar'da da (Rumeli) tüm hızıyla devam ediyor... Balkanlar'da Sarı Saltık, Seyyid Ali Sultan Dergâhı, Harabati Baba Tekkesi başta olmak üzere; tertiplerle tüm Alevi Bektaşi yapıları - kurumları yok edilip, ellerimizden alınmak isteniyor... Bizim ise bir kaç demeç, sözde tepkiden başka yapabildiğimiz bir şey olmuyor... Tabii ki Balkanlar'daki tekke - dergâh- kurumların da darmadağınık bir şekilde, ortak hareket etmekten uzak olduğunu da söylemek zorundayız. Otuz yıldır Balkanlar'daki Alevi Bektaşi toplumunu bir araya getirip bir birlik kuramamak da yine bu toplumun kurumsallaşmada, iletişimde, örgütlenme de ne kadar geri kaldığını da acı bir şekilde gösteriyor...

Makedonya Türklerinin Sesi Yeni Balkan internet sitesinin 27 nisan tarihli haberine göre; TİKA Ve Makedonya'daki sözde İslam Dini Birliği isimli kuruluş işbirliği için anlaşmışlar. Bu görüşmeler uzun zamandır sürüyordu. Ama Harabati Baba Tekkesi'ndeki, Tetova'daki, başta Derviş Abdülmüttalip Bekiri başta olmak üzere Bektaşiler, onların çalışmalarına karşı duruyorlardı. Çünkü burası her şeyiyle bir Bektaşi Tekkesiydi ve Bektaşilerin elinde kalmalıydı. Ama yapılmak istenen "restorasyon" adı altında Tekke'nin ele geçirilmesi, Bektaşilerin dışlanması çabasıydı. Bunu oradaki gerçek Bektaşiler çok iyi biliyorlardı. Şimdi ise işi eski tarihi yapıları restore etmek gibi çok da güzel gibi görünen gayret olmaktan ziyade, Diyanet İşleri Teşkilatı'nın zaman zaman yapamadığını tamamlamak olan TİKA, devletin resmi din anlayışının Balkanlar'da kökleşmesi için hamleler yapmakta, devletin milyarlarını bu iş için harcamaktadır. Şimdi ise oynanan oyunlarda yeni bir hamleyle karşı karşıyayız...
Harabati Baba Tekkesi'nde Vahabi zihniyetli işgalden sonra şimdi de sonsuza kadar bu tekkenin elden çıkmasına ilişkin bir son hamle yapılıyor sanırım.
Balkanlar'ın en büyük yapısal ve tarihsel Bektaşi Tekkesi belki de bütün Balkanlar'daki en önemli Sünni merkezlerden birisine dönüştürülecek, paralı bir memur gibi, sembolik kendi atadıkları kişiliksizleştirilmiş bir sözde Bektaşi'nin de bulunduğu bu yapı; yaşayan Bektaşiliğin değil de, sembolik Bektaşiliğin bir temsili yeri olacak. Bugün ki iktidarın elinde Türk Devleti bunu Türkiye'de tüm hızıyla yapmaya çalışırken, yani yandaş dedelerini, yani parayla satın aldığı ocak- dernek- dede eksenli yapılandırmasını (daha önce birçok kez dile getirdiğimiz gibi) Balkanlar'da da eş zamanlı olarak Bektaşiler ve (sözde) Bektaşi Babaları üzerinden yaparak, Alevi Bektaşi Yolu'nu yok etmek için adımlarını göz göre göre atmaya devam ediyor... Bunun şakası ve geri dönüşü yok sevgili dostlar... Yarın çok ama çok geç olacak. Yapılmak istenen çok basit; kendi kimliğini tam yaşatamayan bu kitlenin çeşitli sorun ve zaaflarından da yararlanıp, inanç merkezleri ve önderleri aracılığıyla bu toplumu asimile etmek. Geleneksel yapısını muhafaza etmekte zorlanan; sözde Alevi öncülerinin "kayıkçı kavgası" şeklindeki ilkel yarış, tartışma bile olmayacak basitlikleri yüzünden kaybedilen yıllar sonunda, kendi geleceğine ilişkin projeler geliştiremeyen, gerçek anlamda birlik kurup örgütlenemeyen bu yapı her zaman ki gibi siyasi ikbal, para, mevki, şan şöhret için fırsat kollayan bezirganlar elinde harap olmuş, hep devletin hamleleri karşısında karşı hamle ve bir iki sözde tepkiyle kendini gösterebilecek seviyede kalmıştır. Sonuç da işte böyle olaylar olmaktadır.
Demek ki çok daha ciddi çalışmalar yapmak gerekiyor.
Yarınlar bizden hesap soracaktır. Alevi Bektaşi Yolu'nun yaşaması, geleceğe çocuklarımıza aktarılabilmesi için artık senlik-benliklerin tümüyle toprağa gömülmesi ve işbirliğine her zamankinden çok daha fazla önem verilmesi gerekmektedir...
ŞİİRLERLE BAHARA MERHABA ETKİNLİĞİ
ŞİİRLERLE BAHARA MERHABA ETKİNLİĞİ
Ayhan Aydın
21 Nisan 2018, Cumartesi günü, saat: 14.30 – 18.30 arasında, Sultanahmet’teki Divriği Gazetesi yayın merkezinde, “Ülkü Tamer Anısına Şiirlerle Bahara Merhaba” etkinliği yapıldı.
Araştırmacı – Yazar Ayhan Aydın’ın öncülüğünde; Divriği Gazetesi ve İlkezgi Sanatevi tarafından ortaklaşa organize edilen ve sunuculuğuna da Ayhan Aydın’ın yaptığı etkinliğe yaklaşık otuz şair/ozan katıldı.
Geçtiğim günlerde hayatını kaybeden Türk şiirinin büyük ismi Ülkü Tamer’in anısına özellikle halk ozanlarının katıldıkları etkinlikle, şiirin bütün evrensel temalarında şiirler okundu, konuşmalar yapıldı, sazlar çalındı, nefesler, türküler söylendi.
Aynı zamanda şiirler gibi, getirilen lokmaların da Divriği Gazetesi Gönül Bahçesi’nde aşkla paylaşıldığı etkinlikte; insanlığın baharla birlikte güzel günler görmesi, barış, sevgi, hoşgörünün artması, ülkemizde demokrasinin önündeki engellerin kalkması dilekleri dile getirildi.

Etkinlikte; Ayrıca nisan ayı içinde Hakk’a yürümüş olan Aşık Daimi, Aşık İhsani, Derviş Kemal de anıldı.
Araştırmacı – Yazar Süleyman Zaman etkinliğin başında halk ozanlığı kavramı ve Ülkü Tamer’le ilgili bilgilendirici kısa bir konuşma yaptı.
Halk Ozanı – Sanatçı – Yazar ve Trakya’nın sesi olan Hasan Öztürk ise Derviş Kemal (Kemal Özcan)’ı özellikle anarken hep birlikte haftaya cumartesi günü yine aynı saatte burada, bu büyük ozanımızı analım, şeklinde bir öneride bulunda.
Etkinliğe Katılan ozanlar ise şunlardı: Adil Ali Atalay, Süleyman Zaman, Hasan Öztürk, Celal Yılmaz, Yeter Şahin, Ahmet Akar, Binali Aktaş, Yusuf Ziya Leblebici, Sefer Kocakaya, Metin Aybek, Helin, Aslıgül, Gülfer Ceylan Güreş, Bedreddin Güreş, Aşur Nergis Dede, Murteza Çam, Ozan Çağdaş (Veysel Demir), Kamil Baysal, Hüseyin Tuncer, Abdullah Çifçi, Yahya Aslan Dede, Ekrem Polat (Kabristani), İsmail Tosun Dede, Hüseyin Cılga, Kamil Gündüz, Ferman Taka, Durmuş Ölmez.
Ayrıca; Fotoğrafçı – Belgeselci can insan İsmail Batı, Nafi Baba Türbesi Dernek Başkanı Ali Kaya, Hüseyin Çelebi gibi dostlar da etkinliğe katılanlar arasındaydı.
Teşekkür:
Etkinliği baştan sona kamera kayıtlarına alan çok sevgili Kameraman Mahmut Akdemir’e, etkinliği fotoğraflayan çok sevgili İsmail Batı’ya, etkinlik için canla başla çırpınan Divriği Gazetesi’ni var eden Saadet- Yahya Kemal Bayar çiftine, İlkezgi Sanatevi Sorumlusu Mustafa Karaçiftçi’ye ve tüm katılan, katılmak isteyip gelemeyen can dostlara gönül dolusu sevgi ve hürmetlerimiz vardır.
Fotoğraflar: İsmail Batı, Divriği Gazetesi, Ayhan Aydın
MEHMET ATAY'la Söyleşi...
MEHMET ATAY'la Söyleşi...
Ayhan Aydın
E Yayınları Yayın Yönetmeni ve çok önemli bir birikim sahibi Mehmet Atay'la, 19 Nisan 2018 Cuma günü bir söyleşi yaptım. Divriği Gazetesi Yayın Yönetmeni Yahya Kemal Bayar'la birlikte Cağaloğlu'ndaki ofisine gidip; Cağaloğlu Yokuşu, Babıali denilen Türk düşünce, yayın dünyasının bir zamanlar kalbinin attığı bu mekandan geriye neler kalıp kalmadığını sorgulamaya çalıştık. Cağaloğlu'ndaki unutulmaz simalar, siyasi çalkantılar, yayınevleri, yayınevlerinin en temel sorunları, Mehmet Atay'ın yaşam öyküsü, E Yayınları'nın kuruluşu ve bugüne ilişkin acı gerçekler...

Bir ikinci bölümüyle devam etmek istediğimiz söyleşiyle ben de için için beni yönlendiren bir yönümü de sakinleştirmek istiyorum: 30 yılımız burada geçti sayılır. Alevi Bektaşi kurumlarında ömür tükettik, hasta olduk, biraz tökezler olduk. Ama bir basın yayınlı olarak kendi asıl meslek dünyamla ilgili bir şeyler yapamayacak mıyım? Gerçi Kültür - sanat dünyamızdan portreler şeklinde yaklaşık kırk söyleşilik bir kitap da hazırlamadım değil ama tüm bunlar çok aşırı gölgede kaldı. Mutsuz değilim, çok şeyler yapmaya çalıştım kendi inanç- kültür dünyamla ilgili ama öyle boşu boşuna yorulup, çaresiz bırakıldım ki, bazen bunlara da hayıflanmıyor değilim.
Denebilir ki hayat bu, hiç kimse hayattan aradığını bulamaz, herkesin de işi rast gitmez... Ama nedense benim Alevi kurumlarında işim hep çok ters gitti... Tembelliğimden mi, iş bilmezliğimden mi, başarısızlığımdan mıydı acaba bunlar... Neyse uzamasın... Başka dertleşmelere bırakayım bunları... Hayatta hiç bir şey kolay değil belki de...
En azından on on beş söyleşiyle tanıdığım önemli simalarla bakalım Cağaloğlu Yokusu'nun efsanelere karışan büyük öykü denizinden ben neler derleyebileceeğim, bunları sonunda kitap olarak halka ulaştırabilecek miyim?
Çekimler, önerileri, desteği için Divriği Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Yahya Kemal Bayar'a çok tekekkür ediyorum.
Geçen hafta Pencere Yayınları Yayın Yönetmeni çok sevgili Muzaffer Erdoğdu'yla söyleşilerimiz sürmüştü...
Dr. Meral Avcı Delipınar’la Söyleşi…
Dr. Meral Avcı Delipınar’la Söyleşi…
Ayhan Aydın
Marmara Üniversitesi, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Sayın Dr. Meral Avcı Delipınar ve çok sevgili eşi Orhan Delipınar, Divriği Gazetesi Yayın Yönetmeni Yahya Kemal Bayar'la bizi 11 Nisan Çarşamba günü, Acıbadem'deki evlerinde konuk ettiler. Gönül isterdi ki, gazetenin temel direği Saadet Bayar da bizlerle olsun... Ama yaşam göründüğü gibi değil elbette, işlerin yetişmesi lazım!
CUSİAD'daki çalışmalarından tanıdığım Orhan Bey'le uzun yıllar önce Cem Radyo'da bazı programlar da yapmıştım.
Daha öncesinde esenliğimiz olan Meral Hanım'la ise özellikle geçen sene Divriği Gazetesi'nin düzenlemiş olduğu gezide bir araya gelmiş, Divriği'de sohbet etmiştik. Hatta restore ettikleri konaklarında bir de söyleşi yapmıştım.
Beni çok etkileyen, önemli bir bilgi birikimi sahibi olmasının çok ötesinde, girişimci, yapıcı, insanlara insanlığın ve uygarlığın tüm güzelliklerini götürme aşkında olan hocamızın derinliğini biliyordum. Özellikle tarih konusunda iktisadi- sosyal konular üzerine çok önemli birikimleri de olan Meral Avcı Delipınar hocamızın yaşam öyküsünü dinledikçe aslında ben de bir kutsal mesleği yerine getirmekten sevinç duydum... Ne de olsa, profesyonel olarak ciddi bir kurumda bugüne kadar çalışmasak da, kendi çapımızda gazetecilik yapıyorduk...

Meral hocanın yaşımını kendisinden dinledikçe işte bu dedim... Her şey burada... Nice, nice, nice büyük yürekler, çok büyük başarılara imza atmış isimler var aramızda... Hem de binlerce... İşte bu çok büyük değerlerimizden Dr. Meral Avcı Delipınar'la yaptığım söyleşi bunu ortaya çıkardı... Onunla da bir basın yayınlı olduğunu öğrenmek; sonrasında öğretmenlik, sonrasında akademik dünya, dil kursları, hatta okulda tiyatro oyunu yazıp- oynaması, nice nice sosyal etkinlikler her birisi heyecan verici çabaları dinlemek beni çok mu çok mutlu etti doğrusu... Hele hele de şimdi kendisini tümüyle Divriği kültürüne adaması, oradaki insanımızın sosyal yaşamını geliştirmek için verdiği mücadele, özellikle kadınlarımızın sosyal haklarını elde edebilmeleri için insanüstü gayretleri... En son ipekböceği projesi, hangi birisini anlatayım... Bir an önce bu söyleşilerin yazıya geçirilmesi gerekir... Bu büyük yüreğin dünyasını sizlere aktarmam gerekir...
Delipınar çiftinin evinden çok etkilendim: bir kültür- sanat yuvası burası... Hele de resimler, benim en çok sevdiğim sanat ürünleri... Ve de bu sanat ürünlerinden farklı olmayan Meral Hanım'ın özellikle bizler için hazırladığı o muhteşem sofra... Ne diyelim o fotoğrafları da, koşuşturmasından bir fırsat yakalayıp Yahya Kemal Bayar yayınlarsa ne de güzel olur...
Nice nice sağlıklı, uzun, güzel yıllar diliyorum bu can dostlara... Sevgili hocamız Dr. Meral Avcı Delipınar'ın bitmez tükenmez enerjisi daim olsun... Bu hepimize iyi gelecek bir büyük insanlık idealinin enerjisi... Her şey gönüllerince olsun...
Hakkı Saygı'nın Alevilik Bektaşilik Yazıları. Derleyen: Ayhan Aydın
Araştırmacı – Yazar, Bektaşi (Babai) Babası Hakkı Saygı’nın Alevilik Bektaşilik Yazıları
Derleyen: Ayhan Aydın
Alevi-Bektaşi İslâm Felsefesi
Alevilik Ve Bektaşilik Ne Demektir?
Hakkı Saygı
Önce Alevilik veya Bektaşilik ne demektir? Bunun tanımını çok iyi yapmalıyız. Gerçi bugüne kadar bunun pek çok tanımı yapıldı. Fakat herkes kendi düşüncesini aktardı. Benim yapacağım da bugüne kadar yapılanlardan pek farklı bir şey değildir. Ancak, tek bir doğru vardır ki bizler bu doğruyu yakalamaya çalışalım. Bu da ancak ve ancak akla en uygun olanıdır.
Alevilik; geniş anlamıyla Hazret-i Muhammed, Hazret-i Ali ve Ehl-i Beyt taraftarıdır, yani Hazret-i Muhammed, Hazret-i Ali ve bunların soyundan gelenlere büyük bir muhabbet ve saygı ile bağlanmaktır. Bektaşilik; Alevi inancına mensup olan, Hacı Bektaşi Veli’nin eline, beline ve diline sahip olma felsefesini benimsemiş bulunan ve günümüz şartlarına uygun olarak bu yolu izleyen ve yürüten kimse demektir.
Alevilik ve Bektaşilik; İslam dinini kendi yorumlarına göre kabul eder, yani İslam öncesi inançları ile İslami inançlarını harmanlayarak, kendisine özgü yeni bir İslam sentezi ortaya çıkarmış ve benimsemiştir. Ayrıca tek bir din ile de kayıtlı olmayıp, pek çok dinin maksat ve gayesini bilir, Kur’an’ın gerçek manasına da vakıftır ve tüm mevcudatın Hakk’ın kendi öz varlığından ibaret olduğunu bilir ve inanır.

Alevilik-Bektaşilik, Hıristiyan dininin içerisinde yer alan “Protestan Mezhebine” benzer. Orta çağ da Avrupa, Skolastik düşüncesinin kıskacı altında mezhep kavgalarıyla bunalmıştı. Katoliklerle Ortodokslar birbirlerine girmişlerdi. Tutucu ve bağnaz bir düşünceyi kabul etmeyen Martin Luther, Hümanist bir anlayış içersinde “Allah’la kul arasına hiçbir kimse giremez” diyerek, Hıristiyanlığın içerisinde yeni bir mezhep olarak “Protestanlık Mezhebini” kurmuştur. Katolik ve Ortodoks kiliselerin dışında üçüncü bir kilise olarak Protestan kilisesi de yer almıştır.
Devamını oku: Hakkı Saygı'nın Alevilik Bektaşilik Yazıları. Derleyen: Ayhan Aydın
Diğer Makaleler...
- Geleneği Yaşatanlar: Hakkı Saygı Baba
- EZELİ DOĞANAY’LA SÖYLEŞİ
- Almanya (Ve Hollanda) Gezisi (6-19 MAYIS 2016)
- Kosova ve Arnavutluk'ta Tekke Gezileri, 2015
- Rumelifeneri'nde Sarı Saltık
- ALİ EKBER ÇİÇEK'LE UZUN BİR SÖYLEŞİ
- Ankara'da Tarihi Buluşma
- ADİL ALİ ATALAY’la Muharrem Söyleşileri... (ÜÇÜNCÜ SÖYLEŞİ)
- ADİL ALİ ATALAY’la Muharrem Söyleşileri (İkinci Söyleşi)
- ADİL ALİ ATALAY’la Muharrem Söyleşileri…(Birinci Söyleşi)

